Dört Kitap, Dört Dünya ve Önyargılar

13 Ekim 2009 14:40 / 2028 kez okundu!

 


Eş dostun yolladıkları, hediye olarak gelen, kendi aldığım kitaplar. Etki yayınlarından Kasabalılar bu sene çıktı. Sait Almış ve Mehmet İnanç Turan güzel bir 1980 darbesi hikayesi yazmışlar 5’i Turgutlu doğumlu, ki biri ilkokulu bitirmeden toplam 41 sene sekiz buçuk ay hapis yatmışlar.

Hayri Bökü, Mustafa Pekdoğru, Adnan Ayan, Zeki Çetinkoç ve Necdet Ayma’nın hikayesi. Akıcı yazılmış ibretle okunuyor. Kuzenim Selim Ergunalp de DevGenç davasından dört yıl kadar yatıp sonra 1980’de Almanya’ya sığınmıştı.

İkincisi ayni tema’nın yirmi yıl öncesini hikaye ediyor: Kavim Yayınevinden Psikolog H. Emre Oktay’ın Hüsran Dalgaları. Neredeyse unutulan 1960 darbesi hakkında Oktay Ekşi dostum televizyonda hala; ‘Bazıları için darbe benim için ihtilal’ diyebiliyor. İnsanlar inatçı mahluklar vesselam. Hatalarından öğrenebilmeleri de bir nesil içinde çok sık olmayabiliyor. Olursa da insana dönek falan diyenler çıkıyor. Ama darbe vahşetini okumadan veya yaşamadan anlamak çok zor. Aradan zaman geçince bile insan ve bir seçenek olmadığından insan türüne olan inancını yitirmemeye çalışıyor. Zulüm ve bazı çıkarları olduklarına inananların silah zoruyla doğru olduklarını anlatmaya çalışmaları, şiddet; başka bir şey değil. Okumayı hararet ile tavsiye ederim. Tam filmi çekilecek bir kitap.

Üçüncü kitabı bir Lise sınıf arkadaşım yazmış. Hiç okumadığım bir tür: Polisiye maalesef daha Türkçe’ye çevrilmedi. Simmering Verlag bu da diğer kitaplar gibi 2009 basımı. Jens Uwe Böttcher, O kadar güvenli yaşıyorlardı ki (..die doch so sicher leben). Almanya’da bir Eyalet Cumhurbaşkanı Hanım’ın öldürülmesini yazmış. Akıcı bir üslup ve umarım filme de çekilir. Yazar da bu çalışması sayesinde Alman televizyonlarının senaristleri arasında yerini alır. Almanya’daki Türkler’den de bahsetmiş ve hatta ikinci eşiyle beni ziyaretinde verdiği evlenme kararını da baş komiserin ağzından anlatmış, kendisi söylemeseydi ben de anlamazdım; adımı Mehmet olarak değiştirmiş.

Dördüncü kitap geçen sene basılmış. Ancak okuyabildim. Herşeyde hemfikir olamadığım bir başka gazeteci dostumun kitabı. 11 yıl Türkiye’de, İstanbul’da komşum olarak yaşayan Almanya’nın prestijli gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung yazarı Rainer Hermann tarafından yazılmış: Türk cemiyeti nereye gidiyor? (Wohin geht die türkische Gesellschaft?) Bu kitabın Türkçe’ye çevrileceğini sanmam halbuki çevrilse iyi de olurdu. Mühim bir kitap, birçok konuda derinlemesine araştırılmış. Kitabın arka kapaktaki sonsözünü ise eski Alman Cumhurbaşkanı Richard von Weizsaecker yazmış. İki yerinde 1.5 milyon Ermeni’nin “genocide- soykırım” diyerek (tabii tırnak içine almadan) öldürüldüğünü yazıyor. Bir yerinde de 6/7 Eylül’de 30 kişinin öldüğünden bahsediyor.

Nüfus ile ilgilendğim için bilimsel gerçek olarak o tarihte Anadolu’da 1.5 milyon Ermeni yaşamadığını ve birinci dünya savaşında 15 milyon kadar insan savaştan ölürken İspanyol gribinden 60 milyon insanın öldüğünün artık kanıtlandığını ve Türk Ermeni ilişkilerinin de tarihine bu bilimsel çerçeve içinde bakmak gerektiğini ve kanaatimce bu konuda 1.5 milyon öldürülen Ermeni ve onunla uyuşan 6/7 Eylül’de öldürülen 30 Rum rakamını yeterince araştırma yapmadan verdiğine inanmadığımı yazdım 6 Eylül’de ölüm olmadığını tekrar okumasında fayda gördüğümü de (bakınız Fatin Rüştü Zorlu, Karakoyunlu ve 6/7 Eylül). “Bu tür rakamların bir propaganda ile üretildiklerini ve sonra iyi niyetli yeterince araştırma yapmayan Hıristiyan gazetecilerce yayıldığını ve bunun acaba bir Alman’ın kendi soyundan önce de sistematik soykırım yapma alışkanlığı olduğunun tesbiti ihtiyacı ile mi yazıldığını” sordum.

Kitaba başladığımda ilk sayfalardan sonra akıcı üslubunu e-posta ile tebrik edince hemen cevap vermişti. Kitabı bitirip bu Ermeni Türk ilişkileri konusunda nihai fikrimi yazdığımda ise ses seda gelmedi. Derin kültürel önyargıların aşılmasını bizler bu nesilde tamamlayamayacağız korkarım ama en azından bu Ermenistan sınırının açılması ile aşmaya başlayabileceğimizden doğrusu umutluyum. Tek çözüm Türk-Ermeni ve Yunan-Türk gençleri arasında mübadele, yani lise çağında resmi bir karar ile on binlerce, yüz binlerce liseli gencin bir sene kadar komşu ülkede yaşamaları ve okumaları. Bu değiş tokuş Türk-Alman gençleri arasında da başlatılabilir. De Gaulle ve Adenauer Almanya ve Fransa arasındaki yakınlaşmayı bu şekilde sağladılar. 

Dr. Mahmut Tolon
13 Ekim 2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.