'HAREM ve KUZENLER'

09 Mart 2011 12:30 / 2683 kez okundu!

 


Ortadoğu uzun zamandır dünyanın gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Kendine has dini, siyasi, ekonomik ve kültürel yapısıyla, dünyanın geldiği noktaya aldırmadan, geleceğe ulaşma çabasında. Ama bu gelecek ne zaman gelecek? Neolitikten hatta ondan da önce başlayan bu oluşumda sona mı geliniyor?

Hepsi aşağı yukarı aynı toplumlun ürünü olan ikdidar sahipleri hakimiyetlerini artık sona mı erdiriyorlar? Bu soruların ve daha fazlasının cevabını toplumsal bir çözümleme örneği olarak ele alınabilecek çalışmasında Germian Tillion “Harem ve Kuzenler”de vermeye çalışıyor.

Tillion, kitabının 1974 basımına yazdığı önsözde şunları ifade ediyor: “Etnoloji, her şeyden önce başka bir kültürle girilen diyalogdur. Sonra, kendini ve ötekini sorgulamaktır. Daha sonra da mümkünse kendini ve ötekini aşmaya yol açan bir karşılaşma, hesaplaşmadır. Unutmayalım ki ilk etnologların bu karşılaşma hesaplaşmaları yapmalarından sonradır ki, insan soyunun birliği yalnız fiziki değil aynı zamanda toplumsal birliğin kavramına ulaşılabildi.” Bu sözlerin anlamı Mağriplilerin anlama çabasının nedenleridir. Yazar bir gezgin edasıyla tüm Akdeniz coğrafyasında paleotikten günümüze “Akdeniz’in soylu sakinleri”nin izini sürüyor. Kan bağına dayalı evliliğin, toplumları nasıl bir arada tuttuğunu ve “kayınbiraderler Cumhuriyeti”nin nasıl meydana geldiğinin izini adım adım izleyerek, bir geleneğin dönüşümünün anatomisini çiziyor.

Bu coğrafyada yaşayan Müslüman, Hıristiyan, Musevi ve diğer topluluklar iç evlilikler vasıtasıyla (endogam) kendi iç bütünlüklerini oluşturmaya çalışırken, aynı zamanda kadın bedeni üzerinden kurdukları bir cumhuriyetin temellerinin yol açtığı toplumsal çöküntünün de resmi verilmektedir. Tarih boyunca aslında ensest bir şekilde uygulanmaktaydı. Soylu kana başka bir kanın karışmaması için girilen bu ilişki, “kendi sürüsünün etini yemek, amcakızıyla evlenmek gibidir” olarak anlaşılan Faslı bilgenin söyledikleri kelimesi kelimesine şöyledir: “İnsanlar amcalarının kızıyla evlenmeyi (aslında kullandığı ifade, kelimesi kelimesine, kendi sürüsünden bir hayvanı boğazlamak şeklindeydi) gibi isterler.” Bütün mesele, kendi sürüsü varken başkalarının sürüsüne dadanmamaktır. Kadınların aynı soy içinde evlendirilmeleri, kabilenin ve dolayısıyla devletin sağlam temeller üzerinde yükselmesine olanak vermektedir.

Tillion’un Eski Dünya olarak adlandırdığı bu bölge temelde hayvancılık ve tarımla uğraşan halkların akraba ilişkilerine göre toplumsal örgütlenmeyi oluşturduğu bir bölgedir. Hayvan ve toprak sahibi olmanın birinci koşulu bilinen ve tanınan soylu bir kabileye ya da topluluğa ait olmaktan geçer. Dolaysıyla statü edinmek için ilk aranan aidiyet ilişkilerinin yakın akraba ile oluşturulması ve bunun devamının sağlanmasıdır. Bu soy kadınların doğurganlığı sayesinde ve mutlak bir erkek egemenliğine dayanan bir toplumsal örgütlenme içinde meydana gelmiştir.

Binlerce yılın birikiminden anlaşılıyor ki, yakın akraba arası evliliklerle kurulan bu sağlam devlet geleneği, sadece ve sadece kadınların değiş tokuşları sayesinde sağlanmaktadır. İnsanların her zaman korktukları bir yabancıyla evliliktir, bu daima erkekler tarafının çekincesi olarak gözlenir. Karşı tarafın soylu olup olmadığı, ailesinin kaç kuşak öncesinden varlıklı olması gibi tamamen statüye dayalı bir anlayış, insanları başkalarından korkar hala getirmiştir. Bütün Mağrip topraklarının bir arada belli aileler ve toplumlar arasında bölüşülmesi, hep bu iktidar hesapları sayesinde olmuştur. Bunun sonucunda meydana gelen ise; namus kavramı, kıskançlık, örtünme geleneği, erkekler iktidarı ve hanedanların sahip olduklarıdır. Mirasın erkekler arasında bölüşülmesi, toprağın dışarıya gitmemesi, hep aynı hesap için yapılmaktadır: Akraba olan kuzenler ve kayınbiraderlerin kendi cumhuriyetlerini sağlam tutmak için başvurdukları bu yöntem, bir nevi kuzenlerden oluşan bir haremdir.

Germian Tillion, antropolojik bakış açısıyla Akdeniz sahillerinin soylu sakinleri olan Mağriplileri etnolojik bir çalışmayla yıllar önce tahlil etmeye çalışmış. Türkiye’de pek az bilinen yazar ve çalışması, bir şekilde toplumsal yapımızın, feodal ilişkilerimizin, bölgesel ayırımlarımızın neden olduğu kötü yanlarımızı görmemizi sağlıyor. En temelde yerleşik hale gelen ve özellikle de İslam’da olmayan ama İslam’danmış gibi gösterilen kimi uygulamaların kaynağında yatan kötü alışkanlıkları da sorgulama şansına sahip olabiliriz.

Kitabın tanıtımı için arka kapakta geçen “özellikle akrabalığın nasıl ekonomik, siyasal ve ahlaki bir düzen olduğunu anlatışıyla, günümüz Türkiyesi’nde açığa çıkan kimi tartışmaları bildik modernleşme tartışmalarının ötesinde, çözülen toplumsal yapıları da dikkate alarak yorumlayabilmemiz için çok önemli bir fırsat sunuyor” ifadeleri, bu kitabı henüz keşfetmemişler için can alıcı bir çekicilik sunuyor.



İsmet Tunç

08.03.2011

Son Güncelleme Tarihi: 09 Mart 2011 12:54

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.