Demokrasinin ehlileşmemiş tohumları

05 Eylül 2010 11:08 / 2915 kez okundu!

 


Son günlerde yaşanılan iki olay beni derinden etkiledi.

İki çocuğu ile yürüyüşe çıkan bir babanın önünü düzgün giyimli, elinde bildiriler olan 55-60 yaşlarında bir kadın keser. "Demokrasi için hayır" yazılı bildiriyi adama uzatır. Yaşları 9 olan ikiz kız çocukları babalarının yanında duraksayıp merakla izlemeye başlarlar. Babaları ile bu yürüyüşleri hep yaparlar. Yürürken konuşur, fotoğraf çeker, sokak hayvanlarını besler, gözlem yapar anlatacak şeyleri biriktirip akşam işten dönecek annelerine hevesle aktarırlar.

Her yeni yürüyüş aynı zamanda bir paylaşım ve öğrenme zamanıdır.

Kadının uzattığı hayır bildirisini adam kibarca “ben oyumu evet olarak kullanacağım, bildiriniz boşa gitmesin" diyerek reddeder.

Kadın adama döner yolun ortasında sesini yükselterek “vatan haini” diye bağırır.

Çocuklar kötü bir şey dendiğinin farkında, kadının tepkisini ve şiddetini anlamaya çalışırken, adam:

“Çok ayıp ediyorsunuz, çok ayıp; herkes istediği gibi oy kullanabilir” diyerek kadının kontrolsüz davranışını engellemeye, çocuklarının böyle bir tacizi yaşamasını önlemeye çalışır. Kadın iki adım atar sonra tekrar adama ve çocuklara dönüp tekrar “vatan hainisiniz” der.

Adam olayın uzamasını engellemek için susar, çocukları ile yola devam etmeyi seçer.

Soruların ardı arkası kesilmez;

Vatan haini ne demek?

O kadın neden birden bağırmaya başladı?

Sen hain misin?

Kadının elindeki neydi?

Bu tacizi yaşayan çocuklar, akşam annelerine “bugün ne oldu biliyor musun “ diye birbirleri ile yarışırcasına anlatmaya başladılar; “ Kadın bize vatan haini dedi…”

Demokrasi insanı bu kadar vahşileştirebilir mi?

Alevi bir arkadaşımla konuşuyoruz; bana çocukluğunda annesinin Sünni Müslüman geleneklerine uyduğunu ve onlardan Alevi olduklarını kimselere söylememelerini tembihlediğini anlattı.

Nasıl bir ortam olduğunu düşünmeye çalıştım… Azınlık olma duygusu nasıl bir şeydi? Tehdit bunun neresindeydi?

Şu anda 40'lı yaşlarının sonlarında olan arkadaşım küçük yerlerdeki mahalle baskısını, büyüdükçe kimliğini nasıl sahiplendiği, her gün her an karşılaştıkları tacizlerin aile hayatlarında nasıl normalleştirildiğini anlattı. Çok uzun zamandır inancı konusunda kimseye hesap vermemeyi, saklamadan yaşamayı başarmış kendine güvenen üretken, demokrasiye âşık bir insan olarak yaşıyor. Aleviliğini ne bir kimlik manifestosu ne de başkalaşma aracı olarak kullanıyor.

Onunla dışarıda bir öğle yemeğine gittik. Gittiğimiz ev yemekleri ve yöresel yemekler yapan müşteri-işyeri ilişkisini daha tanıdıklık ve hoşsohbet seviyesine taşıdığımız bir yerdi.

Her zaman olduğu gibi yemekleri yapan aynı zamanda lokantanın sahibi olan başörtülü teyze yanımıza geldi. Biz ellerine sağlık dileklerimizi hal hatır sormalarımızı sıralamaya başladık.

Konu nerelisiniz kıvamına geldi.

Teyze: ” Tunceli “dedi

Arkadaşım: Hemşehriyiz ne güzel.

Teyze: Öyle mi, ne zamandır buradasınız

Arkadaşım: Uzun zamandır. Siz de Alevi misiniz?

Teyze elini sağ kulağına götürüp nıç nıç nıç sesleri ile tahtaya üç kere vurduktan sonra “Elhamdülillah Müslümanız” dedi.

Arkadaşım: Neden öyle tahtaya vurdunuz?

Teyze: “Yani bizim ailede öyle şeyler yok. Tabii Alevilerde de iyi insanlar var. Çok komşumuz vardı…”

Ben sanki bir romanın içindeyim. Susmuş bakıyorum. Sesim çıkmıyor, orada olmasaydım diyorum içimden. Arkadaşıma henüz bakamıyorum.

Teyze yavaş yavaş kırdığı cevizin farkına varıyor ve kırıntıları toplamaya çalışıyor.

Teyze yavaşça sıvışıyor yanımızdan.

Ben arkadaşıma ne diyeceğimi bilmez bakıyorum.

Arkadaşım “Gördün mü ne dedi?” diyor.

“Ben bir daha buraya gelmem.”

İçindeki kırığın yüreğini sızlattığını anlıyorum.

Hesabı ödeyip her zamanki bahşişimizi bırakıyoruz. Biz demokrat kalmalıyız.

Dönerken arkadaşımın suskunluğu içimi kanatıyor.

Daha fazla öğrenmeye ihtiyacımız var. Daha alçak gönüllü olmaya. Gönül adamı olmaya. Daha fazla birbirimize dokunmaya. Uçları kimsenin canı yanmasın diye yuvarlatmaya.

Eğer çocuklarının önünde bir babaya vatan haini diyecek kadar vahşileştiysek ve bunu daha demokratik bir gelecek için yaptığımız iddiasındaysak, yüzümüze ayna tutmalıyız acilen. Gerçekte ne söylüyoruz, ne yapıyoruz, dürüst müyüz? Kendimize ve çocuklarımızın geleceğine…


Yonca Buğdaycı M.

05.09.2010, İstanbul


Son Güncelleme Tarihi: 08 Eylül 2010 02:16

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
06 Eylül 2010 15:02

Barok

Oyum Evet yada Hayır olabilir hiç mühim değil. Ama o çocuklarıyla yürüyen babanın yanında ya da çevresinde olsaydım eğer, popülist ve şovmen tavırlarla penguen dergisine her hafta konu olacak kadar acınası açıklamalarla milletin gözünü boyayan ve ilkokul çağındaki çocuklar gibi atışan liderlerin gazına gelmiş o kadına Vatan Haini kim miş gösterirdim. Bu ülkede istiklal kahramanları bile bir süre sonra Vatan Haini damgası yemiş geçmişte. Bu kadar kolay olmamalı, bu kadar basit olmamalı, bir kendini bilmezin ağzından Vatan Haini sözü bu kadar kolay çıkmamalı.
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.