Alevi - Sünni Tartışması ve Çözüm

15 Ekim 2010 00:10 / 2244 kez okundu!

 


Tekrar din dersleri ve Cemevlerinin elektrik parası da devletçe ödenecek mi tartışılıyor. Başbakan her inanca eşit mesafede olduğunu söylüyor. Ki esasen gereği de budur. Daha evvel referansım İslamdır, velev ki başörtüsü bir simge olsun vs. türü söylemlerinden dolayı tedirgin olanlar var. Net bir yaklaşım ve çözüm olmazsa tedirginlikler sürer.

On binlerle sünni din adamına devlet yani hepimiz maaş öderken ve 5 vakit ezan hoparlörlerle yayınlanırken bir grup çıksa ve başka bir söylemi günde iki kez hoparlörlerle ayni ses yüksekliğinde yayımlamaya başlasa tepki nasıl olur dersiniz? Bu çan sesleri olur veya ateistlerin bir söylemi olur teorik olarak fazla da fark etmez. Devlet sizce eşit mesafede duracak mıdır? Durabilecek midir?

Din ile devletin tamamen birbirinden ayrılması gerekir. Nasıl mı olacak? Reçetesi (tekrar) aşağıdadır:

Örnekleri tüm dünyada vardır. Amerika, Fransa, Almanya örneklerini incelemek yeterli olur. Din ile devleti ayırmak için ille insanların birbirine saldırması gerekmez. Büyük bir kap İDRAK gerektirir.

İdrak var ise insanlar karşılıklı olarak konuşur. İdrak yok ise daha birkaç on yıl insanlar birbirini üzebilir, komplo teorileriyle uğraşır. Konferanslar seminerler düzenler. Komisyonlar kurar.

Ama esas olan idraktir.

Konuşur iken önce dinlemek ise faydalıdır. Bağırmak, tehdit etmek vs başarı oranını yok edici unsurlardır. Tam olarak hiçbir şey yok olmaz ama şiddet büyük bedellere ve gecikmelere sebebiyet verebilir. Esasen bağırıp tehdit etmek, idraksizlikten kaynaklanır. Ondan sonra bir miktar (orta karar), organizasyon becerisi gerekir ve sonunda anlamlı miktarda Hakkaniyet de işin içine katılarak, "İzan" ve "İnsaf "gibi yeteneklerden de istifade ederek aşağı yukarı aşağıya yazılanlar yapılır:

Din ile devletin ayrılması sanıldığı kadar zor değil çünkü farklı ülkelerde kısmen yüzyıldan fazla süre önce yapılmış örnekler mevcut. Daha ziyade dövizin bir zamanlar “serbest” bırakılmasından olan korkuyu anımsatıyor: Diyanet mal ve mülkleriyle Sünni temsilci olarak devlet dışında bir kuruluş olur. Alevilerin, Hıristiyanların ve Musevilerin teşkilatları zaten var. Bazı istisnai kültürel ve turistik değerleri olan ibadethaneler Kültür bakanlığı uhdesinde kalır. Diğer camiler vs. bir kurulacak Sünni Kuruma devredilir. Bir bölümü nüfusla orantılı bir şekilde Alevilerin teşkilatına devredilir. Dürüstçe rekabet koşulları saptanır. (yani okulda din dersi adı altında) bir mezhebin değil tüm din ve mezheplerin kültürü okutulur. Din dersleri seçmeli ders olarak ayrıca sunulur. Nüfus oranları ve izan çerçevesinde bazı mülkler diğer din ve mezheplere devredilir. Bu mülklerin karşılığında saygılı oranda düşük bir vergi gelirini de beklemek devletin hakkı olur. ABD’de örneğin bir kilisenin park yerinden ayin esnasında vergi alınmaz ama sair sürelerde otopark olarak bu park yeri işletilince vergi alınır.

Her vatandaşın gelir vergisinden kesilecek oran belirlenir ve inandığı din veya mezhebe göre vatandaşlar vergi beyannamelerine ekli bir dilekçe ile tercihlerini belirtir öder veya ödemezler ve seçimlerine göre o hizmeti alır veya almazlar. Ve seçimlerine göre nüfus cüzdanlarında din mezhep yazılır veya yazılmaz. Yani din mezhep nüfusa doğuşta otomatikman yazılmaz bu devletin her vatandaşa eşit mesafede olmadığını gösterir.

Dini kuruluşlardan yaptıkları kamu yararına olan dini faaliyetten cüzi vergi alınır veya alınmaz ama örnek caminin yanında otopark işletirlerse normal vergi alınır. Bürokrasi ferahlar ve Kültür bakanlığı sadece kültürel ve turistik değerleri nedeniyle bazı ibadethanelerden sorumlu olur. Bunun dışında dinin istismar edilmemesi ile ilgilenir.

Diyanet işleri lağvedilir ve Kültür bakanlığına bağlı bir Genel Müdürlük olur. Çevrede yaşayan hastaları vs. göz önüne alarak ezanın hangi desibel ile okunacağını saptar ve denetler ama lisana vs. karışmaz.

Zaten kanuna göre isteyen bugün de ezanı örneğin Türkçe veya Japonca okuyabilir ama lisanda da belirleyici unsur bugün devlet içinde olan diyanettir. Yani devlet görevini yapar ve bireyin haklarını savunur.

İnanmak, inanmamak hakları gibi. Mezhepler arasında haksız rekabeti önlemek ve kişilerin ve bilhassa çocukların haklarını bir din veya mezhebin ihlal etmesini önlemek. Samimi inananların zaten buna bir itirazları olmaz. Sorun bu tür bir reformda maddi çıkarlarına halel geleceği vehminde olanlardır.

Onlara da çıkarlarına bir halel gelmeyeceği sükunetle anlatılabilinir.

Bu işi yapabilecek güçte bir hükümet işbaşındadır.

Bakalım tarihe Türkiye’nin önünü açacak bir reformla geçmek isteyecekler mi?


Mahmut Tolon

11.10.2010

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
19 Ekim 2010 15:51

gökay

Bizde gelenek eleştiri yapmaktır. 'Peki çözüm öneriniz nedir' diye sorduğunuzda
dişe dokunur bir yanıt alamazsınız.
Sayın Tolon çözüm önerilerini samimiyetle sıralamış; beğenelim beğenmeyelim...
Evet Türkiye'de dünyada eşi benzeri olmayan bir laiklik uygulaması var:
Özetlersek; din devlete karışmaz, ama devlet dine istediği gibi karışır.
Vatandaş camii inşaatını bitirir, devlet devreye girer ve buraya bir memur atayarak
kontrolü eline alır.Cuma hutbelerinde memurlarına tüm ülkede aynı vaazı okutur.
Din dersi müfredatını da kendi düzenler.Zorunlu tutar.
Diyanet İşleri Başkanlığının 1924'de Atatürk'ün emriyle devletin bir kurumu olarak
açıldığını not etmeliyiz.Darbeler de dahil bu konuda siyasiler ve bürokrasi her zaman
mevcut sistemi muhafaza etmekten yana olmuştur.
Evet demokratik laik bir ülkede kimin neye nasıl inanacağına karışmamalı.Herkese
eşit mesafede durmalı, toplum mühendisliği yapmadan tüm vatandaşlarına hizmet
konusunda çaba sarfetmeli.Bu anlayışı mevcut siyasi partilerimizin hiç birinin
savunmadığını biliyoruz.Toplumda da bu konuda yüksek ses veren talepler yok.
Toplumsal taleplerin olmadığı yerde siyasi karşılık bulunmaması çok doğal.
Bu konuda istisna alevi vatandaşlarımızın talepleridir.Bu durumda çözüm önerilerini
de onların sorunlarına çözüm getirmek temelinde sunmak realist bir tavır olacaktır.
Sanırım diğer tüm sorunlarda olduğu gibi din ve vicdan özgürlükleri önündeki sorunlara
da ancak daha özgürlükçü yeni bir anayasa panzehir olabilir.

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.