Marksizm 2010'da yeni liberalizm, özgürlükler ve cinsel şiddet tartışıldı

29 Ekim 2010 23:21  

 

Marksizm 2010'da yeni liberalizm, özgürlükler ve cinsel şiddet tartışıldı

Marksizm 2010 forumlarının ikinci gününde Kriz, Yeni liberalizm, Özgürlükler, Popüler kültür, Leninist Parti ve "Devlet kaynaklı cinsel şiddet" tartışıldı. 'Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu' sözcüsü Av. Eren Keskin'in yaptığı sunum, oturumu izleyenlerin Türkiye'nin bir başka gerçeği ile yüzleşmelerine neden oldu.

Keskin, N. Ç davası olarak da anılan 12 yaşındayken Mardin'de aralarında devlet bürokratlarının da bulunduğu yüzlerce kişi tarafından tecavüze uğrayan Nurcan'ın öyküsünü, sanıkların ceza almadan ya da komik denecek cezalar alarak toplum içine karışmalarını ve mahkeme serüvenini anlatması salonu dolduran toplulukta derin izler bıraktı. Nurcan'ın belleğinden silemediği anının ise, sanıklardan şikayetçi olduğu duruşmada hakimin, "anlat bakalım, tarif et, sana nasıl tecavüz ettiler" şeklindeki sorulara muhatap olması olduğunu vurgulayan Av. Eren Keskin konuşmasında şunları söyledi:

"N.Ç. şu anda ‘annem’ ve ‘ablam’ dediği ben ve Leman Yurtsever ile birlikte yaşıyor. O şimdi üniversiteye girmeye hazırlanan bir genç kız...

Örnekleri daha da çoğaltmam mümkün.

Tecavüz suçunun tanımı çok yetersiz. Tecavüzün tanımı, Yargıtay kararları ile tespit edilmiştir. Yargıtay'a göre tecavüz "erkek cinsel organının kadın cinsel organına duhulü" olarak tanımlanıyor. Bu tanım çok yetersizdi. Yıllarca bu böyle sürdü. Çünkü kadınlar sadece vajinal yoldan değil oral ve anal bölgelerden de tecavüze maruz kalıyorlar ve sadece erkek cinsel organ aracılığı ile değil sopa, cop ve benzeri materyallerle bu suçun mağduru oluyorlar. Ve tüm bu mağduriyetlerin Türk Ceza Kanununda bir karşılığı yoktu... Ancak, 2005 yılında yapılan değişiklikle yeni TCK'da bu tanım "vücuda organ ya da sair cisim sokulması" şeklinde değiştirilerek, anal/oral tecavüzü de içerecek şekilde de genişletilmiştir.

Bir başka sorun da cinsel işkencenin ispatlanması (belirlenmesi) açısından yaşanıyordu. Türkiye’de işkence ve cinsel işkencenin belgelenmesinde resmi bilirkişilik kurumu geçerliydi. Savcılıklar ve mahkemeler bağımsız hekim raporlarını yeterli görmüyor, mutlaka Adli Tıp raporu istiyorlardı. Oysa Adli Tıp bir devlet kuruluşuydu. Yani bir devlet kurumunun bir devlet kurumuna mensup kişilerin yaptıkları işkenceyi bir başka devlet kurumunun onaylanması isteniyordu. Bu sorun hala devam etmektedir.

Mesela, tecavüz mağduru Şükran Aydın davasında Avrupa insan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türkiye'yi bağımsız hekim raporu olmadığı için mahkum etti.

Oysa ki, bağımsız bilirkişi raporları da resmi rapor olarak kabul edilmelidir.

Kadınlar dünyanın her yerinde şiddete maruz kalıyor. En çok da savaşlarda. Ancak dünyada yerleşik egemen militarist sistem ve yönetimler, yıllarca kadına yönelik şiddetin en ağırı olan tecavüzü dahi görmezden geldiler.

Türkiye’yi yönetenler ve devlet de, Kürdistan’da süren “kirli savaşın” kadınlara yönelik suçlarına ortak oldular.

Bilindiği gibi, işkencenin en zor açıklanan biçimi cinsel işkencedir. Feodal aile değerleri, kadınların cinsel işkenceyi açıklamasının önünde en büyük engeli oluşturuyor.

Dünyada da, yaşadığımız coğrafyada da birçok tecavüz suçlusu hala aramızda dolaşabiliyor.

Özellikle kadınların mücadelesi sonucunda Türk ceza Kanunu'nda bazı olumlu değişiklikler yapılmıştır. Örneğin; “cinsel taciz” bir suç tanımı olarak yasalara girmiş, “tecavüz” suçunun tanımı genişlemiş,”bekaret kontrolü” kadının izni ve hakimin onayına bağlanmış, namus cinayetlerinde “tahrik” indirimi ortadan kaldırılmıştır.

Ama yapılanlar yine de yetersiz. Bu konuda mücadeleyi yükseltmek gerekiyor..."

* * *

» DEVRİM PROVALARI

Marksizm 2010 toplantılarının ikinci günü "Devrim Provaları" başlıklı toplantıyla başladı. Colin Barker'in aynı adlı kitabı üzerine yapılan iki sunuşta 1968 Fransa, 1970-73 Şili, 1974 Portekiz deneyimleri tartışıldı.

Atilla Dirim, 1968 Mayıs'ında Fransa'da 10 milyon işçinin tarihin en büyük genel grevini gerçekleştirmesine yol açan süreci anlattı. Hareketin doruk noktasında Fransız Komünist Partisi'nin, işçilerin kendi yarattıkları grev komitelerine nasıl müdahale ettiğini, kontrolündeki sendikalar aracılığıyla genel grevi nasıl kırdığına değindi.

Ayşe Demirbilek ise Şili'de Allende'nin iktidarı deneyimi üzerine konuştu. 1970 yılında sol partilerin oluşturduğu cephenin adayı olan Salvador Allende'nin Şili başkanı olmasıyla başlayan ve 1973'te Pinochet'in kanlı darbesiyle biten süreci anlatan Demirbilek, sosyalizmi parlamenter yöntemler, yasalar aracılığıyla kurma düşüncesinin uğradığı yenilginin nedenlerini aktardı.

Konuşmacılar, işçi sınıfının yaratıcı gücüne ve 20. yüzyılın devrimci kalkışmalarının yenilgiye uğramasının temel nedenin devrimci partinin eksikliği olduğuna vurgu yaptı.


» MARKSİZM VE KRİZ TEORİLERİ


Roni Margulies:

"Kapitalist sistemin normal işleyişi içinde kar oranlarının düşme eğilimi vardır, daha çok üretim için daha çok sermayeyi makineye yatırırlar, emeğe yatırımı azaltırlar. Oysa karın kaynağı emek sömürüsüdür. Kar oranlarının düşme eğilimi kapitalizmi yapısal bir krize sokar."

"Piyasa ekonomisi her şeyi çözer", "Devlet elini çeksin her şey özel sektörün olsun" diyen yeni-liberal politikalar borç kriziyle rafa kaldırıldı. Piyasa her şeyi çözmedi, devlet ekonomiye müdahale ederek bankaları kurtardı. Krizi nasıl çözüleceğini bilen yok..."

"Geçen hafta Avrupa antikapitalist partiler toplantısına katılmak için Fransa'daydım. İlk gün gündem "Avrupa'da kriz", ikinci gün "Biz krize karşı nasıl mücadele edeceğiz?" idi. Toplantıda Yunanistan'dan gelen temsilci 2010 yılı içinde 6 genel grev yaşadıklarını anlattı. Diğer ülkelerden gelen sosyalistler de istikrar paketlerine karşı işçi sınıfının tepkisini anlattı. Toplantıyı izleyen gün Fransa'da genel grev vardı, 1 milyon kişi sokak gösterilerine katılmıştı. Bu yıl Fransa'da 6 kez böylesine büyük grev ve gösteriler yaşandı."

Cemil Ertem:

"Bugünkü kriz büyük bir dönüşümün krizi. Bu kriz yeni-liberalizmin krizi değildir. 30 yıldır varolan olgu yeni-liberalizm. Bugünkü kriz, 250 yıllık bir sürece dayalı ulus-devletlerin krizi. Yeni bir döneme giriyoruz. Kapitalizminin ekonomik küreselleşmesinin tamamlanması ve siyasi küreselleşme dönemine giriyoruz. Bunun Marksistler için çok önemli sonuçları vardır."

"Ulus-devlete dayalı sermaye birikim süreçleri sona ermiştir, yeni bir ağ kapitalizmi ortaya çıkıyor. Kapitalizmin teknolojik oligopolunun kırılması gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş olanlar arasındaki farklar ortadan kalkmaktadır. Esnek çalışma işsizliği artırmaktadır. Kapitalizmin yeni yapılanması Doğu'dan başlayacak."

"DSİP'in referandumda aldığı tutumla tuttuğu yer ve EDP'nin tutumu nedeniyle yeni sol buradan çıkmakta. Ortadoğu'da ve Türkiye'de İslam'ın önemli bir güç olduğunu düşünüyorum. Enternasyonal bir sol hareketin zemini Asya'da, Ortadoğu'da, Avrupa'da mevcut."


» YENİ LİBERALİZM BİTTİ Mİ?

Sezai Temelli:

"Yetmez ama Evet kampanyası sırasında yeni-liberalizm üzerine sık sık tartışmalar oldu. Hayırcılar bizi geçmişteki sosyal demokrat politikaları, kalkınmacı politikalara götürmek istiyor. Tarihte geriye dönüş olmaz. Küreselleşme ise sadece olumsuz yanlarıyla değil ulus-devletten kurtulma yaratan bir süreç."

Ali Bilge:

"Yeni-liberalizmin ilk etkileri yavaş büyüme, istihdamın daralması ve işsizliğin artışında görüyoruz. Kuzey ve Güney arasındaki fark açılıyor. Yoksullaşma ve zenginleşme oranları arasındaki bozulma had safhaya vardı. Üretime dayanmaksızın karların gerçekleştiği, üretim sektörüyle finans sektörünün birbirinden koparıldığı bir süreç oldu."

Erkin Erdoğan:

"Yeni-liberalizm kar oranlarının düşününü önleyemedi ve büyük bir öfke yarattı. 1999'dan Seaatle olaylarından itibaren büyük sosyal patlamalarla gördük. Şu anda güç kapitalist sınıfın elinde, krizin faturasını bu yüzden işçi sınıfına çıkartma girişimleri mevcut. Bu saldırıya karşı işçi sınıfının örgütlenme düzeyini yükseltmeliyiz."


» POPÜLER KÜLTÜR

Tolga Tüzün:

"19. yüzyılda hakim olan bir fenomen var, aşağıdakilerle kendileri arasında farklılık yaratıyor. Sanatın transandantal karakteri değimiz şey burjuva sınıfının ortaya çıkmasıyla beraber burjuva sınıfının maneviyatı olmaya başlıyor. Müzik söz konusu olduğunda, sese dayalı alanın kendini metafizik olarak var etmesini görüyoruz.

Yüksek yerden sanata ve kültüre baktığımızda Fazıl Say gibi yavşakların sözlerine geliyoruz. Bu sanatın biçimlendirdiği yaşamları yukarıdan aşağı kontrol etme çabasıdır.

Kültür endüstrisi dediğimiz şeyin kökeni burjuvaların ortaya çıktığı 19. yüzyılda başlıyor. Müzik yazılmaya başlandıktan sonra, kağıdın üzerine aktarılmaya başlandıktan sonra, müzik besteciden bağımsız şekilde dolaşıma çıkmaya başladı. Bu andan itibaren, bu müziğin belli bir değeri oldu, bestecinin müziği kendisinden bağımsız olarak fiyatlandırılmaya gidildi.

DSİP'e üye olmuşsanız ve DSİP'in düzenlediği kampanyalara yürüyüşlere katılmışsanız biliyorsunuz, biz bir şeye karşı "ses çıkar" diyoruz. Belirli bir şarkı söylemelerini değil istedikleri şekilde ses çıkartmaları çok önemli bir şey."

Bejan Matur:

"Ceylan'ın ve Hrant'ın fotoğraflarının olduğu bir salonda konuşuyorum, sadece bunun için DSİP'lilere teşekkür ederim..."

"Tahran'dan bir arkadaşımın kızının odasında iki yeğenimin – biri Londra'da diğeri Urfa'da odalarında asılı olan posterler ve objeler aynıdır. Küreselleşmenin, aynılaşmanın yarattığı büyük de bir güven var. Popülerin yarattığı bu güvenin arasından insanın yeni bir şey üreteceğini düşünüyorum."

"Bu alanda muhafazakar ve tutucu değilim, popüler kültürün içinde bir çok imkan görüyorum. Amerika'da Fransa'da gençle Filistinli genç aynı şeyleri giyiyor, önemli olan içindeki ruhtur."


» LENİNİST PARTİ BİR MİT Mİ İHTİYAÇ MI?

"Leninist parti bir mit mi ihtiyaç mı?" başlıklı toplantıda konuşan DSİP Genel Başkan Yardımcısı Şenol Karakaş, "Leninist parti modeli" denilen şeyin, 1917 Ekim Devrimi'nin tüm kazanımlarını bir karşı devrim sonucu gasp eden bürokratik sınıfın, devletin işleyişini teorize etmek için öne sürdüğü bir aygıt olduğunu belirtti. "Aslında, Leninist parti modeli diye bir şey yok" diyen ve örgütün siyasete tabii olduğunu, Lenin'in farklı koşullar ve farklı dönemler için farklı parti modellerini olduğunu ifade eden Karakaş, işçi sınıfının devrimci partisinin demokratik ve merkeziyetçi olması gerektiğini söyledi.

Karakaş'a göre, "sınıfın mücadele deneyimlerinin hafızası olan devrimci parti, öncü işçileri ve aktivistlerin birlikte politika tartışıkları, demokratik kanallar vasıtasıyla yapılan tartışmalar sonucunda ise sınıflar mücadelesine müdahâle etmek için merkezi siyasi kararlar alan bir yapı olmalı..."


» ÖZGÜRLÜK BİR HAYAL Mİ?

Ferhat Kentel:

"Özgürlük tanımlanması zor bir kavram. Bunu bir süreç olarak algılarsak, hayır, özgürlük bir hayal değil. Ben bugünden, bugünün kavramlarıyla, başka bir dünyanın özgürlüğünü tanımlayamam, tasarlayamam. Ancak buna ulaşmak için, bugünün beton milliyetçiliğini, tek tipleştirici yapısını, herkesi düzleştiren kibri yıkmamız gerektiğini biliyorum. Ben kadınlaşmış bir erkeklik, Türkler Kürtleşmiş bir Türklük, tam da bunların iç içe geçmesinin bir özgürlük hâli olduğunu söylüyorum. Benim başkasında bulabildiğim özelliklerin, başkasının bende bulabildiği özelliklerin, özgürleşmenin adımlarından birisi olduğunu söylüyorum."

Roni Margulies:

"Sosyalizm benim için tamamen özgürlükle ilgili bir şey. Bugün "Özgürlük mümkün mü? Sosyalizm mümkün mü?" sorusuna toplumun ezici çoğunluğunun "Hayır" cevabı verdiğini tahmin ediyorum. Fakat ben 1970'lerin başını yaşadım. Bu yıllarımı tamamen grevden greve koşmakla geçirdim. Bu yüzden, ben, işçi sınıfının egemen sınıfı devirmenin eşiğine geldiğini gördüm. Birkaç yıl daha önce Paris'te yaşasaydım, milyonlarca kişinin katıldığı bir gösteriye katılıp, cumhurbaşkanının Almanya'ya kaçtığını görecektim. Bu yüzden ben size "Sosyalizm mümkündür. İşçi sınıfı örgütlenebilir, genel grev yapar, hükümeti devirebilirz" dediğimde, buradakilerin yarısının hayatında böyle bir deneyimi olmadığını biliyorum. Bu nedenle, "Mümkün mü?" sorusunun cevabı günümüzde kolaylıkla "Mümkün" olamıyor."

"Marks 'Tarihi insan kendileri yaparlar, ama verili koşullarda yaparlar' der. Şu anki verili koşullar şöyle: Doğduğumuz andan itibaren başkaları için çalışıyor, küçük bir azınlığı zengin ediyor, daha sonra belli bir yaşa gelince de ölüyoruz. Bu verili koşullardan sonuncuyu kısa süre içerisinde değiştirebileceğimizi zannetmiyorum, ancak diğerini değiştirebiliriz. Sosyalizm, tamamen bunun mücadelesidir, bu özgürlüğü elde etmenin mücadelesidir."


Sesonline.net


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0