FAİZ LOBİSİ KAZANDI (ŞİMDİLİK)

15 Eylül 2018 14:57 / 1155 kez okundu!

 

 

Faizciler yalnızca uluslararası finans kuruluşları değildir. Aynı zamanda ülkemiz içinde onlarla işbirliği yapanlardır. Onlar da bu soygundan sebepleniyor ya da bile isteye uluslararası finans kapitalin çıkarlarının çığırtkanlığını yapıyorlar. Yöntem çok basit; yatırımları durdurun, faizi yükseltip dövizi dengeleyin, kemerleri sıkın, elinizdekini avucunuzdaki finans kapitalin kasalarına akıtın.

 

****

 

FAİZ LOBİSİ KAZANDI (ŞİMDİLİK)

 

Bu ülkenin ekonomik kazanımlarını emmek isteyenler faiz silahının kullanıyor. 2001 krizinde de  gecelik repo faizi % 7500'e (yanlış okumayın yedi bin beş yüz) çıkmış, bir yandan döviz spekülasyonu (dolar 3 ay içinde 680 bin liradan 1.400.000 liralara çıkmıştı) diğer yandan faiz sarmalı yoluyla ülke sıfırı tüketme noktasına gelmiş; Dünya Bankası tarafından ülkemizde görevlendirilen bir sömürge valisinin eline teslim edilmişti.

 

Osmanlı'da da aynı oyunlar oynanırdı. Galata bankerleri yoluyla devlet borçlanır, sonra faizini bile ödeyemez duruma düşer, karşılığında olmadık tavizler vermek zorunda kalırdı. Çeşitli kapitülasyonlar, Duyunu Umumiye falan hep bu para oyunları sonucunda Osmanlının boynuna dolanmış ve onu önce iflasa, sonra da yıkım ve teslimiyete sürüklemiştir.

 

Faiz, devalüasyon ve enflasyon bir zincirin halkalarıdır. Bu zincir, dışa bağımlılık zinciridir ve yeni sömürgeciliğin altın kuralıdır. Finans kapital, banka sermayesi yoluyla ülkeleri kendine bağlar ve bu sarmalın içine düşürerek ülkelerin zenginliklerini emer. Onların kalkınmasını engeller. Emperyalizm dediğimiz şey budur. Bu ülke, yaklaşık 400 yıldır bu tuzağın içinde ekonomik bunalımlarla boğuşup durmaktadır. Osmanlı, savaşlar kaybettikçe, gerek o savaşların harcamaları, gerekse de savaş tazminatları ödemeleri ile bu tuzağın içine çekilmiş, yüksek faizli borçlar aldıkça batmış, battıkça yeniden borçlanmış, battıkça batmış ve yıkıma sürüklenmiştir. Aynı kaderi yakın zamanda komşumuz Yunanistan da paylaşmıştır. Şu anda Yunanistan'da kriz durulmuş gibi görünse de bir süre sonra yeni bir yıkıma yol açmak üzere pusuda beklemektedir.

 

Ülke parası yabancı paralar karşısında değer yitirdikçe, 'faizleri yükseltin bu kan akması dursun' tezi ısıtılıp ısıtılıp değişmez bir ekonomik kuralmış gibi propagandaya dönüştürülmekte, ülke ekonomisi sıkıştırılmaktadır. Böylece varımızı yoğumuzu elimizden çekip almanın yolu açılmaktadır. Merkez bankasının aldığı son kararla bir kez daha bu çukurun içine yuvarlandık. Faizler % 25'e çıkarıldı ve faiz lobisinin dediği oldu.

 

Faizciler yalnızca uluslararası finans kuruluşları değildir. Aynı zamanda ülkemiz içinde onlarla işbirliği yapanlardır. Onlar da bu soygundan sebepleniyor ya da bile isteye uluslararası finans kapitalin çıkarlarının çığırtkanlığını yapıyorlar. Yöntem çok basit; yatırımları durdurun, faizi yükseltip dövizi dengeleyin, kemerleri sıkın, elinizdekini avucunuzdaki finans kapitalin kasalarına akıtın.

 

Ülkemiz kalkınma ihtiyacı olan bir ülkedir. Yıllardır zenginlikleri yukarıda anlatmaya çalıştığım yolla hortumlandığı için bu işi dış kaynak kullanarak yapmak zorundadır. Dış kaynak kullanınca da yüz yıllardır tanıdığımız yöntemin tuzağına düşme ihtimalimiz artmaktadır. Bir noktaya gelindiğinde işler içinden çıkılmaz hale gelmekte ve sonunda havlu atılarak teslim bayrağı çekilmekte, ekonominin dizginleri milli olmayan unsurların eline geçmektedir.

 

Dış kaynak döviz olarak gelmektedir. Buna 'sıcak para' diyorlar. Faizle alınmaktadır. Bir kere yerli ekonominin mahremlerine burnunu soktuktan sonra sistem çalışmaya başlamakta, önce yerli para döviz karşısında değer yitirmekte, bunun arkasından faizleri yükseltin kampanyası başlatılıp verilen 'sıcak para'nın kazancı arttırılmakta, ardından enflasyon canavarının eline (yoksa ağzına mı demeliydim) düşülmektedir. Bu rotasyonu sağlamak o kadar da zor değildir. Sıcak parayı ülkeden çekmeye başlarsınız değeri de ister istemez artar bu da devalüasyonu doğurur. Sonrası ise bilinen senaryo içinde devam eder.

 

Biz bir kez daha bu tuzağa düştük. Merkez bankası direnemedi. Belki de Merkez Bankası'na öylesine bir baskı uygulandı ki faizleri tam da bu oyunu kuranların isteği doğrultusunda yükseltti. Belki de 'halk da Erdoğan da karşı çıkamaz durumdayken fırsat bu fırsat alın kararı' gibisinden bir dümen döndü. Merkez bankası sözüm ona bağımsız ya, aslında millete ve seçilmiş iktidara karşı bağımsız; uluslararası finans kurumlarına karşı da bağımsız mı ondan emin değilim. Bunun adını da 'ekonominin gereği' koydular. Hayır efendim; modern sömürünün gereği bu.

 

Erdoğan'ın faiz karşıtı tutumu doğruydu. Ama sözünü geçiremedi. Ekonomik saldırı ağırdı. Bu saldırının başlatılması ve sürdürülmesi için ülke içinde uşaklık yapanlar şimdi, 'vay... ekonomi ne durumlara düşürüldü' diye yavuz hırsızlık yapmaktadırlar. Böylece 'yerli ve milli' duruşlu iktidar yıpratılıp ülke çırılçıplak teslim alınmaya çalışılıyor.

 

Bu bir mücadele. Nefesiniz yetmezse yenilirsiniz. Bu emperyalist zinciri kırmadan ülkenizin düze çıkma şansı yoktur. Hükümetin, dövizin günlük ekonomi içindeki rolünü kısıtlama çabaları doğrudur. Bunun liberal ekonomiye uygunsuzluğu falan da şehir efsanesidir. Liberal ekonomi dediğiniz şey, çok mu uz duruyor. Ne kumpaslar kuruyor, ne tezgahlar hazırlıyor. Buna karşı mücadele edilmeyecek, ne olursa olsun mu denilecek. Çünkü olan, halkımıza oluyor. Onların yoksullaşmasına yol açıyor. Ayrıca yabancı paranın uluslararası değişim aracı olmaktan çıkarılma çabaları da doğrudur. Tıpkı bütün sıkıştırmaya rağmen faizleri yükseltmemeye çalışmak mücadelesinin de doğru ve haklı olduğu kadar.

 

Elbette bunları hayata geçirebilmek yazıldığı söylendiği kadar kolay değildir. Karşımızdaki güç, küçümsenecek bir güç değil; uluslararası finans kapital. Bir başka deyişle küresel sermaye. Ona muhtaç olduğumuz sürece onun kuralları ile boğuşmak zorundayız. Gücü az olan biziz. İyi de hal böyle iken beyaz bayrak çekip yelkenleri suya indireceğiz diye bir şey yok. Mücadele etmeyeceksek zaten asla kurtuluş yok. Yıllardır uygulanan emperyalizmin bu altın kuralına 'yine uysanıza kardeşim, bunlar başımıza gelmesin' diyenler o mihraklara hizmet ediyor. Türkiye doğru yolda. Bu mücadeleyi yürüttüğü sürece bu kumpastan çıkış şansı var. Yani ne yapalım, 'kara talih' deyip kaderimize boyun mu eğelim. O zaman şansımız olur mu? Şimdi faizler yükseldi diye işler yoluna girecek, dolar yerinde sayacak sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu iş faizler % 100, dolar 100 TL’nin üzerini aşıncaya kadar sürdürülmek, ülke ekonomisi yerlerde süründürülmek istenecektir. Emperyalizmden bağımsızlaşmak kolay mı?

 

Çocukluğumda doların 9 lira olduğunu ve 10 liraya yükseltildiğindeki hayal kırıklığımı hatırlıyorum. O da neymiş ki zaman geldi 1 milyon sekiz lirayı gördü. Umumi tuvalet ihtiyacını gidermek 1 milyon liraydı. İşimiz zor; ama boyun eğmekten başka bir seçeneği de denemek zorunda olduğumuzun zamanı gelmiş de geçmektedir bile.

 

Firuz TÜRKER

14.09.2018

 

Son Güncelleme Tarihi: 15 Eylül 2018 15:09

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.