İkilemlerle tartışmak

08 Ekim 2012 15:10 / 1525 kez okundu!

 


Kuyunun dibindeki kurbağa, kuyunun dibinden baktığı zaman, gökyüzünün genişliğini kuyunun ağzı kadar zannedermiş. Kuyunun ağzına geldiğinde, gökyüzünün ne kadar geniş olduğunu o zaman anlarmış. Belki de gökyüzünün genişliği karşısında hayrete düştüğü ve de algılamakta zorlandığı için, gerisin geri atlayarak kuyunun dibine geri dönüyordur bazıları.

Son günlerde sorunlarımızı basit ikilemler içinde tartışan bir toplum olduk. Sporda böyle, iş hayatımızda böyle, siyasette böyle. Bunda yaşantımızın fazla derinliğinin olmamasının, her şeyi yüzeysel anlayıp, yaşamaya çalışmamızın da etkisi büyük herhalde.

Hemen hemen her şeyi "ak ve kara" mantığı içinde anlamaya çalışıyoruz. Bu mantıkta olanlara göre bir şey ya aktır ya da kara. Bu eksende tartışanlarca, bir şeyin başka bir renkte olması, sarı olması, kırmızı olması, vs söz konusu olamaz, olsa olsa ya ak, ya da kara olabilir.

Bu anlayış hemen hemen her yere sızmış durumda. Bu anlayışta olanlara şu kesimin özelliğidir demek de mümkün değil. Toplumun her kesiminde bu özellikte olanları görmemiz mümkün.

Hatta çoğu zaman, birbirlerine "düşman" olduklarını söyleyenlerin bile ortak özelliği olabiliyor bu "ak-kara" anlayışı. Buna en somut örnek olarak Kemalist'lerde ve Kemalizm'e eleştiri getiren bazı kesimlerde görmek mümkün.

Kemalizmi eleştirirdiğiniz anda, Kemalist'lerce hemen, "gerici, yobaz, bölücü" gibi ithamlarına maruz kalmanız mümkündür. Kemalistlere göre hayat ikiye bölünmüştür. Ya Kemalist'siniz, ya da düşman. Aynı mantığı Kamalizm'in tam zıddında bulunduğunu söyleyen bazı kesimlerde de görmek mümkün. Bu kesimi eleştirdiğiniz zaman da "düşman, Kemalist, Atatürkçü" damgası yemeniz içten bile değil.

Halbuki hayat hiç de böyle kesin çizgilerle cereyan etmez. Bozuk bir saat bile günde iki defa doğruyu gösterebilir. Bir düşüncenin yanlış olması o düşüncedekilerin her zaman yanlış yapacağı veya yanlış düşüneceği anlamına gelmeyeceği gibi, karşı olduklarınız ne yaparsa yapsın mutlaka yanlış yapıyor anlayışı da kabul edilebilir anlayış olmaz.

Bir düşünceye karşı olabilirsiniz, ancak o düşüncenin "günde iki defa doğruyu gösteren bozuk saat gibi" doğruya işaret ettiği anda bile hayır yanlıştır demek, karşı olmanın ötesinde fanatiklikten başka bir anlam taşımaz.

Bu konuda en güzel örneklerden bir tanesi de 12 Eylül 2010 referandumunda "Yetmez Ama Evet" diyenlere, her iki tarafın da aynı noktadan saldırması ve ortaklaşa olarak "Düşman" ilan etmeleridir.

Bilindiği gibi referandumda sunulan değişiklik maddelerine, "Yetmez ama her şeye rağmen bu değişikliği kabul ediyorum" demeyi "Hükümeti körü körüne desteklemek, Hükümet ne yaparsa yapsın doğru yapar "olarak değerlendirdi Kemalistler. Bu anlayışları da "ak-kara" mantığının bir sonucuydu. Hükümet ne derse desin , isterse doğru desin, yanlış diyerek karşı olmak gerekir diye düşündükleri için Referandumda doğru tavır olan "Yetmez ama Evet" diyenlere olan kızgınlıkları hala geçmediği için hala o ittifakta yer alan büyük çoğunluğa saldırmaları bu yüzdendir.

Halbuki "Yetmez ama Evet" diyenlerin referandumda oluşturduğu birliktelik, bir siyasi bütünlük değildi ve bir çatı altında yer alanların teşkil ettiği bir homojenlik oluşturmuyordu. Somut bir anda, o an için gelişen somut bir durum karşısında aynı şekilde düşünenlerin birlikte yer aldığı o sürece ilişkin bir tavırdı. Referandum bittiği anda, o somut durumda oluşturulan birliktelik ortadan kalktığı halde, sanki böyle bir yapı varmış gibi eleştirmeye devam etmek de "ak-kara"cıların baş vurduğu kolaycı yöntemlerden birisidir.

Referandumda "Yetmez ama evet" diyenlere, Kemalistlerce "sen hükümeti eleştirmezsin" diyerek devam ediyor bu komik söylem. Tersinden söyleyenler de, "Referandumda destekledinse ömür boyu desteklemelisin, hükümeti hiç eleştirmemek gerekir" komikliğinde buluşuyor Kemalistlerle.

Hükümeti oluşturan düşüncenin, partinin bir ferdi olmayabilirsiniz, bu durumda "hükümet ne yaparsa yapsın mutlaka yanlış yanlış yapıyor ve karşı olmak gerekir" anlayışı ne kadar yanlışsa, aynı şekilde "madem hükümetin referandumda sunduğu paketi desteklediniz o zaman ömür boyu desteklemelisiniz yoksa Kemalist olursunuz" mantığı da aynı şekilde yanlıştır.

Doğruyu kim yaparsa, kim söylüyorsa çekinmeden doğru olduğunu söylemek gerekir. Yanlışı yapan da kim olursa olsun çekinmeden söylemek gerekir.

Gündelik hayatımızda da böyle yapmıyor muyuz? Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın hatasını nasıl söyleyebiliyorsak, nasıl iyi şeyler yaptığında alkışlıyorsak, tuttuğumuz takımın hatalarını nasıl eleştiriyorsak, aile fertlerimizin hatalarına karşı nasıl duyarlı davrandığımız gibi olumlu durumlarından keyif alarak destekliyorsak, siyasi durumlarda da aynı şekilde, doğruya doğru, yanlışa yanlış demeyi becerebilmeyiz diye düşünüyorum.

Sevgiyle kalın,


Ergün EŞSİZOĞLU

08.10.2012


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.