Acının fotoğrafını çektik

14 Ekim 2015 13:28 / 718 kez okundu!

 

 

Büyük usta Nazım’ın “Mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?”diye başlayan dizelerine inat, son günlerde bizler acıların fotoğrafını çeker olduk.

Ankara garında gerçekleşen alçakça katliamın ardından üç gün boyunca kendimi toparlayıp yazamadım.

Yazmak hiç bu kadar zor olmadı.

Olayın üzerinden üç gün geçmesine karşın henüz olayı kimin yaptığına ilişkin net bir bilgi yok. İki canlı bombanın bu olayı gerçekleştirmiş olabileceği ihtimali öne çıksa da, geçmiş olaylarda olduğu gibi yine faillerin kimliği üzerinden yapılıyor değerlendirmeler.

Oysa bombayı kimin patlattığının ötesinde bu alçak eylemin arkasında hangi güçlerin olduğunu,” bu olaydan kim yarar sağlar?” sorusundan yola çıkarak aramak gerekir.

Aksi halde büyük olasılıkla, kimliği tespit edilemeyen beş kişiden ikisini canlı bomba olarak ilan eder, toplumun tepkisini bir ölçüde frenleyebilirsiniz.

Teröre kaynaklık eden toplumsal ve siyasal nedenleri ortadan kaldırmadan, terörün önlenemeyeceği”, gerçeğinden hareketle çözüm önerilerini ortaya koymak, önyargıları bir kenara koyarak, somut durumun somut tahlilini yapmak durumundayız.

Yurdun dört bir yanından barışı savunmak adına Ankara’da toplanan sivil insanların ortasına canlı bombaları gönderen hainlerin, hangi karanlık güçlerden talimat aldığını ortaya çıkarmadan daha çok çekeriz acıların fotoğrafını.

Bu kanlı olayı siyasi partiler üzerinden tartışmak, yaklaşan seçimler için siyasi malzeme olarak kullanmaya çalışmak, kimseye yarar sağlamayacağı gibi asıl hedefi gözden kaçırmamıza neden olur.

Şu an iktidarda hangi partinin olduğundan çok daha önemli tehlike ve risklerin varlığını analiz etmeden, sığ bir yaklaşımla AK Parti karşıtlığı ya da PKK düşmanlığı üzerinden gidilebilecek bir yer yok.

Kuşkusuz, ayırım yapmadan tüm halkımızı sonsuz bir acıya sevk eden bu alçakça eylem, “cumhuriyetten bu yana yapılan en kanlı eylem” olarak tarihe not düşülecektir.

Her yıl 1 Mayıslarda yeniden kanayan yüreğimizin acıları dinmeden, bundan böyle her 10 Ekimde bir kez daha sızlayacak yüreğimizin sol yanı.

Bu yürek ağrılarına daha ne kadar dayanır bedenimiz, nasıl dindirebiliriz gözlerimizin yaşını, nasıl biter vicdanımızı esir almış kin ve öfkelerimiz?

Bu düşmanlık, bu alçaklık, bu kahpe bombalar neden?

Bizden olmayanı sevmek bu kadar mı zor?

Niye birbirimizi anlamaya çalışmak, barış dilini kullanmak yerine, nefret söylemlerini tercih eder; tahammül sınırlarını zorlamak yerine, tahammülsüzlüğün her türlüsünü denemekten çekinmeyiz!

Halkına ve ülkesine saygılı, yaşadığı coğrafyaya karşı kendini sorumlu hisseden herkesin, yeni 1 Mayıslar, Madımak, Kahramanmaraş, Çorum, Diyarbakır, Suruç katliamlarının olmaması, Ankara Garında gerçekleşen toplu kırım türü acıların bir daha yaşanmaması için daha duyarlı davranması gerekir diye düşünüyorum.

Böylesine büyük bir acının fotoğrafları kuşkusuz sonsuza dek beyinlerimize kazınacak, ne yaşamlarını yitirenleri ne de onların yaşamlarına son verenleri unutmayacak, unutturmayacağız.

Hem son acı olayın failleri ve arkasındaki hain güçler mutlak surette ortaya çıkarılmalı, hem de sorumlulardan hesap sorulmalı, bu olaylarda ihmali ve suçu olanlar en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

Ancak zaten yeterince gerilmiş toplumun bu hassasiyetini kaşıyarak, bu olaydan siyasi rant devşirmeye kalkanlar da, en az bu olayı gerçekleştirenler kadar halkına karşı suç işlemiş olurlar.

Bizler acılarını yüreğine gömüp, her koşulda barışın peşine düşenlerdeniz.

Yapılan her tür terör, barışa indirilmiş bir darbedir.

Terörü önleme ya da güvenlik adına özgürlükleri kısıtlamaya çalışmak ne kadar yanlışsa, bu tür olayları gerekçe göstererek, çözüm sürecini askıya almak, barış mücadelesini ertelemek ya da savsaklamak bu ülke insanlarına yapılacak en büyük kötülüktür.

Savaşların, etnik çatışmaların ve terörün panzehiri barıştır.

Barış da, karşıtlar arasında yapılır, dostlar arasında değil.

Toplumu;” mücadele mi, müzakere mi?” gibi anlamsız bir ikilem arasında bırakmak, yine savaş çığırtkanlarının işine yarar.

Terörle mücadelenin salt askeri yöntemlerle olamayacağını kırk yıldır göremeyenler, barışın artık sivil yöntemler denenmeden gerçekleşemeyeceğini anlamaları, kabul etmeleri zorunlu hale gelmiştir.

Her şeyin en iyisine, en güzeline layık halkımızın eşit yurttaşlık temelinde, barış içinde bir arada yaşayabilmelerinin koşulları hala vardır.

Yeter ki, barış umudumuzu yitirmeyelim.

 

Ayhan ONGUN

Gazeteci-Yazar

13.10.2015/BODRUM

 

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.