EMPERYALİZM, İGD, MADURO
06 Ocak 2026 12:38 / 295 kez okundu!
"...Tam o sıralarda İGD kuruldu. İlerici Gençler Derneği. 6 Ocak 1976. Biz bir grup arkadaş, vakit geçirmeden Laleli’deki Merkeze gidip üye olduk..."
***
EMPERYALİZM, İGD, MADURO
“Kapitalizmin en yüksek aşaması”. Finans Kapital Hegemonyası.
Gençliğimizde, yani üniversiteli yıllarımızda şahsen ben İTÜ’de adeta “Emperyalizm” sözcüğünün içine düşmüştüm. Solun özellikle gençlik içinde yükseldiği, sağın da karşı koyma tepkisinin buna bağlı olarak sertleştiği dönem. Ve ölümlü olaylar, hatta bombalı, otomatik silahlı toplu katliamlar. Bugün baktığımızda GLADYO ve işbirlikçilerinin bu iç karşıtlıktan nasıl faydalanıp, bir planla hedeflerine adım adım yürüdüklerini net görüyoruz. İşte o günlerde özellikle başlarda henüz 68’den devralınan DEV-Genç geleneğinin de etkisiyle, sıklıkla yaptığımız protesto yürüyüşlerinde sürekli antiemperyalizm ağırlıklı konuşmalar yapılırdı. Hatta “Dev-Genç Marşı” mutlaka söylenirdi. ”Hey Dev-Genç’li… diye başlayıp “al silahı vur beline emperyalizme karşı” diye devam eden…
Tam o sıralarda İGD kuruldu. İlerici Gençler Derneği. 6 Ocak 1976. Biz bir grup arkadaş, vakit geçirmeden Laleli’deki Merkeze gidip üye olduk. Bu defa daha çok Kapitalizme kafa yormaya, onun üzerinde çalışmaya başladık. Bu tabii bizi Marksizm’e ve devamı olarak Leninizm’e götürdü. Adeta paralel eğitim olarak Kapitalizmi ve Sosyalizmi öğrenmeye koyulduk. Tabii zaman ve materyal limitleri içinde. Hem mühendislik eğitimi gibi zor bir eğitimi sürdürmek, hem olaylar nedeniyle yüksek eylemlilik, hem de yazılı metinlere ulaşmanın zorluğu. Dünya iki kampa ayrılmıştı, Biri kendine “hür dünya” diyen sınıfların kabulüne dayalı emperyalist-Kapitalist sistem diğer yanda kendine antiemperyalist-antikapitalist diyen, sınıfsız toplumu hedefleyen sosyalist sitem. Bu iki sistem özellikle ikinci dünya savaşından sonraki soğuk savaş döneminde her alanda ağır rekabet içindeyken ülkeler bazında darbeler, devrimler, çatışmalar aralıksız sürdü.
Emperyalizm gözle görülür olmuştu. O, kah Vietnam’da işgalci, kah Angola’da Beyaz azınlıkçı, kah Latin Amerika’da askeri darbeci, ülkemizde her on yılda bir askeri darbeci, Irak’ta doğrudan işgalci vb. gibi idi... Hepsinin temelinde finans kapitalin sahiplerinin Dünya’nın tüm varlığına sahip olma arzusu vardı.
Zamanla “Emperyalizm” sözcüğü siyasette, kullanıla kullanıla adeta bağlamından ve anlamından kopmaya başlamıştı. “Emperyalizm” her şeyi açıklayan sihirli bir sözcüğe dönüşme tehlikesi belirmişti. Ki son yirmi yılın Türkiye pratiği Emperyalist pranganın tam olarak su yüzüne çıkmasına yol açtı. Prangadan kurtulmaya çalışan Türkiye’nin yarattığı emperyal tepki, emperyalizmi tekrar ülke siyasetinin gündemine oturttu haklı olarak.
Derken Finans kapital sahiplerinin (Finans oligarşisi) merkez ülkesi ABD’de kendini iki karşıt parti şeklinde görülen, ABD , Küresel oligarşi karşıtlığı kendini gösterdi. Seçimleri Devletçiler kazandı. Devletçilerin dış siyaseti nasıl olacaktı. Küreselcilerden farklı bir söylemle iktidara geldiler. Savaşları bitireceklerdi. Ne var ki emperyal gelenek öyle bırakılacak bir şey değildi. ABD’nin çıkarları için o devasa baskı aygıtı hazır durumdaydı. Evet savaş açılmadı ama o devasa askeri aygıta dayanarak, zor ve cebirle bir ülkenin Devlet Başkanı kaçırıldı. Dahası kendisine sadık olmazsa yeni Başkana da aynı tehditte bulunuldu.
Nihayet, merkezde yöntem değişti ama Emperyal içerik değişmedi.
Antiemperyalist mücadele de…
Necmi DEMİRCİ



