Kendimize mecburuz. Tamam anladık ama habire kendi reklamımızı yaparak mı dolanmamız gerek?

11 Temmuz 2014 21:47 / 1087 kez okundu!

 

 

Neptun * halkalarında 14 adet ay varmış, bazıları dünyadan büyükmüş. * Bazı kaynaklar ise 13 ay olduğunu söylüyorlar. * Güneşten en uzak olan planet Neptün. Dünyanın bilmemkaç misli büyük ve son derece soğuk ama o da mavi bir gezegen olduğu için acaba dünyadan başka yerde yaşam var mı * sorusuna yanıt alabilmemiz için bilmem nekadar bilim insanı Neptün gezegenini araştırıyorlar.

 

Şimdi normal bir konuşma çerçevesinde yukardaki paragrafın içine serpiştirin lütfen, her * olan yerde kendinizle ilgili bir hikaye.

-BEN astronomi ile 7 yaşında iken tanıştım.

-BEN 14 Ay olduğunu sanıyordum halbuki son Voyager gezisinde gerçek sayının yüzden fazla olduğunu söylediler, BEN halbuki bu sayının gerçekte şu kadar olduğuna inanıyorum vs.

SEN kasapsın, hekimsin, avukatsın sanıyordum nereden bu kadar bilgilisin?

Ben zaten şukadar yıldır bu işi takibediyorum,

Ben ben ben ramazan davulu gibi, ben ben de, ben ben.

Bir adama bakarsın, bir de ettiği lafa. Düşünürsün:

Nasıl hizmet edeyim sana? En iysi seni Nasa’nın başına geçirmek için imza kampanyası yapalım?

Her konuşmanın içine kendi reklamımızı sokuyoruz, bu bizim türümüzün bir iletişim biçimi. Ne kadar az ben, o denli kolay ve ferah anlaşma imkanı, ne kadar çok ben, o denli çok tencerede bulamaç hiç durma geri kaç.

Rüyalarımız var, kısmen iki ayak üstünde koşmaya başlamamız kadar eski. Korkularımız. Ve taa o zamanlardan kaynaklanan iletişim biçimlerimiz:

Büyük yırtıcı bir hayvan geliyor çabuk kaç mesajı önemli. Ama aynı zamanda ortam müsaitse “kaçarken benim için de iki elma taşır mısın?” “Kaçma işi bitince bu kıyağımı unutmaz mısın?” falan gibi.

Yavaş anlıyoruz, genelde tür olarak bazı konuları kavramamız yıllar bazen onlarca yıl alıyor. Öğrenmek te yıllar süren bir süreç, habire tekrar ile ancak kavrayabiliyoruz ve yeni olanı kolay unutuyoruz. Eskiden kalma rüyalar, hayaller, korkular daha derinde.

Halbuki çabuk reaksiyon vermeye programlıyız. İnsanlar arası iletişimde de bu sürat tutkumuz başımıza en büyük bela.

Dinlemek ve dinleyebilmek en önemli unsur iletişimde. Halbuki çabuk güldürme, çabuk memnun etme, öne çıkma, bizi mutlu ediyor. Kelimeler bilgi aktarmaktan ziyade eskrimci hızı ile karşındakine çok da fazla şişinmemesini, çok da fazla uçmamasını bildirmek için bir korunma veya saldırı ( reklam!) veya basitçe bir bilek (ego güreşi *) için kullanılıyor. Soruların çoğu retorik.

Bu konuda ne düşünüyorsun?           

Ilk iki cümleden sonra karşıdaki sözünü keser ve kendinden örnek vermeye başlar.

Tabi bu arada paylaşımlar : belim ağrıyor, çekim ödenmedi, haksızca bilmemneyi devlet gaspetti, dava şu kadar yıldır sürüyor.

Ama ille arkadan dolanıp iki puan alma gayreti.

Yapmak istediklerin ve gerçekten yaptıkların. Sen de ötekilerden farklı mısın?

Bir ben var benden ayrı, ikisinden de sıkıldım gayrı!

Sadede gel kardeşim.

 

-------------------------------------

 

*Halbuki “I am ok, you are ok” Dr. Harris’in 1969 da yazılan 15 milyondan fazla satan kitabını artık her kişi okumuştur sanırsın.   Yazarken bakıyorum da Türkçesini bulamıyorum. Halbuki benim babam senin babanı döver seviyesinden öteye geçmek için önemli bir kitap. 25 dile çevrilmiş.

 

Mahmut TOLON

09.07.2014

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.