Babama...

03 Ağustos 2009 01:39 / 1519 kez okundu!

 


Bazı şiirler vardır yazılırlar, sonra başka dillere çevrilir ve ders kitaplarına girerler. Kendi bileklerinin güçleri ile. Yaşamın akışında yazılıverirler. Şairin ünlü olması gerekmez.

Aşağıdaki böylesine bir şiir. Birisi okur ve "burda!" diye bağırır. Bu öylesine bir bağırış. Sürü de yavaş yavaş döner ve farkına varır.

Çiğdem Hanım bu şiiri 1991’de 33 yaşında iken, babası öldükten sonra yazmış. On onbeş yıl sonra ders kitaplarına girecektir bu şiir ve zihnimizde yeni bir dünya kurulması için gereken kumsalda bir kum tanesi olacaktır. Kim mi Çiğdem Altınöz? Size ne? İstanbul’lu bir hanım Afyon Konya sınırında Piribeyli beldesinde oturuyor. Şahsen tanımıyorum. Allah bilir beraber çalışacak olsak 10 günde saçsaça başbaşa birbirimize gireriz. İnsanoğlunun malzemesi bu.

*** 

Bu çözümsüzlükleri aşarak çözümü yakalamak ile ne kastettiğimi anlatmak için geçen hafta eski bir dostum, ünlü bir profesör ile yaptığım bir konuşmayı nakledeyim:

Rivayet bu ya Rahibe Teresa’ya bir genç kız başvurmuş ve "çevreme, insanlığa hizmet etmek istiyorum, ne yapmalıyım?“ diye sormuş.

Rahibe Teresa bu iyi niyetli genç kıza bakmış, bakmış: "git ailene karşı sevgi dolu davran, yapabileceğinin en iyisi o" demiş.

Kendi konusunda dünyaca tanınmış, Venüzüella’dan Calcutta’ya kadar konferanslar vermiş bir insan bu profesör. Ve şöyle bitirdi sözünü:

Aynı soruyu kendi kendime sordum ve aileme sevgi dolu davranmayı denedim ama iki başarısız evlilikten sonra aileme baktım, bir de kendime ve karar verdim ki dünyayı kurtarmaya çalışmak daha kolay!

Tekrar dönelim Çiğdem Hanımın şiirine ki bence türümüzün idrak kapasitesi ile hoş tarafı, babasının ölümünden sonra yazılmış olması. Geriye doğru anlıyor ve ileriye doğru yaşıyoruz. Yanlış anımsamıyorsam, Kjerkegaard’ın söylediği gibi. 

Babama - Çiğdem Altınöz

Babamı anlatmak istiyorum
- uzun boyunu,
- geniş omuzlarını
- çatık kaşlarını,
- gülen gözlerini.
- kocaman ellerini,
- gür sesini
- neşesini.

Sert görünüşünü,
- yumuşak yüreğini.
- bize düşkünlüğünü,
- eve gelişlerini
- dolu filesini,
- Annemle dans edişini
- güzel tangolarını
- mızıka çalışını...

Sırasında
- arkadaş oluşunu,
- kıskançlıklarını,
- çocuksuluğunu.
- çilingir sofrasında
- şarkı okuyuşunu

Gençliğini,
- deli öfkesini
- kırlaşan saçlarını
- hastalanışlarını,
- hele de nazlanışlarını

Fakat...
- her şeyiyle
- koskoca bir babayı
Ufacık
- bir şiire sığdıramam ki... 

Dr. Mahmut Tolon
03.08.2009

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.