Şeffaflık Türkiye'nin elini kuvvetlendirir - Canan Balkır

25 Nisan 2008 08:23 / 2262 kez okundu!

 

Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü AB Anabilim Dalı Başkanı ve sitemizin yazarlarından Prof. Dr. Canan Balkır; "Türkiye'de toplumun, AB felsefesini anlayabilmesi için yürütülen müzakerelerin şeffaf olması ve toplumla paylaşılması gerekiyor. Toplumda AB konusunda yükselen bilgi, sivil toplum örgütlerinin daha da katılımcı olmasını sağlayacak ve müzakerelerde Türkiye'nin elini kuvvetlendirecektir" dedi.

Philip Morris/Sabancı tarafından Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projesi olarak, Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı (EGEV), Ege Sanayici ve İşadamları Derneği (ESİAD) ve Ege Bölgesi meslek kuruluşları destekleri ile 2005 yılından bu yana sürdürülen “AB Eğitim Seminerleri”nin Manisa bölümünde verdiği seminerde görüşlerini ifade eden Prof. Dr. Canan Balkır şöyle konuştu:

“Kuruluş felsefesi itibariyle bir sivil toplum hareketi olan Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde ülkemiz sivil toplum temasının da yükseltilmesi gerekiyor. AB kurullarında alınan kararlarda üye ülkelerde faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarının etkisinin büyük olduğunu biliyoruz. Meslek örgütleri, işçi örgütleri, işadamları ve sektörel birlikteliklerin oluşturduğu örgütler Avrupa’da söz sahibidir. Benim önerim, ülkemiz sivil toplum kuruluşlarının da, bugüne kadar yapılan görüşmelerde öne çıkan TÜSİAD kadar etkin olması gerekliliğidir. İşçi sendikalarımız, barolarımız ve meslek örgütlerimiz Avrupa Birliği’nde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile sürekli iletişim içinde olmaları gerektiğine inanıyorum. Yapılan müzakereler hakkında bilgi sahibi olmak ve bu bilgiyi çevrelerinde yaymak sivil toplumun temel görevi olmalıdır.”

Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde katılımcılık şart

Üyelik müzakeresi yapan her ülkenin kendi şartlarını AB’ye kabul ettirmek için büyük mücadeleler verdiğini aktaran Prof. Dr. Canan Balkır;

“Biz eğer bu müzakere sürecinden azami kârlılıkla çıkmak istiyorsak, toplumun tüm kesimleri katılımcı olmalı, bu işi götüren bürokrasiye destek olmalı. Örneğin üniversitelerimiz müzakere sürecinde önemli rol üstlenerek, bilim platformunda tüm etkinliklerde boy gösterebilmeli. Siyasi partilerimiz kendi görüş paralelindeki AB siyasileri ile sürekli bir görüş alışverişi tesis etmeli, ziyaretler yapmalı. Türkiye’nin bir kaç büyük ili dışında kalan diğer illerimizinde daha fazla katılımcı olmak için gereken gayreti göstermesi lazım” dedi.

Yukarıdan aşağıya işleyen süreç başarılı olur mu?

35 müzakere başlığında ülke kazanımlarının neler olacağının iyi etüt edilmesi ve sektörel etki analizlerinin derinlemesine yapılmasının gerektiğini belirten Prof. Dr. Canan Balkır;

“Düzenleyici etki analizi raporları çok önemli… Uyum maliyeti hesaplanması, hangi alanlarda ne kadar geçiş süresi ve istisna talebi olduğunun saptanması gerek. Müzakere başlıkları açılıyor ve görüşmeleri bürokrasinin belli kesimleri yürütüyor. Müzakerelerde nelerin tartışıldığı konusunda daha fazla bilgi bilginin kamuoyu ile sürekli bir şekilde paylaşılıyor olması çok önemli. Bilgi ile donatılan kamuoyunun da müzakerelere katılımcı olarak yaklaşması ve müzakere sürecini beslemesi lazım. Proaktif olmak için AB’deki tüm tartışmalara ilgili sektör temsilcilerimizi göndermeli ve her platformda yer almalıyız” şeklinde konuştu.

Vatandaşlarımız AB’nin geleceği için Avrupalıdan daha çok endişeli

Türkiye’nin AB üyesi ülkelerden daha iyi konumda olduğu alanların bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Canan Balkır; “Önümüze çıkan sorunlar daha çok politik kriterler… Komşu ülkelerle sorunlarımız, Kıbrıs ve diğer sorunlar önümüzde duruyor. Eurobarometer’in Türkiye raporunda AB ile ilgili çarpıcı sonuçlar açıklandı. Bana göre en önemlisi ise vatandaşlarımızın AB’nin geleceği konusunda Avrupalılardan daha endişeli olması. AB’ye üye 27 ülke genelinde AB’nin geleceğine olumlu yaklaşanların oranı yüzde 69 iken ülkemizde bu oran yüzde 52 çıkmış.

Gençlerimiz kendilerini Avrupalı hissetmiyor

Avrupa için Türkiye’nin coğrafi stratejik konumunun yanı sıra genç nüfusunun da önemli kriterlerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Canan Balkır; “Üniversite gençliğine yönelik yapılan araştırmada gençlerimizin yüzde 56’sı kendisini Avrupalı olarak hissetmediğini beyan ediyor. Türkiye’nin en çağdaş kenti olarak anılan İzmir’de 174 lisede yaptığımız araştırmada da liselilerin yüzde 68’i kendilerini Avrupalı olarak hissetmiyor. Bu araştırmamızın önemli bir sonucu da kendilerini Avrupalı hisseden liselilerin çoğunlukla Teknik Meslek Lisesi öğrencileri olması. Bunun nedeni meslek liselerinin Leonardo programı ile Avrupa’ya entegre olmuş olmasıdır. Bu eğitim programına destek veren AB üyesi ülkeler gelecek yıllardaki teknik eleman ihtiyaçlarını ülkemizden karşılamayı planlamaktadır. Avrupa, Gürcistan ve Azerbaycan’da da komşuluk ilişkileri çerçevesinde bu eğitim programını uygulamakta ve ara eleman ihtiyacı konusunda bu ülkelere de yatırım yapmaktadır” dedi.

Philip Morris/Sabancı’nın 4 yıldır sivil toplum kuruluşlarını da yanına alarak sürdürdüğü “AB Eğitim Programları”nın bölge ekonomisi açısından çok faydalı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Canan Balkır; “Avrupa Birliği içinde siyasi açıdan bir cüce değil dev olunması için doğuya doğru genişleme konusundaki görüşler giderek kuvvetleniyor. Dünyada önemli güç dengelerinden biri olarak kabul edilen Avrupa Birliği’nin farklı bir medeniyet modeli var. Avrupa Birliği üyesi olmak istiyorsak bu modelin kurallarına uygulamak zorundayız. Avrupa’nın akil adamları ‘Biz ancak Türkiye’yi üye olarak içimize aldığımız zaman multikültürel bir yapıya kavuşacağız’ diyorlar. Daha çok bilgi, daha çok katılım Türkiye’nin AB katılım sürecine olumlu katkı yapacaktır” dedi.

Canan balkır

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.