ÇÖZÜM SÜREÇLERÝ NEDEN BAÞARILI OLAMIYOR?

04 Kasým 2025 13:38 / 188 kez okundu!

 

 

"Eðer PKK’nin silahlý terör eylemlerini 1984’ten itibaren ele alýrsak, þu an 40 yaþýnda olanlar “terörsüz bir ülkede nasýl yaþanýr” yaþam deneyiminden habersiz büyümüþ. Benim kuþaðýmýn normali hiç olmadý. Gözümü açar açmaz bir sabah, önce 12 Eylül darbesine uyandým, ardýndan PKK’nin 40 yýldýr bir türlü bitmeyen terör eylemlerine tanýk oldum. Bu gerçeðin altýný çizmek isterim."

 

***

ÇÖZÜM SÜREÇLERÝ NEDEN BAÞARILI OLAMIYOR?

 

Eðer PKK’nin silahlý terör eylemlerini 1984’ten itibaren ele alýrsak, þu an 40 yaþýnda olanlar “terörsüz bir ülkede nasýl yaþanýr” yaþam deneyiminden habersiz büyümüþ. Benim kuþaðýmýn normali hiç olmadý. Gözümü açar açmaz bir sabah, önce 12 Eylül darbesine uyandým, ardýndan PKK’nin 40 yýldýr bir türlü bitmeyen terör eylemlerine tanýk oldum. Bu gerçeðin altýný çizmek isterim. Bazen düþündüðüm oluyor, enerjisini bu kadar heba eden baþka bir ülke var mýdýr acaba? Bugün Kürt sorunu baþlýðýyla konuþulan þeyler, kýrk yýldýr sürekli tekrar edilerek konuþuldu, tartýþýldý. Kürt sorunu, bu ülkenin en çok tartýþýlan, konuþulan ama bir çözüme de ulaþýlamamýþ bir sorunudur. Bazen bu konuda bir þeyler yazmak istiyorum sonra içimden bir ses, “Kaçýncý defa ayný þeyleri yazýyorsun?” deyince yazmaktan vazgeçiyorum. Çünkü bu sorun esasýnda þöyle bir sorundur. Çözüme dair tam iyi þeyler olacak gibi oluyor, sonra bir þey oluyor o iyi þeyler olmuyor! Bu defa kesin olacak gibi olup da olmayan bu süreçlerin ilkinde Ýstanbul Bayrampaþa Hapishanesi’ndeydim.

Hafýzam beni yanýltmýyorsa Devletin PKK ile soruna çözüm arama giriþimlerinin ilki1993’te idi. Dönemin Cumhurbaþkaný Turgut Özal’ýn isteði üzerine Abdullah Öcalan 21 Mart 1993’te tek taraflý ateþkes yapmýþtý. Ýktidarda DYP-SHP hükümeti vardý. Baþbakan Süleyman Demirel “Kürt realitesini tanýyoruz” demiþti. Baþbakan yardýmcýsý Erdal Ýnönü ise hapishanedeki PKK üyeleri için bir af tasarýsý üzerinde çalýþýyordu. Tasarý bir ay içinde meclise geldi. Biz hapishanede, “Af çýkýyor, dýþarý çýkacaðýz.” diye sevinirken o günlerde (24 Mayýs 1993’te) Elazýð – Bingöl karayolunda PKK’li militanlar izne çýkan 33 askeri katletti. Ateþkes o gün fiilen bozuldu. Ateþkesin bozulmasýyla PKK eski silahlý terör uyguladýðý günlerine geri dönünce biz de içerde kaldýk. Ýlk ateþkesin þöyle bir özel yaný vardý. Devlet cumhuriyet tarihinde ilk kez Kürt inkârýndan vazgeçmiþti. Ülkenin en üst makamýnda oturan Cumhurbaþkaný Süleyman Demirel, “Kürt realitesini tanýyoruz.” diyebilmiþtir. Kürt vekiller SHP’den milletvekili seçilerek HEP adýyla mecliste grup olarak siyaset yapma imkâný doðmuþken PKK meclisteki bu olumlu geliþmeyi dikkate almamýþ silahlý yöntemde ýsrar etmiþtir. Üstelik ’90’lý yýllarýn baþýnda tüm dünyada reel sosyalist sistem yýkýlýrken, dünyanýn baþka ülkelerinde sosyalist örgütler kendilerini kapatýrken, PKK dünyadaki bu reel geliþmeyi dikkate almadan “Gerçek sosyalizmi biz temsil ediyoruz” diyerek silahlý terör eylemlerini sürdürme kararý almýþtýr. Silahlý yöntemde ýsrar, terör kýsýrdöngüsüne yol açmasýna raðmen PKK bu terör yöntemini terk etmemiþtir. Abdullah Öcalan o günlerde 33 askerin ölümüne iliþkin açýklamalarýnda her ne kadar “33 askerin öldürülmesi talimatýný ben vermedim” demiþ olsa da eylemi yapanlar kýnanmamýþ ve örgüt içi cezai yaptýrýmlara uðramamýþlardýr. Üç aylýk sürecin sonunda Abdullah Öcalan’ýn ateþkes ilanýyla yaptýðý bu giriþimi, örgüt dýþarýda yaptýðý terör eylemleriyle süreci sonlandýrmýþtýr. 

Ýkincisi 1999’da Abdullah Öcalan’ýn Ýmralý’ya getirilmesiyle baþladý. O dönem ben hâlâ Bursa Cezaevi’nde hapisteyim. Abdullah Öcalan’ýn tutulduðu Ýmralý cezaevi bize yakýn bir yerdi.  Avukatlar sayesinde Ýmralý’daki görüþme notlarýný her hafta okuyor geliþmeleri takip ediyorduk. Abdullah Öcalan o yýl çýktýðý ilk mahkemede hâkime dönüp “Bana 6 ay süre verin silahlarý sonlandýrayým.” demiþti. Üç ay sonra örgüt Abdullah Öcalan’ýn çaðrýsýna uydu, sýnýr dýþýna çekildi. Bununla kalýnmadý daðdan ve Avrupa’dan iki PKK’li grup gelip devlete teslim oldu. Biz af çýkacak cezaevleri boþalacak diye beklerken, daðdan ve Avrupa’dan gelip teslim olanlara da hapis cezasý verildi. O dönem askeri vesayetin hâlâ hâkim olduðu bir dönemdi. 2000’li yýllarýn ortalarýna kadar sivil hükümet Ýmralý’da olup bitenler üzerine açýklama bile yapamýyordu. 1999’dan 2004’e kadar tam beþ yýl örgüt eylem yapmadý. Bu süre içinde 2002’de iktidar olan AK Parti hükümeti AB reformlarýna hýz vererek çok önemli geliþmeler kaydetmiþti. Biz Türkiye uçuþa geçti her þey iyi olacak diye düþünürken, artýk örgüt bitti bir daha silahlara dönülmez beklentisi içindeyken, PKK 2004 yazýnda silahlý eylemlerine yeniden baþladý. Bu beklentimizden de geriye koca bir hayal kýrýklýðý kaldý. Ýkinci defa Abdullah Öcalan’ýn baþlattýðý süreci örgüt dýþarýda sonlandýrmýþ oldu. Bu sürecin sonlandýrýlmasýnda o dönem Ýmralý’ya bakan askerî vesayetin bitmesini istemeyen paþalarýn parmaðý olduðunu düþünüyorum. AK parti hükümetinin yapmýþ olduðu reformlardan rahatsýzlýk duyan erklerin iþi olduðuna inanýyorum. Daðdaki PKK militanlarý sýnýr dýþýna çekilme kararý aldýðýnda, Ýmralý’da Abdullah Öcalan’a “500 kiþi içerdeki kamplarda kalabilir” diyen hangi askerî rütbeliyse, çatýþmalarý baþlatanlarýn da en azýndan örgüte kolaylýk saðlayanlarýn da bu kiþiler olduðunu düþünmek abartý olmaz.

Üçüncüsü 2013’teki “Çözüm süreci” idi.  Ýlk kez AK Parti Hükümeti ve dönemin Baþbakaný Recep Tayyip Erdoðan açýk biçimde sorunun çözümü için önemli riskler aldý. Benim gibi çoðu insan evet bu kez bu sorun çözülecek diye düþünmeye baþlamýþtý. Ýyi niyet ve temennilerle baþlayan bu süreç de en fazla iki yýl sürdü. Olumlu baþlayan süreç iki yýlýn sonunda “Seni Baþkan yaptýrtmayacaðýz!” saçmalýðýyla sekteye uðratýlýp, akabinde hendek çukurlarýna gömüldü. PKK bir kez daha en iyi bildiði “devrimci halk savaþý” terör yöntemine yeniden döndü. Oysa 2013’te baþlayan süreç çok kýymetli bir giriþimdi. Bölgede HDP’nin 100’ün üzerinde yönettiði il ve Ýlçe belediyeleri vardý. Kýsmî yerel özerklik gibi bir yönetimle birçok þeyi yapabiliyorlardý. Bölgede çok dilli belediyecilik dönemi baþlamýþtý. Kürtçenin önündeki engeller kalkmýþtý. Bugünden bakýnca bazen soruyorum DEM’lilere, o dönem belediyelerde neyi yapamýyordunuz da çukur/hendek eylemlerine alet oldunuz? Örgüte angaje bir siyaset ve yerel yönetim tarzý HDP’nin kazanýmlarýnýn sonu oldu. Bir kez daha örgüt Abdullah Öcalan’la baþlayan süreci sonlandýrýp silahlý terör eylemlerine geri döndü. 

Baþarýsýzlýða uðramýþ süreçlerin kritiði

Yukarýda bahsettiðim baþarýsýzlýkla sonuçlanmýþ üç sürecin de benzer ortak yaný, Abdullah Öcalan’la baþlayan ateþkes süreçlerinin dýþarýdaki örgüt tarafýndan sonlandýrýlmýþ olmasýdýr. Bu durum genel olarak Abdullah Öcalan’ýn devlete yönelik talepleriyle, örgütün taleplerinin uyuþmamasýndan kaynaklanmaktadýr. Bu uyuþmazlýk durumu bize þunu göstermektedir; Abdullah Öcalan’ýn aslýnda dýþarýdaki örgüt üzerinde bir etkisi yoktur. Peki Abdullah Öcalan’ýn örgüt üzerinde etkisi olmadýðý halde varmýþ gibi göstermek kimin iþine gelir? Ya da þöyle düþünelim: Acaba Abdullah Öcalan’ýn baþlatýcýsý olduðu, olacaðý kaç süreç baþarýsýzlýða uðrarsa farklý bir yöntem denenecek? Bu sorunun izini sürerek cevap aramak önümüzü görmemiz açýsýndan iyi olacaktýr. Araþtýrmalarýma ve tanýklýðýma göre, Abdullah Öcalan 15 Þubat 1999’da Ýmralý’ya getirildiði günden beri örgüt üzerinde söz sahibi ve karar alýcý biri deðildir. Eðer dikkat edilirse üç giriþim de Abdullah Öcalan tarafýndan baþlatýlmýþ ama bir süre sonra dýþarýdaki örgüt tarafýndan sonlandýrýlmýþtýr.Yaptýklarý ateþkesleri sonlandýrýrken de Abdullah Öcalan’ýn görüþüne baþvurulmamýþtýr. O halde ayný örgüt niçin her defasýnda Abdullah Öcalan’ý çözümün adresi olarak göstermektedir? Üç defa sözünü dinlemedikleri birini neden dördüncü defa adres gösterirler? Tersinden soracak olursak Abdullah Öcalan üç defa sözü dinlenmediði halde dördüncü defa benzer misyonu niçin üstleniyor? Bunun danýþýklý bir PKK politikasý/taktiði olduðunu düþünmekteyim. Buna örgütün risk almadan Abdullah Öcalan üzerinden kendini dýþarýda meþrulaþtýrma ve manevra alaný yaratma çabasý diyebiliriz. Nasýl olsa istediði zaman süreci sonlandýrabiliyorlar. Örgüt için önemli olan ilk sözü söyleyen deðil, son sözü söyleyen olmaktýr.

Peki örgüt ve Abdullah Öcalan iliþkisi bu haldeyken devlet niçin Abdullah Öcalan’ý baþ müzakereci olarak kabul ediyor? Bunun da Abdullah Öcalan’la devlet arasýnda kurulmuþ özel bir durumdan kaynaklandýðýný düþünüyorum. Eðer dikkat edilirse 1999’dan beri Abdullah Öcalan’ýn devlete sunduðu proje önerileri üniter devletin kabulü yönündedir. Abdullah Öcalan’ýn Ýmralý’dayken devleti rahatsýz edecek hiçbir radikal talebi olmamýþtýr. En son yaptýðý 27 Þubat 2025 açýklamasýna bakalým, orada Kürtler için kültüralist talebinin bile olmadýðý görülür. Abdullah Öcalan’ýn talepleri örgütün taleplerine göre daha makul olduðu için, bir de hapiste olmasý sebebiyle kendi kontrolünde olan biriyle görüþmenin devlet için daha konforlu olmasýndan kaynaklandýðýný düþünebiliriz. Dün gibi hatýrlýyorum: Abdullah Öcalan 2013’teki süreç için kendisiyle görüþme yapan heyete, “Eðer bu süreç baþarýsýz olursa beni yok bilin.” demiþti. Süreç baþarýsýzlýkla sonuçlanmasýna raðmen HDP/DEM’lilerin Abdullah Öcalan’ý her defasýnda çözümün adresi olarak göstermeye devam etmeleri ayrýca üzerinde durulmasý gereken bir husustur.

Mecliste grubu olan bir parti Kürt sorununun çözümü için niçin kendilerini deðil de illegal örgüt lideri Abdullah Öcalan’ý adres gösterir? Çözüm süreçlerinin baþarýsýz olmasýnda HDP/DEM geleneðinden olan partiler hiç de masum deðildir. Kürt seçmen oylarýyla seçilip meclise gönderilmelerine raðmen, onlar da çözümün adresi olarak Abdullah Öcalan’ý dolayýsýyla örgütü adres gösteriyorlar. HDP/DEM çizgisinde olan partiler, bu örgüte angaje olmalarýndan dolayý Kürt sorununun demokratik yollarla çözümüne yönelik gereken katkýlarý verememiþtir. Ne zaman çözüm imkânlarý konuþulsa kendilerini muhatap gösterememiþlerdir. Gelinen aþamada bu bakýmdan, DEM için de yolun sonuna gelinmiþtir.

Yeni süreçten beklentiler

Son bir yýldýr (1 Ekim 2024’ten beri) çözüm sürecinin dördüncüsü baþladý. Bu kez yine muhatap Abdullah Öcalan. Geçmiþten ders çýkarýlmadýðý anlaþýlmaktadýr.  Tam 26 yýldýr hapiste özgürlüðünden yoksun olan birini böylesine tarihî, siyasî bir sorunun çözümünde muhatap kabul etmek, bence geçmiþte de doðru deðildi, bugün de doðru deðil. Hele bir de daha önceleri ayný kiþiyle üç defa denenmiþ ve üçü de baþarýsýzlýkla sonuçlanmýþ olmasýna raðmen yeniden denemek, üzerinde düþünülmesi gereken bir konudur. Kürt sorunu gibi devasa kapsamlý bir sorunun konuþulmasý, çözüme kavuþturulmasý, hürriyeti kýsýtlanmýþ insanlarla deðil, özgür insanlar arasýnda yapýlabilir ancak. Dün de bugün de Abdullah Öcalan’ý esas almayan yeri geldiðinde onu dinlemeyen bir örgüt var. Daha önceleri de “Önderliðimizin açýklamalarýný esas alacaðýz.” demelerine raðmen son 40 yýlda üç defa bu sözlerinde durmadýlar. Peki bu defa sözlerinde dururlar mý? Durmalarýný ve silahlara tövbe etmelerini çok isterim.

Eleþtirilerime raðmen þiddet karþýtý biri olarak, PKK’nin geçmiþteki silah býrakma giriþimlerinin tümünü destekledim. Bu süreçler baþladýðýnda ilk tepkim, “Devlet hiçbir adým atmasa bile PKK gereksiz þiddetine son vermeli ve bir daha silahlý yönteme baþvurmamalýdýr.” olmuþtur. Bugün de ayný tavrýmý devam ettiriyorum. Devlet hiçbir adým atmasa bile PKK silahlý dönemine son vermelidir. Örgütün sýnýr dýþýna çekilme kararý iyi olmuþtur, ancak yetmez. PKK bir daha geri dönmemek üzere silahlara ve þiddete tövbe etmelidir. Gelinen aþamada devlet eski hatalarýnda ýsrar etmemelidir. PKK’nin terör yöntemini ayrý, Kürt sorunun çözümünü ayrý ele almalý ve buna göre çözümler geliþtirmelidir. Baþýndan beri devletin Kürt sorununu PKK’yle özdeþleþtirmesi, Kürt yurttaþlarýnýn özgürlük alanlarýna iliþkin atmasý gereken adýmlar konusunda örgütü bahane etmesi doðru bir tutum deðildi. Devletin örgütle konuþmasý müzakere etmesi gereken tek konu örgütün elindeki silahlar olabilir ancak. Örgütün silahsýzlandýrýlmasý için müzakere yapýlabilir, ama Kürt yurttaþlarýnýn anadilinin korunmasý, Kürt kültürünün özgürlükler içinde geliþtirilmesi, yasal güvencelere kavuþturulmasý için devletin bir örgütle veya kiþilerle görüþmesi gerekmemektedir. Devletlerin sözleri yürürlükteki yasalarýdýr ve yurttaþlarýna eþit biçimde uygulayacaklarý demokrasileridir. Bunu yurttaþlarý arasýnda ayrým yapmadan layýkýyla uygulayan bir devletin, baþkalarýyla müzakere yapmasýna gerek yoktur. Türkiye’de eksik olan ve bugüne kadar yapýlmayan iþin bu kýsmýydý. Kabul etmek gerekir ki devlet baþýndan beri Kürt sorununu iyi yönetemedi. Devlet yaklaþýk 50 yýldýr, “Kürt sorunu vardýr” ile “Kürt sorunu yoktur” tavrý içinde bir gidip bir gelmektedir. Devletin bu konudaki gel gitleri, baþýndan beri maðduriyetler üzerinden siyaset yapan PKK gibi bir örgütün iþine yaramýþtýr. 

Sorunun çözümü için ortak bir hafýza oluþturulamadý 

Yukarýda bahsettiðimiz çözüm süreçlerinin devlet tarafýnýn aktörleri sürekli deðiþti. Her yeni gelen aktör süreci kendisiyle baþlattý. Geçmiþte yaþanan deneyimler ortak bir hafýzaya dönüþmedi. Ortak bir hafýza oluþmadýðý için de kimse geçmiþten ders çýkarma gayretine pek yanaþmamaktadýr. Geçmiþten ders çýkarýlmadýðý için de benzer þeyler tekrar ediliyor. Oysa böylesine devasa bir konuda fikri takip hafýzayý diri tutar ve geçmiþteki hatalarýn tekrarýnýn önlenmesine yarar. Geçmiþteki baþarýsýz giriþimlerin muhasebesi yapýlmadan bulunacak yeni giriþimlerle geçmiþi tekrar etmek durumunda kalýnabilir. Oysa bu konuda beklediðimiz þey baþarýsýzlýklara dolu geçmiþin tekrarý deðil, 40 yýldýr canýmýzý yakan çatýþmalý sürecin bir an evvel son bulmasý ve sorunun çözüme kavuþturulmasý olmalýdýr.

“Terörsüz Türkiye” sürecinin amacýna ulaþmasý için yapýlmasý gereken dört þey 

Birincisi: (Bu madde örgütle ilgili olanýdýr) Bunca yýldan sonra silah býrakma aþamasýna gelmiþ örgüt üyelerinin toplumsal yaþama katýlmalarý için, bir Af veya Ýnfaz Yasasý’nýn çýkarýlmasý doðru olanýdýr. Örgütün silahsýzlandýrýlmasý için “af” bu sürecin olmazsa olmazý gibidir. Örgütün silahsýzlandýrýlmasýnýn yolu buradan geçmektedir. Devlet bu konuyu örgütle müzakere edebilir/etmelidir.

Ýkincisi: Devlet Kürt yurttaþlarýnýn sorunlarýný kimseyle pazarlýk konusu yapmak zorunda olmamalýdýr. Kürt dili ve kültürünün yasal güvence altýna alýnmasý için, devlet örgütün talebine gerek duymamalýdýr. Bu haklar gecikmiþ yurttaþ haklarý olarak düþünülmelidir. Bunun için kimseyle müzakere yapmak zorunda olmamalýdýr.

Üçüncüsü: Yerel yönetimlerin yerinden yönetilmesi için yasal deðiþiklerin yapýlmasý ve seçmen tercihinin esas alýnmasýna özen gösterilmelidir. Kayyýmlara son verilmelidir. Bu da bir devletin yurttaþlarýna tanýdýðý seçme ve seçilme hakkýnýn bir gereði olarak yapýlmalýdýr.

Dördüncüsü: Geçmiþin bir muhasebesi yapýlmalýdýr, 40 yýldýr canýmýzý yakan bu çatýþmalý süreç, nedenleriyle birlikte kamuoyu önünde aydýnlatýlmalýdýr. Bununla birlikte çatýþmalý süreçte maðdur olan insanlarýmýza yönelik özür telafi süreci baþlatýlmalýdýr. Devlet, savaþ çatýþma dönemlerinde maðdur olmuþ yurttaþlarýný korumakla yükümlüdür. Bunun bir gereði olarak çatýþmalarda ortaya çýkan maðduriyetleri gidermek devletin aslî iþlerinden olmalýdýr. ’90’lý yýllarda faili meçhul cinayetlerle yakýnlarýný kaybetmiþ “Cumartesi Anneleri” için bir açýklamayý yurttaþlarýna karþý sorumlu her devletin yapmasý gerekir. Öte yandan HDP/DEM’lilerin de “Diyarbakýr Anneleri”ne iliþkin bir açýklama yapmasý gerekir. Sorunlu geçmiþin muhasebesini yapmak gerekir derken, bu bir hesap sorma giriþimi olarak algýlanmamalýdýr. Yanlýþlarýn telafisini yapmak, özür dilemek erdemli olmanýn ve yeni bir sayfa açmanýn gerekliliðidir. Bu yeni bir sayfaya ülke olarak hepimizin ihtiyacý vardýr.

Yeni sürece dair olasý riskler

Yeni süreçte riskler ne olabilir sorusuna cevap aradýðýmýzda hafýzam bana eski çözüm süreçlerini hatýrlatmaktadýr. Daha önceki çözüm süreçlerini sonlandýran þeyler neyse bugünkü süreci de benzer biçimde tehdit etmektedir. Sürecin Abdullah Öcalan üzerinden baþlatýlmasý bir risktir. Hatýrlarsak daha önceki üç deneyim de Abdullah Öcalan’ýn silah býrakma çaðrýlarýyla baþlamýþ ama bir süre sonra örgüt tarafýndan sonlandýrýlmýþtýr. Yeni sürece dair insanlarda benzer kaygýnýn olmadýðýný kim reddedebilir. Sürece olan güvensizliðin baþlýca nedenlerinden biri geçmiþte baþarýsýz olmuþ bu deneyimlerdir. Abdullah Öcalan 27 Þubat 2025 tarihli açýklamalarýnda hiçbir talepte bulunmazken, PKK merkez yöneticileri geldiðimiz bu aþamada taleplerini sýralýyor ve devletin özgürlük demokrasi ve entegrasyon yasalarýný bir an evvel çýkarmasý gerektiðini dile getiriyorlar. Bu süreçte en çok merak edilen konu Abdullah Öcalan’ýn açýklamalarý Suriye’deki SDG/YPG’yi kapsýyor mu, kapsamýyor mu? Geride býraktýðýmýz sekiz ayýn sonunda halen bu durumun netleþmemiþ olmasý düþündürücüdür. Hatýrlarsak 2013’te baþlayan çözüm süreci, önemli oranda 2015’te Suriye’deki geliþmeler yüzünden örgüt tarafýndan sonlandýrýlmýþtý. Bu dönemin diðer dönemlerden farký, örgütün içeride askerî anlamda eski gücünde olmamasýdýr. Örgüt birkaç yýldýr Türkiye sýnýrlarý içinde eylem yapamaz bir durumdaydý. Bence bu sürecin diðer süreçlere nazaran profilinin düþük olmasý önemli oranda bununla ilgilidir. Abdullah Öcalan’ýn çýtayý düþürmesi ve kültüralist taleplerde bile bulunmamasýnda örgütün içeride tasfiye olmasýnýn önemli bir etkisi olmuþtur.  Dileðimiz örgütün geçmiþte yaptýðý yanlýþlarý bir kez daha yapmayýp kendilerine bile faydasý olmayan silahlý yönteme geri dönmemesidir. 

Barýþ ve kardeþliðin iyiliði bizimle olsun.

Aytekin YILMAZ

Liberal Düþünce Topluluðu’nun Nevþehir Hacý Bektaþ Veli Üniversitesi ve Kapadokya Üniversitesi ile iþbirliðinde 31 Ekim – 2 Kasým tarihlerinde Ürgüp’te düzenlediði Liberal Düþünce Kongresi’nin “Kürt Meselesi ve Terörsüz Türkiye” baþlýklý oturumunda sunulan teblið metnidir.

 

 

Bu yazýyý Facebook'ta paylaþabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaþ
0
Yorumlar
Uyarý

Yorum yazabilmek için üye olmalý ve oturum açmalýsýnýz.

Eðer sitemize üye deðilseniz buraya týklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eðer üye iseniz oturum açmak için buraya týklayýn.