ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ

27 Mart 2010 02:21 / 2255 kez okundu!

 


Yarına güvenmek istiyorsak,
bugün yürümeliyiz…

Adama bu kadar işi ne zaman yaptın diye sormuşlar o da yapılması gerekenleri yapılması gereken zamanda yaptım demiş…

Ülke gündemi yeniden ısındı. Zaten hiç soğumamıştı ki diyenler de olacaktır. Anayasa değişikliği paketinin tartışmaya açılması ile birlikte hem politik hem de hukuki bir tartışma sürecine girildi.

Genel eğilim anayasa değişiklik girişimlerinin bir umut yarattığıdır. Redçi takılanlar ise hala AKP hükümeti tarafından gündeme taşınmış olmasının arkasında yatan “AKP tezgahını“ ortaya çıkarmakla meşguller.

Oysa bu tartışmalara katılmak en doğru tutumdur. Tartışmalara katılmak AKP taslağını kabul etmek değildir. Aksine söylenecekleri söylemek için hükümet, sözü olana fırsatlar yaratmıştır. Tamamına karşı çıkmak ve alternatif bir değişiklik önermek ya da toptan değiştirilmesini istemek, bazılarına katılıp bazıları için farklı yaklaşımlar önermek, bunların hepsi bugün yapılması gereken şeylerdir.

Sol nasıl bir tutum almalıdır? Emek örgütlerininin taslak tartışmalarına yaklaşımı nasıl olmalıdır?

Kendini sol diye tanımlayan örgütlenmelerin en radikalinden, sağdaki en radikal örgütlere kadar bütün örgütlenmeler 12 Eylül'de mağdur oldular. Gerek darbenin kendisi, gerekse darbe sonrası darbe anayasası çok geniş toplum kesimlerinde derin mağduriyetler yarattı. Bu nedenle 12 Eylül anayasasının yırtılıp atılması konusunda hatırı sayılır bir mutakabat var toplumda. Özellikle de sendikalar ağır darbeler aldılar. Hala işyerlerinde sendikal örgütlenmeler işten atılmalar için gerekçe olarak kullanılmaktadır. 12 Eylül tam anlamıyla bir sendikasızlaştırma yarattı. İşçiler demokrasi, özgürlük ve eşitlikten yoksunluğun acısını yaşayarak öğrendiler. Bu nedenle de onlar da kapsamlı bir değişiklikten yanadırlar.

Bu değişikliklerin nasıl yapılacağı ve kimin yapacağına göre tutum belirlemek kimseye bir şey kazandırmayacaktır.

Sol günlük politik gelişmeler karşısında tutum belirlerken iki önemli eksiklik hep yaşanagelmiştir;

Günün sorunlarına çözüm üretmekte sermaye kadar yetenekli olunamadığı kabul edilmelidir. Bunu derken sermayenin çözüm önerilerinin elbette kendi çıkarlarını gözettiğini bilerek söylüyorum ve çözümlerden bahsederken sadece programatik alternatifler değil kastım. Kısa vadeli çözümler konusunda sol nedense aynı oranda becerikli olamamıştır. Sorunların gerçek çözümlerinin sosyalizmde olduğunu önermek günlük sorunların çözümünü ötelemek olarak pratiğe yansımıştır.

Bir başka eksiklik de mücadeleden çok direnme üzerine politikalar üretilmiş olmasıdır.

Direnmek, pratikte var olan konumların savunulması ya da saldıralara karşı durmak olarak algılanmıştır.

Oysa geliştirilmesi gereken mücadele bilincidir. Ne istiyorsan onun için mücadele edeceksin.

*Faili meçhul cinayetlerde yakınlarını kaybedenlerin ortak hareket etme kararlarının yarattığı umut demokratik anayasa mücadelesi için de gündeme gelebilir.

*12 Eylül mağdurlarının biraraya gelerek ülke genelinde yaratacakları yerel girişimlerin de etkili olacağı düşünülebilir.

*Var olan “yurttaşlar meclisi“ gibi oluşumlar yaygınlaştırılarak daha önceki anayasa tartışmalarından edinilen deneyimlerden faydalanılabilinir.

*Sendikalar benzer bir girişimi işyerlerinde gerçekleştirebilirler.

*Sadece anayasa değişiklikleri sınırlı; önerilebilinecek asgari değişimler üzerine bir sol birlik ya da demokratik birlik yaratılabilinir.

Hızla değişen gündemin peşinde kaybolmak istemiyorsak, atılabilmesi mümkün olan en küçük adımı atarak gündemin içine dalmak ve orada kendimizi anlatabilme olanakları yakalamak. Küçük adımlarla uzun bir yolu yürümeye başlamak.

Anayasa taslağında karşı çıkılması gereken madelere karşı çıkılmalı, eksiklikleri (ki çok eksik var) belirtilmeli. Ama değişikliğin tümüne karşı çıkmak pek anlaşılır olmasa gerekir.

Ülke içinde bulunduğu koşullarda anayasa değişiklikleri konusunda farklılıklar olmakla beraber değiştirilebilir olma olasılığı bile umuttur. Değiştirebilmek içinse umuda sarılmak ve yapılması gerekeni yapmak gerekir.

Bu ertelenirse yarın yapılması gereken çok daha karmaşık ve yoğun sorunların üstesinden gelecek gücü bulmak da zor olacaktır.

Sahibini hatırlayamadığım ama çok hoşuma giden bir söz var;

“Doğru yolda olsanız bile eğer orada beklerseniz ezilirsiniz.“

Yani doğru yolda olmak yetmiyor doğru olan yolda ilerlemek gerekiyor. Bunun için de sadece adım atmak gerek.

Toplumun demokratik dönüşümü için;

Toplumun bütün kesimlerinin değişime dokunmasını sağlayacak şartlar zorlanmalıdır.

Direnmek artık geçer bir tutum değildir kanımca. Çünkü direnmek var olan şartları korumak demektir.

Oysa dönüştürürcü hedefler için mücadele etmek gerekir. Ancak mücadele ederek yaşamımızda iyileşmeler sağlar ve özgürlükleri genişletebiliriz.

Direnmek yerine mücadele.

Direne direne kazanmak mümkün değildir.

Kazanmak istiyorsak mücadele etmeliyiz.

Bütün bir toplum neredeyse 12 Eylül travmasının acılarını yaşadı, yaşıyor. 30 yıldır direnerek ne kazandık? Oysa yarınlarımız için mücadele etmeliyiz.

Demokrasi – Barış – Özgürlük ve Eşitlik direnerek değil; uğruna mücadele ederek kazanılacak değerlerdir.

Bu mücadelede anayasa tartışmalarına doğrudan katılarak, çıkarlarımıza uygun değişimler için yürümeye başlamalıyız.



Ali Rıza Üleç
26.03.2010 - Almanya

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
27 Mart 2010 14:10

kizilcam

emeğin dünyasında Anayasa tartışmaları;

Doç. Sayman: Kısmi Anayasa değişikliğinin halka bir faydası olmayacak (Anayasa Tartışmaları-10)

""Anayasa'da kısmi değişiklik yapılmasının statükocu sistemde çatlaklar yaratabileceğini ama sistemi tam anlamıyla değiştirmeye yetmeyeceğini belirten İstanbul Barosu eski Başkanı Doç. Dr. Yücel Sayman, Genelkurmay ve AKP arasındaki pazarlıklar sonucu yapılacak değişikliğin sadece politikaların belirleyenini değiştireceğini söyledi.

Devamı için TIKLAYIN lütfen.

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.