Müzik elitlerin tekelinde değildir
11 Ağustos 2011 00:49
1975 yılında Venezuela’da başlayan ve bugün 300 bini aşkın çocuğun müzikle buluşmasını sağlayan ‘El Sistema’ projesinin mimarı Jose Antonio Abreu, müziğin bir azınlığın tekelinde olmadığını ifade ediyor
Simon Bolivar Orkestrası’nın kaynağı niteliğindeki El Sistema’nın tanıtım toplantısı, önceki gün The Marmara Otel’de yapıldı. İKSV tarafından düzenlenen organizasyonun açılışında moderatör olarak konuşan Feyzi Elçi’nin “Günümüzün en önemli müzik olayı ve organizasyonuyla karşı karşıyayız” sözleriyle tanıttığı El Sistema, doğduğu ülke Venezuela’nın sınırlarını çok uzun yıllar önce aşmış bir organizasyon.
1975 yılında Caracas’da başlayan macera, bugün 300 binden fazla gencin müzikle tanışmasını sağlıyor. Hem bir ekonomist hem de bir müzisyen olan Jose Antonio Abreu’nun kurucusu olduğu El Sistema, 35 yıldan fazla bir süredir, değişen politik iklimine rağmen Venezuela hükümetlerinin tümünden destek bulmayı başarmış. Bundaki en önemli etken ise projenin felsefesi. Abreu’nun gençlerin suça bulaşmasını önlemek amacıyla tasarladığı proje, bir çok ülke tarafından kopya edilse de, bir şekilde başarıya ulaşamamış.
Müzik sadece bir sanat değildir
Abreu yaptığı konuşmada, El Sistema’nın ayakta kalması konusunda bazı önemli noktalara dikkat çekti. Yaptıkları işin öncelikle müzik eğitimini sosyalleştirerek farklılaştırmak ve böylece daha ilk yılın sonunda öğrenci sayısını 100’e ulaştırmak olduğunu anlatan Abreu, aynı zamanda bunun müzik eğitimi konusunda bir devrim olduğunu da düşünüyor: “Bu bir devrimdi. Öğretmen, öğrenci ve enstrüman üçlemesini bir odanın içerisine hapsederek sıkıcı bir eğitim vermek bu gençleri ve çocukları müzikten soğutabilirdi. Biz de bunun tam tersini yaptık. Bu üçlemenin yerine ‘müzik pratiği’ni koyduk. Her gelen öğrenciye sıkıcı teori dersleri değil, enstrümanı verip onlardan müzik yapmalarını istedik. Seviyesi ne olursa olsun her çocuk kendi konserini veriyor. Bu sayede hem kendilerine olan güvenleri artıyor hem de sıkılmadan, bir arada müzik yaparak ortaklaşa çalışmayı öğreniyorlar.” Müziğin sadece bir sanat olarak algılanmamasını söyleyen Abreu, müzik sayesinde sadece çocukların değil, ailelerinin de eğitim aldığının ve öğrencilerin aileleri tarafından daha saygın bireyler olarak görüldüğünün de altını çiziyor.
İlerleyen süreçte bu eğitim ve kültürle yetişen çocuklar ve gençler müzisyen olmak zorunda değiller. Hatta Abreu onların yönetime gelmelerini ve geldiklerinde içerisinde geliştikleri bu devrimi yönetime yansıtarak daha barışçı ve adil bir dünyanın kurucuları olabileceklerini büyük bir sevinçle anlatıyor ve ekliyor: “Ülkenin müzik eğitimini ve kültüre bakışını değiştiren El Sistema, bir devrimdir. Bu değişimler yeni anlayışla kurulacak olan devletlere de sebep olacaktır.
Sanat eğitimi doğal bir haktır
Bu projeye başlamasının önemli nedenlerinden biri de Venezuela gibi gelişmekte olan ülkelerde, çocukların en doğal hakkı olan sanat eğitiminin yeterli düzeyde alınamıyor olması. Bununla ilgili olarak Abreu, sadece müziğin değil, diğer sanatların da projeler kapsamında ele alınabileceğini; edebiyat, heykel ve diğer plastik sanatlarda da El Sistema benzeri organizasyonların kurularak çocukların doğal haklarının sağlanabileceğini müjdeliyor.
Türkiye’nin kültürel çeşitliliğine hayranlık duyduğunu belirten Abreu, özellikle pazar akşamı Galata’da yine El Sistema gibi sosyal bir organizasyon olan ‘Barış İçin Müzik’ girişiminin katılımıyla gerçekleştirilen perküsyon dinletisine övgüler yağdırdı. Bu dinletinin kendisi için çok önemli olduğunu belirten Abreu, sözlerine şöyle devam etti; “Bence Türkiye de bu tip hareketlerin en başında yer alabilir. Bu çocukların bir araya getirilmesi çok önemli. Türkiye ve Venezuela birlikte yeni bir müzik projesi başlatabilir. İleride daha sık Türkiye’ye geleceğim ve bu çocukları takip edeceğim.”
Yıllara meydan okuyarak hâlen ayakta kalan ve tüm dünyaya örnek olan El Sistema’yı ve onun en temel mottosunu yine Abreu açıklıyor; “El - Sistema, müziğin elitlerin ya da azınlığın tekelinde olmadığını gösteren bir hareket oldu.”
Türkiye’deki El Sistema benzeri organizasyonlar
Süher Pekinel’in projesi
Tanıtım toplantısının en önemli yanlarından biri de İKSV’nin Türkiye’de gerçekleştirilen El Sistema benzeri müzik organizasyonlarına söz hakkı tanıması oldu. Tanıtım toplantısına katılan Süher Pekinel, Milli Eğitim Bakanlığı ile ortaklaşa sürdürdüğü projeyi anlatırken oldukça heyecanlıydı. Türkiye’de yıllardan beri uygulanan klasikleşmiş müzik eğitim metodunu yadsıyarak yerine Carl Orff’un metodolojisini uygulamaya başladıklarından ve aldıkları başarılı sonuçlardan bahseden Pekinel, sadece müzik değil, aynı zamanda dans ve konuşmayı bir bütün olarak öğrencilere verdiklerini ve tüm bunlara ritim duygusunun eklenerek öğrencilerin disiplin, yaratıcılık ve birbirlerini dinleme alışkanlığı kazandıklarını vurguladı.
Daha önce de bu sistemin 1956 yılında Muzeffer Akkan tarafından uygulanmaya çalışıldığını ancak akademik sisteme adapte edilememesi dolayısıyla kısa sürede vazgeçildiğini vurgulayan Pekinel, bu kez Milli Eğitim’in de desteğiyle 90 öğretmen ve 60 bin çocuk hedefine ulaşıldığını ve beş yıl içerisinde 300 bin öğrencinin hedeflendiğini belirtti.
Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşları
Kendini tanıtma şansı bulan bir diğer organizasyon ise keman virtüözü olan Cihat Aşkın tarafından kurulan CAKA (Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşları). Cihat Aşkın, projenin temel amacını çocukların kendi yerel ve ulusal enstrümanları ile evrensel bir mesaj vermelerini sağlamak olarak belirlemiş. Uzun bir süre kendisinin de eğitmen olarak görev yaptığı projenin şu an biri de Erbil’de kuruluş aşamasında olan 18 şubesi bulunuyor. Her şube kendi bulunduğu bölgede isteyen her çocuğun müzik eğitimi alması için olanak sağlarken, aralarından yatkın olanlar ulusal ve uluslararası projelerde yer alıyorlar. Katılımcılarından bir kısmının şu an Londra Kraliyet Akademisi gibi öncü okullarda tam burs ile eğitim aldığı organizasyon henüz 10 yaşında. 2001 yılında Uludağ Üniversitesi’nin katkılarıyla başlayan projenin El Sistema ile benzerliği ise öğrencilere verdiği eğitimin metodu. Klasik müzik eğitimi yerine 12 haftalık kurlar şeklinde verilen derslerle enstrümanları çalmaya başlayan katılımcılar kuru tamamlamak için bir konser vermek zorundalar.
Barış İçin Müzik girişimi
El Sistema’ya en çok benzeyen organizasyon ise Mehmet Selim Baki’nin kişisel katkılarıyla başlayıp ve hâlen kendisinin olağanüstü çabasıyla devam eden ‘Barış İçin Müzik’ girişimi. Eski adıyla Sulukule’de 2005 yılında hayat bulan organizasyon için sözcü Yeliz Yalın Berk, şöyle diyor; “Üst başlık olarak hümanizmayı alıyoruz. Bizde de eğitim alan çocuklar diğer çocukların eğitmeni oluyorlar ve hep birlikte bir şeyler yaparak. Bir arada yaşama kültürünü geliştiriyorlar.”
Birlikte çalışma yapan çocukların aynı zamanda kendilerini var etme alanı olarak tasarlanan müzik projesi öğrencilerin kendilerine güvenin artması konusunda en önemli etkenlerden biri.
Aynı zamanda profesyonel eğitimcilerle de çalışan grubun 13 eğitmeni bulunuyor. Bunlardan üçü tam zamanlı geri kalanı ise yarı zamanlı olarak hizmet veriyor. Bu yaz ilk kez dört ila altı yaş arasındaki öğrencilere de hizmet vermeye başlayan organizasyonun ekim ayında vakıf niteliğini kazanacağını vurgulayan Berk, kendileri için en sevindirici olan şeyin ilerleyen dönemde Marmara Üniversitesi ile yapılan ortak çalışmalar sayesinde öğrencilere diploma verileceği olduğunun altını çiziyor ve ekliyor “Hepsi müzisyen olmayacak, ama müzik dinlemesini bilen bireyler olacaklar.”
Taraf

