CHP'nin 'İkinci Yüzyıl Vizyonu'

03 Aralık 2022 18:58 / 749 kez okundu!

 

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bugün, “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısında “dünyaya meydan okuyan” açıklamasını yaptı. Dağ fare doğurdu demeden düşündüklerimi yazmak istedim.

 

****

 

CHP’nin “İkinci Yüzyıl Vizyonu”

 

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bugün, “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısında “dünyaya meydan okuyan” açıklamasını yaptı. Dağ fare doğurdu demeden düşündüklerimi yazmak istedim.

 

Kılıçdaroğlu’nun “açış” ön konuşmasından sonra Amerikalı uzman Jeremy Rifkin kesintili bir video konuşma yaptı. CHP’lilerin sıkıntıyla dinlediği, hatta kimilerinin uyukladığı “yeşil bir dünya özlemi”ne dair konuşma sonrasında aklımıza takılan ana soru şuydu: Tüm dünyanın yaşadığı bir kapitalist kriz ortamında, kendi derdine çaresiz kalmışlardan, bizim yaramıza pansuman aramak doğru bir iş mi? Danışman olduğu Almanya’yı yeşil/meşil diyerek zora sokmuş ekonomik danışmanları kurtarıcı diye sunmak hangi akla sığar? Almanya şu an o dönem alınmış kararlardan nasıl döneceğinin hesabında… Kapatılan nükleer santraller, kömür ocakları yeniden açılıyor.

 

Kemal Derviş’e Haksızlık

Bu arada Jeremy Rifkin’den bahisle, iktidar yanlılarınca “yeni Kemal Derviş’ler mi geliyor?” soruları da soruluyor. Kanımca meseleyi bu biçimde ele almak en başta Kemal Derviş’e haksızlık olur. Biraz geri dönüp, mevcut gerçeğe bir daha bakalım.

 

2001’de durum neydi?

Emperyalizme göbekten bağlı, yozlaşmış, işbirlikçi kapitalist sistemin Türkiye’deki ömrü tükenmişti. Yüksek enflasyon, yüksek faiz, çarpık bankacılık, karaborsa; mafyanın ve bir avuç medya patronunun sınırsız etkisindeki hükumet kurup, hükumet yıkan medya; kokuşmuş partiler, etkisiz meclis, çarpık parlamenter sistemin yanlış koalisyoncu hükumetleri, sistemi inatla koruyan cumhurbaşkanları; darbeci, Amerikancı vesayet sisteminin koruyucusu bir ordu ve hem ordunun hem de genel olarak devletin içinde sessiz sedasız güçlenen/güçlendirilen Gülencilik… Ki sonradan bunun CIA güdümlü, FETO sisteminin organize işleri olduğunu daha iyi anladık…

 

Yıpranmış darbecilik, yıpranmış partiler, yıpranmış liderler, yıpranmış parlamenterizm, çürümüş bir ekonomik sistem doğal olarak 2001’de iflas etti.

 

Dolar zıpladı, 24 banka battı, Ecevit koalisyonu çaresiz kaldı. Kapitalist sistem ise önemli bir halkasının çökmesine izin veremezdi. IMF’nin, Dünya Bankasının böylesi durumlar için reçetesi belliydi…

 

Belirli bir miktar kredi verilerek öncelikle dış borçların düzenli ödemesinin sağlanması ilk amaçtı, öyle yapıldı. Yatırımların durdurulması, faizin arttırılması, işten çıkarmalar, ücretlerin dondurulması, hayat pahalılığının yükselmesi ve halka kemer sıktırılması, sorunlu bankaların ve kimi büyük şirketlerin batışına yol verilmesi, hedefi oldukça yüksek tutulmuş faiz dışı fazlanın, başta IMF’den alınan olmak üzere, dış borçların ödenmesine ayrılması…

 

Batıdaki sistem, “Stand by” anlaşmasının uygulanmasını garantiye almak için de güvendiği birilerini devreye sokmak zorundaydılar. Bu isim Kemal Derviş oldu.

 

Dünya Bankası görevlisi Kemal Derviş işte bu ortamda Amerika tarafından Ecevit’e önerildi

 

Danışmanlıktan, ekonomiden sorumlu devlet bakanlığına giden yolu 7 saatte aşan Kemal Derviş ile yolum YDH’da kesişmişti. 1994 yaz aylarında Çeliktepe’deki toplantılarda karşılaşmıştık. İkimiz de yurtdışından gelenler grubundaydık wink

 

Çalışkan, ılımlı, sosyal demokrat bir yapıya sahip bir kişilik olarak tanıdım. YDH maceramızın o sıradaki Türkiye için biraz ilerde olmasının şokuyla 2-3 yıl içinde hepimiz piyasadan çekildik. Zaten YDH’nın o zamanki perspektiflerinin sunucuları ve kurucuları şimdi başka yerlerde ama o fikirlerin taşıyıcısı değişti ve onları AK Parti hayata geçirdi, geçiriyor. Zaten AK Parti’nin, krizden bir iki yıl sonra iktidara gelip yürüttüğü ekonomik politika esas olarak Kemal Derviş’in politikasıydı. IMF’ye olan borcun tamamlanmasına kadar giden süreçteki “mutlu” politikayı kolayca sahiplenen Ali Babacan ile, bu politikayı kerhen uygulayan RTE’nın bugünkü ayrışmasının temelleri de o günlerde atılmıştı.

 

Tekrar bugüne ve Jeremy Rifkin’e dönelim. Yaptığı konuşmayı, Ekşi Sözlük’ten bir yazar çok güzel yorumlamış. Üstüne ne eklenir, bilmiyorum wink 

 

“bugün kendisi sayesinde bütün ülke kutup ayılarının çok yalnız olduğunu ve bu yüzden de ülkemizin bir değişim döneminden geçtiğini öğrendi. aslında ülkede her şey normalmiş ama işte iklim bizi böyle yapmış. buzullar eriyip su seviyesi arttığı için z kuşağı çok farklı şeyler düşünüyormuş, her şeyi protesto etmek istiyormuş. kılıç dedem seçilirse ülkeyi bu zeka yönetecekmiş. o yüzden angela merkel'i çok sevmeliymişiz.” Ekşi Sözlük / alp hai

 

Kemal Derviş o sıradaki mevcut kapitalist sistemin nispeten kurallara uygun şekle getirilmesi, krizden çıkılması için gerekenleri yaptı. Klasik IMF reçetelerinin bir topluma getirdiği bütün sıkıntıların yaşanmasının yanında, unutmayalım ki, şimdiki bankalarımız kurallı sağlamlıklarını biraz da o sırada Kemal Derviş’in bankalar konusundaki sert düzenlemelerine borçludur.

 

Yani eğer Kemal Derviş’i “neden sosyalist bir plan uygulamadı?” ya da “neden ekonomide İslami kimi düzenlemeler yapmadı?” diye suçlamayacaksak; bilmeliyiz ki o, mevcut sistemin kendi içinde daha iyi işlemesi için gerekeni yaptı. 

 

Üstelik o zamanki mevcut liderlerden medet umulmayacağını da gören Kemal Derviş, İsmail Cem ve (belki de Ecevit’in Fethullah Gülen’e ılımlı bakmasını sağlayan) Hüsamettin Özkan; ayrı bir parti kurarak farklı bir çıkış da yapmak istediler hem kendi içlerindeki uyumsuzluk hem de AK Parti’nin kuruluşu tüm hesapları bozdu. 

 

Kemal Derviş, kimi gerçekleri erken hissetmiş ve esas olarak sistemi yeniden oturtmuş bir kişi olarak kendini geri çekmeyi bildi ve o günden sonra polemiklerden uzak durdu.

 

Tekrar toplantıya dönersek; Rifkin ise belli ki, kutup ayılarını korumak ve bir vitrin süsü olmak dışında, gerçekte “Erdoğan’a karşı Kılıçdaroğlu’nun kazanmasını sağlamak” ve “Amerika’nın sözünden çıkmayan bir Türkiye oluşturmak” için çalışacak. 

 

İşte bu yüzden Kemal Derviş’e haksızlık yapmadan Rifkin’i ve CHP’yi eleştirmenin de mümkün olduğunu görmeye çalışalım.

 

Ak Parti’nin Zaten Yaptıklarını Vizyon Diye Sunmak

Sonraki konuşmacı olan, CHP’nin ana kadrosundaki Faik Öztrak da zaten geçmişte Kemal Derviş döneminin bürokratlarındandı. Bugün yaptığı konuşmada da bir iki nokta dışında aslında AK Parti’nin yaptıklarını ve yapacaklarını anlatmış gibi oldu. Salondaki kitle kendini bambaşka şeylere inandırmış olarak alkışı bastı elbette…

 

Azerbaycan - Ermenistan savaşında batı kimi tutuyorsa onu tutan Faik Öztrak; Kanal İstanbul’u gereksiz bir proje olarak niteleyip, kendinden ve CHP’den bekleneni yine yapmış oldu. İleride torunlarımız elbette büyüklerinin zamanında karşı çıktığı tüm projeleri yapan iktidarın hangi iktidarlar olduğunu keşfedip, yapanları hayırla anacaklar.

 

Hacer Fogo da konuşmasıyla fakirlik üzerinden romantize solculuk yaptı. AK Parti’ye dikkatle uygulaması için de ip uçları vermiş oldu.

 

Hakan Kara’nın konuşmasını da (Merkez Bankası eski baş ekonomisti) AK Parti’nin politikalarına karşıymış gibi sunmak kolay değil. “Dışarıdan gelen şabloncu çözümlerin başarılı olma şansını görmediğini” söylerken de sanki AK Parti’nin dünyadan pozitif ayrışan politikasına bir selam gönderir gibiydi

 

Bilkent öğretim üyesi Refet Gürkaynak, bütünsel bir değişim için gerekenlere değindi. Enflasyonun yüksekliğini sadece dış dünyaya bağlamanın doğru olmayacağını belirtti. “Vergi reformu yapmanın gerekliliğini, enflasyonu düşürme hedefiyle bağlarsak, başarı şansını artırmış oluruz” derken çok önemli bir şey söyledi.

 

Chicago Üniversitesi’nden Ufuk Akçiğit, “2012 den sonra ortam rekabet politikaları açısından bozuldu” derken; o yıllarda IMF borcunu ödeyip kapısını ona kapatan Türkiye’nin; Gezi olayları, 17-25 Aralık girişimi, USA’nın finansal baskısı, PKK, FETO, DEAŞ saldırıları, 15 Temmuz darbe girişimi gibi olaylarla sanki karşılaşmamış gibi yapılması en azından adil değil. Bunlardan sadece bir tanesi bir başka ülkeyi çökertebilirdi, örnekleri de var. 

 

AR-GE harcamasında Türkiye’nin aslında kamu desteği yönünden geride olmadığını belirten Akçiğit, buna karşın özel sektöre verilen AR-GE desteğinin çok verimli kullanılmadığına da değindi.

 

Daron Acemoğlu, 2007’lerden sonra ülkede işlerin bozulduğunu anlatırken yine bizi engelleyenlerin neler olduğuna değinmeyi ihmal etti. Enflasyonu düşürmenin kolay olmadığına değinen Acemoğlu, Türkiye için umutlu olduğunu belirtti.

 

CHP genel sekreteri Selim Sayek Böke heyecanlı bir konuşma yaptı. Yerli kaynaklara dayanan, sürdürülebilir enerjiden söz ederken, Avrupa’nın bu alanda atılım yapan ülkesi olduğumuzu unutmuş göründü ve “güneş ve rüzgar panellerini artık kendimiz yapmalıyız” dedi. 

 

Son konuşmayı yine Kılıçdaroğlu yaptı.

 

“İkinci Yüzyıl” vizyonunu anlatırken sistemin dayanacağı ana kolonları anlattı.

 

Endüstriyel dönüşüm

İş Gücü Dönüşümü

Enerji

Gıda Bolluğu ve Bereketi

Hızlı İstihdam Artışı

 

Kılıçdaroğlu, “6 lider olarak Türkiye’de gerçek bir düzen inşaa edeceğiz. Anayasamız hazır… Ülkeme bırakacağım en büyük miras bu olacak” diyerek heyecan yaratmaya çalıştı ve MHP ve AK Parti’den sonra bir anlamda seçim dönemini başlatma vuruşunu yapan parti oldu.

 

***

 

Tüm konuşmacıların ortak paydası özetle şuydu: AK Parti’nin zaten yaptıklarını ya da yapmaya başladığını, “Vizyon” olarak derlemek!

 

Daha önemlisi “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısı; 6+1 masasına koyulmuş ağır bir dosyaydı, masanın diğer bileşenlerini tek tek uygun bir dille övmüş de olsa, “aday benim” demokratik dayatmasıydı

 

Dış danışmanlara dayanmak, özellikle USA damgalı kişileri öne çıkarmak, ekonominin dümenini onlara bırakacağı biçiminde anlaşıldığından, bilelim ki CHP’nin pek yararına olmayacaktır. 

 

Umarız AK Parti cenahı da, yanlış Kemal Derviş karşılaştırmalarıyla CHP’nin ana çıkmazlarından kurtuluşunu kolaylaştırmaz.

 

Toplantı boyunca atılan sloganlardan da anlaşılacağı üzere, Adalet sözcüğünü ele geçirmeye çalışan CHP; Cumhuriyet, Bayrak, Atatürk, Devrim sözcüklerini zaman içinde AK Parti’ye kaptırdı. Gerçekte 6 Ok’un da elinden gitmiş olduğunu görmesine az kaldı.

 

6 Ok artık AK Parti’nin elindedir. Her ok, zamanın ruhuna, ülkenin konumuna göre biraz değişerek, yeni bir sentezle el değiştirmiştir. Bunu görmesi için AK Parti’nin de yardıma ihtiyacı var.

 

Gelecek yazımın konusu bu olacak.

 

Son Söz

Doğruya doğru, bu toplantıyı CHP’nin şimdiye kadar yaptığı en iyi muhalefet atılımı sayabiliriz. #KategorikMuhalif tutumdan uzaklaşma çabası anlamında olumludur. Akıllı bir AK Parti bu toplantıdan, yapılan kimi konuşmaların sahici yanlarından yararlanmanın yolunu bulmalıdır. Daha iyi muhalefet, daha iyi iktidar uygulamaları da demektir. Sonuç her zaman halkın yararına olur.

 

Vesselam.

 

İlhami MISIRLIOĞLU

03.12.2022, İstanbul

 

Son Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2022 22:44

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.