Emansipasyon, ihtilali değil, kadını yarattı...

01 Aralık 2011 12:20 / 4544 kez okundu!

 


Emansipasyon kelimesi, Fransız ihtilali öncesinde ve mitik arka planında eşitlenim ile karşılanabilecek bir kelime veya kavramsal iken Fransız ihtilali ile birlikte özgürleşme olarak anlaşılan bir kavrama dönüşmüştür. Bu kavram daha çok Yahudi merkezli anti-semitist saldırıların karşısında, Yahudilerin yaşadıkları coğrafya halklarının karşısında baskıdan kurtulma ve o coğrafya halkları ile beraber aynı haklara kavuşma sürecini de ifade eder.

Fakat Fransız ihtilalinin hızlı, tehditkâr ve cüretkâr talepleri her türlü baskılanımdan azade olmak fikrini de beraberinde getirir ki, doğal olarak bu artık, Fransız ihtilalinin sonuçları olarak bu kavramı bir SOSYAL HAREKET tanımına dönüştürmüştür.

Her türlü baskılanımdan azade olmak fikri, toplumdan, aileden, Tanrı’dan azade olmak fikri ile buluştuğu oranda, KADIN bütün bu kavramların merkezinde olarak, Emansipasyon düşüncesi ile arasında özel bir bağ tesis eder. Böylece bu Emansipasyon talebi, karşımıza, ilk önce bir fikir akımı daha sonra ise akımın sosyal bir yansıması olan HAREKET olarak çıkar. Elbette ki, hepinizin tahmin ettiği üzere bu fikir akımı ve hareketin adı ise FEMİNİZMdir. Feminizm karşımıza ilk önce algılanmış olan ÖTEKİ ile yani ERKEK ile bir eşitlenim talebi olarak ortaya çıkmış fakat daha sonra eşitlenim kavramının durağanlığı, yerini azade olmak, kurtulmak, bağımsızlaşmak kavramlarının cazibesine terk etmiştir. Çünkü Fransız İhtilalinin taşıdığı ateş bir değişim ve dönüşüm talebinden daha fazla olarak İSYAN olgusuydu ki, binlerce yılın yaktığı ateş, bugün, kadın dünyasında hala dinmeyen İSYAN olarak kendisini göstermeye devam etmektedir.

Sonuç itibari ile eşitlenim çabası olarak ortaya çıkan şey aslında, azade olmak, kurtulmak olduğu oranda, kendini ve rüştünü ispat etmek ile aynı anlama geldi ki, bu durum işte faciaları yaratmaya başladı. Çünkü ERKEK dünyasına ait dekoratif ÖKÜZLÜKLER ve bu ÖKÜZLÜĞÜ sergileme serbestisi varmış gibi algılanan bir ahlaksızlık düzlemine, sırf eşitlenim adına, kadın da sık sık başvurmaya başladı. Mesela, eşini aldatan bir dangalak erkek metaforunun karşısında, intikamvari biçimde eşini aldatan kadın metaforu ortaya çıkmaya başladı ki, akıllara zarar…

Elbette ki, kadın meselesi, üzerine düşünmeye ve hak ettiği noktaya taşınmaya değer bir olgudur, fakat eşitlenim ve kendi rüştünü ispat etme çabası sanki günümüz dünyasında daha frapan bir cinsellik, daha dekolte bir sergi alanı yarattı ki, bu durum kadını ne kadar azade kıldığı düşüncesini, kadına yüklüyorsa, emin olun, erkeğe de, daha fazla köleleştirme, daha fazla baskı kurma egosu yüklüyor ve bu durum psikolojik temelli olarak artıyor. Böylece bir zamanlar toplumsal bozukluğun sebebi olan erkek, artık cinsel psikolojisi bozulmuş bir biçimde, daha da karaktersizleşiyor.

Vallahi şöyle bir söz duydum arkadaşımdan, ‘’Kadın Namustur - O Yapmayacak’’ yok arkadaş sadece kadın değil ‘’İnsan Namustur’’ sen de yapmayacaksın. Yoksa sen ahlakın uygulatıcısı olursun ki, böyle bir durumda SAHİP-KUL ilişkisi vardır ve ahlakın taşıyıcısı olmak yerine uygulatıcısı olacaksan, MÜKEMMEL olman gerekir, bunun için de yeryüzüne DÖRT KİTAP göndermen gerekir. Bu da olamayacağına göre, ahlakın taşıyıcısı olmak, uygulatıcısı olmaktan daha evladır. Zaten insani de bir görevdir.

Şimdi konuya geri dönecek olursak, Emansipasyon hadisesi MODERN bir olgu olarak, İHTİLALden ziyade kadını yaratmıştır ki, kadın artan oranda bir önderlik metaforunu ve misyonunu üstlenmeye başlamıştır.

Fakat kadın, efendiliğin simgesi üretim sektörü yerine, hala, tüketim sektöründe yer almaktadır ki, bu da kapitalizmin yarattığı yeni kölelik düzeninin zincirine eklemlenmiş demektir. Yani geleneksel köleliği terk eden ve bunun için savaşan kadın, modern kölelik denilen tüketim çılgınlığına saplanmış, "avm"lerin ve spotlu dükkanların müdavimi olmuş, psikolojik terapi olarak gördüğü bu hadise de, yeni vazgeçilmezi olarak gördüğü bu meselenin bağımlısı olmuştur. Sonuç itibarı ile kapitalist dünyanın pazarlama stratejisi ve kadının tercih hakkını özgürlük sanması yeni bir kölelik düzeni doğurmuştur.


Mehmet Fatih DOĞRUCAN

30.11.2011, Uşak

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.