ARŞİVLERDEN KAN DEĞİL GÜL ÇIKARAN OLALIM!

11 Mart 2022 16:14 / 343 kez okundu!

 

 

“Türkiye'nin ADALET ve EŞİTLİK arayışını, her ilerleyişindeki MEŞRU duruşunu, kriz ya da savaş çıkmış alanlardaki BARIŞ YAPICI özelliğini, DENGE ÜLKESİ konumuna gelişini, USA, RUSYA, ÇİN'in yanı da ayrı bir 4. GÜÇ olarak kendi EKSENini kurduğunu artık gözlerden saklamanın mümkün olmadığı günlerdeyiz...”

 

 

****

 

 

ARŞİVLERDEN KAN DEĞİL GÜL ÇIKARAN OLALIM!

 

Son bir yılı daha iyi anlamak için arasıra arşivlere dönmek iyidir. Arşivlerden kan da çıkarabilirsiniz, gül de… Biz gül çıkaranlardan olalım 🙂 Ama dikkat edelim ki bu gül, vefasız çıkmasın 😉 

 

Bundan tam bir yıl kadar önce, Babacan ve Davutoğlu’nun partilerinin kuruluşuyla, Ak Parti içinde “hain” suçlamalarının yoğunlaşması sonrasında sosyal medyaya bir not bırakmıştım: “Bir kısmı geçmişte Ak Parti’de görev almış kişilerin parti kurması meşrudur. Ak Parti'nin, bu tür meşru partileşme çabalarına karşı uygun bir üslupla mücadelesi de elbette meşrudur. Ancak ileride kendi alanını daraltmamak, Ak Parti dışındaki partileri de akıllıca yönetebilme şansını zedelememek için umarım Cumhurbaşkanımız bu toplara fazla girmez. 🧐 Kurulan yeni partilerin de CB ile ilişkilerinde dillerine ve üsluplarına özen göstermeleri hem kendileri hem Türkiye için akıllıca olur. “Sistemi geri çevirme” saçmalıkları yerine, eksiklerin akıllı önermelerle giderilmesi için her alanda inandıkları doğru çözümleri dile getirmeleri, göstermeleri, tüm ülke için yararlı sonuçlar getirebilir 🙂 Ne de olsa her durumda rekabet iyidir, terbiye edicidir 😉” 

 

Aradan geçen bir yılda elbette cumhurbaşkanımız bol bol topa girdi ama bu partiler ve liderleri de çok sayıda gollük paslar verdiler, durmadan ofsayta düştüler hatta kendi kalelerine epeyice gol bile attılar. 😉

 

“Gençliğe yatırım yapma” iddiasındaki bu partiler, süreçte genellikle yerlerinde sayarken; Ak Parti son bir yılda gençlikle ilgilenmede sıçrama yarattı. Selçuk Bayraktar’ı rol model alan TeknoFest gençliği; Ertuğrul ile, Osman ile, Selçuklu ile harman edilmiş tarih aşığı adalet arayan Okçu gençlik; olimpiyatlarda tarihimizin en büyük başarılarına imza atan sporcu gençlik; Nevmekanlardaki kütüphanelerden beslenen alim gençlik; en büyük gençlik kollarını kurmuş politik gençlik Ak Parti’nin yoğunlaştığı ve başarı elde ettiği alanlar oldu. Sanat, müzik, digital oyun aşığı gençler arasında biraz ağır kalmış görünse de, muhalefetin bu alandaki sefaleti, hala iktidarın en büyük şansı durumunda.

 

Muhalefet “Boğaziçi gençliği”ne yeni Gezi Çapulcularına umut bağlamış. O kesimin liderlerinden birinin tweeti ise şöyle: 

 

Gençler olarak üst neslin salaklıklarından bıkmadık mı? Bizi niye sürekli üst neslin beyni çalışmayanları yönetiyor? Gençler olarak hükümeti indirecek siyasi bi hareket başlatmanın tam zamanları değil mi? Tüm gençler bu sistemi değiştirsek barış içinde çağdaş haklarla yaşasak…” 

 

50 yıl önce ilerici gençlik örgütlerini yönetirken bu Boğaziçili “müthiş” gençler kadar “entelektüel” değildik ama bu kadar akılsız bir küstahlık hastalığına da kapılmamıştık 😞 Aslında “barış” derken de, PKK’ye kurban ettikleri kırmızı atkılı gezici kızı ölüme çekenlerin savaşını savunmaktalar; “çağdaş haklar” derken zavallıca, kozmopolit, ezik bir Batıcılığın peşindeler; “ateistlik”leri ise Hıristiyanlıktan çok İslamiyet düşmanlığına yaslanıyor. “Hükumeti indirecek bir siyasi hareket başlatmayı” düşünecek hamlıkta ve saflıktalar. Üstelik onların bu “saf”lığı Denizlerin, Mahirlerin nispeten sahici saflığından da fersah fersah ötede… Onların deneyimlerini içselleştiremedikleri için de ayrıca radikal bir aptallık sınırında… 

 

Muhalefet partileri, Boğaziçi bahçesinde duran hocalara, onları önder kabul eden, yeni gezi hayalleri kuran çapulculuklara bel bağladıkça zamanın ruhunu gerçekten okumaktan daha da uzaklaşıyorlar. Muhalefet ediş biçimlerini, muhaliflik üsluplarını #KategorikMuhalif hastalığına bulayanlar için ne yazık ki hiç umut yok… Aralarından küfürbazları, casusları, FETOcu hainleri bol bol üretiyorlar ama #DoğruyaDoğruYanlışaYanlış demeyi becerebilen sahici politikacılar çıkaramıyorlar. Eldekiler de iktidarın her adımına kulp takarken, aslında batılı çıkar güçlerinin oyuncağı durumuna düştüklerini bile fark edemiyorlar.

 

Bu arada geçen zamanda Cumhurbaşkanımız girmemesi keşke hiç ilgilenmese dediğimiz kimi konulara da hala giriyor (en son doktorlar meselesi) ancak sözde “genç muhalefet” meseleyi dünyadan tamamen soyutlayarak, bir yandan elektrik faturalarının tutarından yakınıp bir yandan da HES’ler, GES’ler, RES’ler ve nükleer dahil her türlü enerji elde etme girişiminin karşısına dikilmeye devam ederek, halkı, Ak Parti’nin kimi sorunlu hatalarını görmemeye itiyorlar. Böylece, Paris İklim Anlaşmasına ülkemizin imza atmasını bile iktidar düşmanlığına bulaştırıp gerçek anlamda savunamayan sahte Yeşiller Partisi’nden bile beter duruma düşüyorlar. Üstelik “Sistemi Geri Çevirme” saçmalıklarını da geçen bir yılda büyüterek geliştirenler bunu bir de #28Şubatİttifakı ile “taçlandırdılar”. Burnumuzun dibindeki bu savaş ortamında yapılan eskiye dönüş manasındaki “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” arayışı ile S-400’leri geri vermeyi birbirine bağlarken, konunun “hava savunmamızı güçsüzleştirmek” anlamına geleceğini bile kavramayamadılar.  

 

Onlar kendilerini tüm bu saçmalıklara bulayıp batırdıkça; Cumhurbaşkanı, büyüdükçe büyüdü. Sağlık ve savunma alanındaki yerli/milli ataklarıyla, dünyanın bir çok ülkesinin unuttuğu dev yatırımlarla (hızlı trenler, yollar, tüneller, köprüler, barajlar, S/İHAlar, füzeler, gemiler) dikkati çekti. Başkanlık sisteminin, zamanın ruhuna uygun hızlı hareket etme başarısı; uzun koalisyon kurma denemelerinden ve kısa ömürlü hükumetlerden bunalmış çok sayıda ülkeye ilham olmaya başladı. Alev topuna dönen yakın coğrafyasında barış, istikrar ve huzur adası olmayı başaran Türkiye ile çok sayıda ülke barışmak ve işbirliği yapmak için sıraya girdi. Böylesi bir ortamda barışçı arabuluculuk konusundaki ısrarlı çabalarıyla, savaşlarda güvenilen taraf olarak Türkiye’yi dünyanın gündemine oturttu, düşmanlarının bile saygısını kazandı. Onların saygısını kazandıkça, #KategorikMuhalif tutumu savunanların saygısızlığı arttı. 

 

Geçen bir yıl içinde müthiş zorluklara rağmen, üstelik ülkemizin yıldızının nasıl parladığı bu kadar ortadayken, buna tamamen göz yumarak sağlıklı bir muhalefet olunabilir miydi? Sağlıklı muhalefet olamayanların ise sahici bir iktidar alternatifi oluşturması zaten imkansızdı. Bu yüzden de askeri darbeden, ekonomik krizlerden, doğal felaketlerden, savaşlardan, zorlama ittifaklardan medet umarak; USA/AB liderlerine, FETO, PKK gibi terör örgütlerine (onların legal yapılarına) bel bağlıyorlar. İnandırıcı, güven verici, üzerinde sahiden çalışılmış hiç bir proje ile ortaya çıktıklarını görmüyoruz.

 

Üstelik Türkiye'nin ADALET ve EŞİTLİK arayışını, her ilerleyişindeki MEŞRU duruşunu, kriz ya da savaş çıkmış alanlardaki BARIŞ YAPICI özelliğini, DENGE ÜLKESİ konumuna gelişini, USA, RUSYA, ÇİN'in yanı da ayrı bir 4. GÜÇ olarak kendi EKSENini kurduğunu artık gözlerden saklamanın mümkün olmadığı günlerdeyiz... 

 

Bu yolda aslında muhalefet; kendi tabanlarının bir kısmının da kabul ettiği gibi iktidarın büyük ölçüde başarılı olduğunu bir kabul edebilseler; belki ancak böylelikle iktidarın bu yoldayken yaptıkları kimi hataları, ya da yapamadıklarını, yapmaktan imtina ettiklerini görüp gösterecek bir muhalefet dili kurulabilirlerdi. 

 

Heyhat! 

 

Bir yılda değişeni görmek için arşivlere göz atmak şart!

 

Gerçeği anlamak ve anlatmak için en azından... 

 

Onlar arşivlerden kan çıkarsın varsın, biz gül çıkarmaya devam edelim.

 

Bugün değilse, ne zaman?

 

Vesselam.

 

İlhami MISIRLIOĞLU

11.03.2022

 

Son Güncelleme Tarihi: 13 Mart 2022 13:13

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.