BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ

19 Ağustos 2018 21:24 / 1437 kez okundu!

 

 

Ağzımıza pelesenk oldu; 'ah nerede o eski bayramlar'

Halbuki her zamanın ayrı bir tadı vardır. Bayram meydanları ve atlıkarınca pek az kalmış olsa bile büyüklerin nostaljik yaklaşımı çocuklarda yok. Onlar yaşadıkları zamanın bayramının tadını çıkarıyorlar. Onlar için bayram, tatil, seyahat, deniz, kum, güneş, tatil beldesinde bilgisayar oyunu demek. Tabi bayram deyince dini bayramlardan söz ediyorum.

 

****

 

BAYRAM GELDİ HOŞ GELDİ

 

Ağzımıza pelesenk oldu; 'ah nerede o eski bayramlar'

 

Halbuki her zamanın ayrı bir tadı vardır. Bayram meydanları ve atlıkarınca pek az kalmış olsa bile büyüklerin nostaljik yaklaşımı çocuklarda yok. Onlar yaşadıkları zamanın bayramının tadını çıkarıyorlar. Onlar için bayram, tatil, seyahat, deniz, kum, güneş, tatil beldesinde bilgisayar oyunu demek. Tabi bayram deyince dini bayramlardan söz ediyorum.

 

Her dinin bayramı var. Müslümanların da iki dini bayramı var. Ramazan ve Kurban bayramları. Kendimizi bildiğimizden itibaren dini bayramların bize öğretilen anlamı barışmadır. Küskünler bu bayramlarda aralarındaki kırgınlıkları gidermeliydi; öyle de yaparlardı. Kan davalarının barışmaları yapılır, dostluklar yeniden tazelenir, husumetler giderilirdi.

 

Kurban insan toplumlarının önemli bir geleneği. Kurban geleneği olmayan dini inanç yok. Çok eski çağlardan beri hemen bütün insan toplumları inandıkları tanrılarına adaklar, sunaklar ve kurbanlar verdiler. Bunlar içinde insan kurban edenleri de vardı. İslam dininin Kurban Bayramı, insan kurban edilmesini yasaklayan bir anlayıştır. Cenabı Allah, Hz. İbrahim'in oğlu İsmail'i kurban etmesine rıza göstermez. Ona, kurban etmesi için bir koç gönderir. O günden beri Müslümanlar, bayramlar da, geviş getiren, eti yenen, kırmızı etli hayvanları kurban ederler. Hayvanın dişisi kurban edilmez. Çünkü gebe olma ihtimali vardır.

 

Çocukluğumdan hatırladığım Kurban bayramları kurbanların ortalık yerde kesildiği, vahşet görüntülerinin sergilendiği bayramlar değildi. Kurbanlar bahçelerin kuytu bir köşesinde kesilir, yüzülür, parçalanırdı. Kurban kesilirken 12 yaşından küçükler uzaklaştırılır, kesimi görmelerine izin verilmezdi. Büyük şehirlere göç, bu nezaketli yaklaşımı yok etti. Kurban kesmek için yer bulamayan insanlar, otoban kenarında bile kurban kesmeye kalktılar. Boğazımıza kadar yükselen bir görgüsüzlük aldı yürüdü. Kurban kesmek bir ibadetten çok bir şatafat gösterisine dönüştü. Kurban kesmenin ve dağıtmanın kuralları vardır; çocukken gittiğim ilk bayram namazında hocanın vaazındaki 'Allah için kurban, küp için kavurma anlayışında olmayın' cümlesi hiç çıkmamak üzere kulağıma küpe olmuştur.

 

O görgüsüzlük günlerinde seküler iktidarlar kurban kesme perişanlığına bir çare oluşturmadılar. Sadece kurban kesme geleneğini kötülediler, onun aracılığıyla dindar siyaseti vahşet yanlısı göstermeye çalıştılar. Yine de sonraları iktidara gelen dindar siyaset bu soruna çözümler üretti. Artık kurbanlar ortalık yerde değil, belediyelerin izin verdiği kurban kesme merkezlerinde kesilebiliyor. Ayrıca Kızılay başta olmak üzere bütün insani yardım kuruluşları, kurban kesmek isteyenlerin adına kurbanlarını vekaletle keserek etlerini konserve haline getirip dünyanın muhtaçlarına ulaştırıyor. Bu kesimler tamamen modern tesislerde ve dini vecibelere uygun olarak gerçekleştiriliyor. Kurban kesimi videoya alınıp, isterse kurban sahibine gönderiliyor. O da kurbanının kesildiğinden emin oluyor.

 

Kurban kesmek Müslümanlar için bir ibadet biçimidir. Müslümanlar bu yolla Allah'a, verdiği nimetler için şükranlarını belirtmiş olurlar. Kurban kesebilecekler, kesmesi vacip olmayanlar vardır. Kurban kesebilmek için ekonomik yeterliliğin olması gerekir. Borçla harçla kurban kesilmez. Bunun şartı diyanet tarafından açıklanmıştır. Kurban etinin üçte biri yoksullara, üçte biri kurban kesemeyen yakınlara dağıtılır. Üçte biri de haneye ayrılır. Ve bu paylaşımda eşitlikçi davranılır, yani kurbanın daha kıymetli etleri ev için alıkonulmaz.

 

Eski zamanlarda kurban kesmenin sosyal bir anlamı da olurdu. O zamanlarda et tüketimi çok pahalı olduğu için kurbandan kurbana et yüzü gören geniş bir kesim vardı. Kurban bayramı bu yolla toplumun geniş kesimine kısa bir süre de olsa etle beslenme imkanı sağlardı. Şimdilerde bakıyorum da televizyonlarda kurban bayramında beslenme üzerine nasihatlerden geçilmiyor. Kahvaltıyı etle yapmayın, fazla et tüketmeyin, tatlıdan uzak durun. Bu nasihatler artık toplumun beslenme yönünden nerelere geldiğini de gösteriyor aslında. Günümüzde hayvansal gıdalara ulaşım eskiye göre daha kolay.

 

Bayramlarda tatlı yapılması da bir dostluk geleneğidir. Oturup da tabak tabak tatlı yenilsin diye değil, bayram ziyaretine gelenlere ikram edilmek üzere yapılır ev tatlıları. O da 'tatlı yiyelim tatlı konuşalım' biçimindeki atasözümüzün gereğidir. Kahvaltıda et tüketin diye bir şey de yoktur. Sadece kurbanın kesildiği günün kahvaltısı, hayvanın ciğeri kavrularak yapılır. Bu tür kahvaltı Gaziantep yöresinin cartlak kebabını andırır.

 

Benim çocukluğumdan beri kurban hakkında kulağıma üflenenler, gittiğim bayram namazlarında hocadan dinlediklerim aşağı yukarı böyledir. Bunu mecrasından çıkarmak, gösterişe dönüştürmek, Müslümanlıkla ilgili bir şey değildir, görgüsüzlükle ilgilidir. Bu tür şeylere yönelenler, kurbanı ibadet olarak algılamayanlardır. Zaten normalde haftanın her günü kebap künefe yiyip gut olmanın eşiğine gelmiş olanlar kurban bayramını da bu çerçevede değerlendiriyor.

 

Bitirirken son bir cümle daha ekleyeyim; Müslümanlar için alkol haramdır ama hele kurban etiyle alkol almak çok büyük günahtır. Ne yazık ki kurban etine bu muameleyi yapan az buz bir kesim de yok değil.

 

Herkese hayırlı bayramlar dilerim.

 

Firuz TÜRKER

19.08.2018

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.