Din ile Devlet nasıl birbirinden ayrılır?

18 Mart 2009 12:45 / 2178 kez okundu!

 

Örnekleri tüm dünyada vardır. Din ile devleti ayırmak için ille insanların birbirine saldırması gerekmez. Büyük bir kap IDRAK gerektirir. Zannedildiği kadar çok yürek de gerekmez, bir tutam yeter.

İdrak var ise insanlar karşılıklı olarak konuşur. İdrak yok ise daha birkaç on yıl insanlar birbirini üzebilir, komplo teorileriyle uğraşır. Konferanslar seminerler düzenler. Komisyonlar kurar.

Ama esas olan idraktir. Konuşur iken önce dinlemek ise faydalıdır. Bağırmak, tehdit etmek vs başarı oranını yok edici unsurlardır. Tam olarak hiçbir şey yok olmaz ama şiddet büyük bedellere ve gecikmelere sebebiyet verebilir. Esasen bağırıp tehdit etmek, idraksizlikten kaynaklanır.

Ondan sonra bir miktar (orta karar), organizasyon becerisi gerekir ve sonunda anlamlı miktarda “hakkaniyet” de işin içine katılarak, “izan” ve “insaf” gibi yeteneklerden de istifade ederek aşağı yukarı aşağıya yazılanlar yapılır:

Din ile devletin ayrılması sanıldığı kadar zor değil çünkü farklı ülkelerde kısmen yüzyıldan fazla süre önce yapılmış örnekler mevcut. İdrak varsa tabii.

Daha ziyade dövizin bir zamanlar “serbest” bırakılmasından olan korkuyu anımsatıyor:

Diyanet mal ve mülkleriyle Sünni temsilci olarak devlet dışında bir kuruluş olur. Alevilerin, Hristiyanların ve Musevilerin teşkilatı zaten var.

Bazı istisnai kültürel ve turistik değerleri olan ibadethaneler Kültür Bakanlığı uhdesinde kalır.

Diğer camiler vs kurulacak bir Sünni Kuruma devredilir.

Bir bölümü nüfusla orantılı bir şekilde Alevilerin teşkilatına devredilir. Dürüstçe rekabet koşulları saptanır. Nüfus oranları ve izan çerçevesinde bazı mülkler diğer din ve mezheplere devredilir.

Bu mülklerin karşılığında saygılı oranda düşük bir vergi gelirini de beklemek devletin hakkı olur.

Her vatandaşın vergisinden kesilecek oran belirlenir ve inandığı din veya mezhebe göre vatandaşlar vergi beyannamelerine ekli bir dilekçe ile tercihlerini belirtir; öder veya ödemezler ve seçimlerine göre o hizmeti alır veya almazlar.

Dini kuruluşlardan yaptıkları kamu yararına olan dini faaliyetten cüzi vergi alınır veya alınmaz ama örnek caminin yanında otopark işletirlerse normal vergi alınır.

Bürokrasi ferahlar ve Kültür bakanlığı sadece kültürel ve turistik değerleri nedeniyle bazı ibadethanelerden sorumlu olur. Bunun dışında dinin istismar edilmemesi ile ilgilenir. Diyanet işleri lağvedilir ve Kültür Bakanlığına bağlı bir Genel Müdürlük olur.

Çevrede yaşayan hastaları vs. göz önüne alarak ezanın hangi desibel ile okunacağını saptar ve denetler ama lisana vs. karışmaz. Zaten kanuna göre isteyen bugün de ezanı örneğin Türkçe veya Japonca okuyabilir ama lisanda da belirleyici unsur bugün devlet içinde olan diyanettir.

Yani devlet görevini yapar ve bireyin haklarını savunur. İnanmak, inanmamak hakları gibi.

Mezhepler arasında haksız rekabeti önlemek ve kişilerin ve bilhassa çocukların haklarını bir din veya mezhebin ihlal etmesini önlemek. Samimi inananların zaten buna bir itirazları olmaz. Sorun bu tür bir reformda maddi çıkarlarına halel geleceği vehminde olanlardır. Onlara da çıkarlarına bir halel gelmeyeceği sükunetle anlatılabilinir.

Bu işi yapabilecek güçte bir hükümet işbaşındadır. Bakalım tarihe Türkiye’nin önünü açacak bir reformla geçmek isteyecekler mi? 

18.03.2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.