ASLINDA 'BARDAN ADAM ÇIKMAZ'

16 Eylül 2010 13:25  

 

ASLINDA 'BARDAN ADAM ÇIKMAZ'

Mutfağında çalıştığı bazı önemli projelerde ismini duyuran veya Ghetto'da 'Nesli Plays Tori' konseptli performansları ile tanınan Neslihan Engin, kendine has stili ile müzik dünyasına yepyeni bir tat ve alternatif getirmeye hazırlanıyor.

Eğlenceli, duygusal, enerjik kimi zaman hüzünlü Neslihan Engin'in tamamen kendi şarkılarından oluşan ilk albümü 'Ruhum Su Aldı' Ekim ayının ilk haftası Lirik Müzik etiketiyle raflardaki yerini alıyor.

Neslihan'ın 30 yaşımdaki ruh halimi anlattım dediği ve aşağıda uzun uzun anlattığı ilk albümünün çıkış şarkısı 'Bardan Adam Çıkmaz'...

izlemek için:

http://www.dailymotion.com/video/xethi8_neslihan-engin-bardan-adam-cikmaz_music

Neslihan Engin - Ruhum Su Aldı

Ben Kimim?
Her şey yüzlerce sabahtan birinde, rutin bir şekilde aynı plazada ve aynı kübikte beni bekleyen işime giderken başladı. İçimdeki heyecanın sebebi çok geçmeden ortaya çıktı: o gün son derece sakin bir şekilde, öğlen tatilinden sonra istifa ettim. Artık tamamen müzikle ilgili bir şeyler yapmak istiyordum.

Eğitim hayatım son derece keyifli ve başarılı geçti. Galatasaray Lisesi'nin ardından Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdim. Kurumsal iş hayatında reklam ve iletişim sektörlerinde geçirdiğim senelerin sonucunda sadece müzikle ilgili çalışmalar yapmaya karar vererek İTÜ MİAM (Müzik İleri Araştırmalar Merkezi) Ses Mühendisliği & Ses Dizaynı Bölümü'nde yüksek lisans yaptım. 30 yaşımla birlikte yepyeni bir hayata yelken açmaya karar verdim..

Piyano çalmaya 8 yaşında başladım, ilk enstrümantal bestemi 10 yaşında, ilk sözlü bestemi de 12 yaşında yaptım. Piyanoya büyük bir iştahla bağlandım, klasiklerin yanı sıra blues ve jazz türleriyle de ilgilendim. Piyano ile birlikte zaman içinde akordeon ve gitar çalmayı öğrendim. Şarkı söylemeye başlamam 20’li yaşlarıma denk gelir. Lise ve üniversite yıllarında çeşitli okul gruplarında klavye çaldım. Stüdyolarda ses teknisyeni ve prodüksiyon asistanı olarak çalıştım. Türkiye’nin ilk pyschedelic rock grubu olan "Siddhartha" nın albümünde klavye çaldım, konserlerinde sahne aldım. Candan Erçetin'in stüdyo çalışmalarını yürüttüm, albümlerinde beste ve düzenleme yaptım (Neden albümü, Candan Chante Hier Pour Aujourd’hui adlı Fransızca albüm ve 2003 remix albümü), sahnesinde klavye ve akordeon çaldım. Çeşitli sanatçıların albüm prodüksiyonlarında çalıştım (örn. Kıraç, Emre Aydın). Yüksek lisans yaptığım sıralarda sanatçı menajerliği ve konser organizasyonları yaptım.

Tori Amos’a olan hayranlığımdan dolayı en sevdiğim Tori Amos şarkılarını cover’ladığım proje olan “Nesli Plays Tori” yi tasarlayarak hayata geçirdim ve konserler verdim. Bu konserlerden sonra bana “Turkish Tori Amos” yakıştırması yapanlar oldu..

Parçalarımdan “10 Saniye” 2009 yerli yapımı olan “Ayakta Kal” (Mehmet Aslan-Sinem Kobal) filminin film müziklerinden biri oldu.

Halen özel bir sanat eğitim merkezinde çocuklar için piyano ve vokal eğitmenliği yapmaktayım. Öğretmenliği ve çocukları çok seviyorum. Öğrencilerim 4-14 yaş arasında. Piyanonun bu kadar ilgi görmesi beni çok sevindiriyor..

Ruhum Su Aldı nasıl ortaya çıktı?
Çocukluk yıllarımdan beri müziğe olan tutkum ailem tarafından pek desteklenmedi ne yazık ki.. Eğitim hayatımda da müziğe yönelik alternatifler hiç sunulmadı. Ben her zaman başarılı bir iş kadını olmalıydım, benimle ilgili hayaller bu yöndeydi. Ama seneler içinde müzik aşkım ağır bastı ve asıl ilgi alanlarıma rağmen sürdürmeye çalıştığım kurumsal iş hayatına kesin bir nokta koymaya karar verdim. İTÜ MİAM’a kabul edilmem hayatımda bambaşka bir sayfa açtı.. Okulda tanıdığım müzisyen arkadaşlarım, hocalar, yaptığım prodüksiyon çalışmaları, her biri bana farklı bir müzikal vizyon kazandırdı. Eksik kalan müzik eğitimimi 2 sene için de olsa MİAM’da tamamlama şansına ulaştım.

Bu esnada bir yandan kendi şarkılarımı yazıyordum. Okuldaki arkadaşlarımın teşvikiyle bir grup kurarak bu şarkıları canlı performe etmeye başladım. Piyanoyu çalarak çarkı söylüyorum, ilk etapta bir trio iken zaman içinde gruba gitar ve trompet eklendi. Albümde çello da kullandık. Beyoğlu’nda çeşitli mekanlarda ufak konserler vermeye başladık ve gerisi geldi. Albüm fikri kafamda henüz hiç yokken konserlerimden birini izleyen bir prodüktör albümümü yapmak üzere bana teklif getirdi. İlk başta çekimser yaklaştığım bu fikre kısa zaman sonra sıcak bakmaya başladım ve bunu kabul ettim. Parçalar üzerinde çalışmaya başladık ve onları en son hallerine getirdim. Bu sırada beni albüme ikna eden bu prodüktör ortadan kayboldu ve işte asıl hikaye bu şekilde başladı..

Albümümü hazırlamaya başladığımı herkese söylemiştim, zira arkadaşlarım bunu benden daha çok istiyor ve senelerdir bana baskı yapıyorlardı. Bu beklentiyi boşa çıkarmamak ve başlamış olduğum işi yarım bırakmamak adına işi ele aldım ve albümümü tek başıma yapmaya karar verdim. Kendi prodüktörüm kendim olacaktım. Yeteri kadar deneyimliydim, kendi müziğimi en iyi ben ortaya çıkarabilirdim, kendime güvenmeli ve sabırla çalışmalıydım..

Albümü canlı kaydetmek istiyordum, hiçbir elektronik öğe olmamalıydı. Her şey capcanlı ve akustik olmalıydı. Grubumla ön provalarımızı yaptıktan sonra MİAM’ın stüdyolarında davul, bas ve piyanoyu kaydettik. Çok büyük hayranı olduğum Steinway Grand D tam kuyruklu piyanoyu kendi albümüm için çalmış olmak bana inanılmaz bir keyif verdi. Albüm kayıtlarında bilfiil çalıştım, mikrofonları taktım, her işe koştum, her bir anında benim için çalışan herkese yardımcı olmaya çalıştım. Sonra da dedim ki: “bu albüm bir İmece Productions ürünü olacak”

MİAM’da kullanabileceğim saatler dolduğunda kalan enstrümanları nerede kaydedeceğimi bilmiyordum. Arkadaşım Alper Erinç’i aradım. Candan Erçetin’le çalıştığım zamanlardan beri tanıdığım Alper Erinç büyük bir incelikle bana stüdyosunu açtı, kayıt olmayan zamanlarda kullanabileceğimi söyledi ve işte orada kahramanımla tanıştım: Alper Gemici, nam-ı diğer “Kral”. Neden Kral olduğunu zaman içinde öğrenecektim..

Alper genç ama son derece yetenekli bir teknisyen, kendisi de aynı zamanda müzisyen. MİAM’daki kayıtları götürdüğümde konsepti çok sevdi ve projede birlikte çalışmayı teklif etti. Onunla yaptığımız kayıtlar inanılmaz keyifli ve verimli geçti. Gitar, trompet, perküsyonlar ve vokalleri bu stüdyoda kaydettik. Gündüz stüdyonun kendi rutin işleri ilerlediği için benim kayıtlarım ancak geceleri yapılabiliyordu. Bazı zamanlar stüdyo hiç boş olmuyordu ve günlerce bekliyordum, ne zor zamanlardı bunlar.. Gece sabaha kadar süren kayıtlar, ertesi gün iş derken epey yorucu ama bir o kadar da keyifli bir kayıt süreci geçirdik. Alper Gemici’nin enerjisi ve müzikal bakış açısı bana yapmak istediğim müziği oluşturma yolunda rehberlik etti. Miksler de onun elinden çıktı ve harika oldular. Mastering Çağlar Türkmen tarafından yapıldı. O da albümün arka planındaki kahramanlardan biriydi. Duymak istediğim müziği ve beni çok iyi anladı, ona göre bir mastering anlayışı geliştirdi. Bu anlayış miskleri yaparken de bize yol gösterdi.

Albümün müzikal kısmı bitince hiç beklemeden basım, dağıtım ve tanıtım için kimlerle çalışabileceğimi düşünmeye başladım. Çok uzun seneler önce tanıştığım, piyasanın en eski prodüktörlerinden olan Fatih Yıldız (Yaşar’ın ilk prodüktörüdür) kayıtlar sırasında stüdyoya gelip gitmişti, onunla çalışmaya karar verdim. Lirik Müzik adlı şirketi albümü basıp dağıtabilirdi. PR için kesinlikle Nurbanu Anter ve klibim için de Galatasaray Lisesi’nden can ciğer arkadaşım yönetmen Ulaş Beşoklar ile çalışacaktım.

İlk klibimi “Bardan Adam Çıkmaz” adlı parçaya Arnavutköy Kuzgun Bar’da çektik. Tabe Kıyamet Vintagerie adlı vintage butiği klibin styling’ini yaptı. Klipte arkadaşlarım oynadılar, hayatımızın en eğlenceli günlerinden biriydi diyebilirim. Tabe Kıyamet’in kostümlerinin yanı sıra benim klipteki ana sahne kostümümü Ezra – Tuba Çetin (etcetura) kardeşler hazırladı. Fotoğraf çekimlerinde de yine onların 2010-2011 sonbahar-kış koleksiyonundan, henüz hiç ortaya çıkmamış kıyafetler giydim.

Albümün konsepti
Albümdeki şarkıların her biri ya yaşadığım gerçek bir olayı olduğu gibi anlatıyor, ya da hayatımdaki insanlara dair.. Kaçtım, Bardan Adam Çıkmaz, 10 Saniye, Zeynep Söyle Bana direkt olarak şarkıda anlatılan olayın üzerine yazıldı.

“Otuzumda” şarkısı aslında albümün konseptini çok güzel özetliyor. “Yeni bir yola çıkmaya karar verdim, otuzumda..” gerçekten de albümün ortaya çıkışı bu şarkıyla kıvılcım aldı, kafamda bir çok şey netleşti. Yapmak istediğim her şeyin müzikle ilgili olduğunu gördüm ve cesaretimi toplayarak 30 yaşımdan sonra yeni bir kariyeri seçtim.

Kendimi en iyi piyano ile ifade edebiliyorum, o yüzden konserlerde de piyanoyu çalarak şarkı söylüyorum, bu sayede müzikal olarak kendimi daha net bir şekilde ortaya koyabiliyorum. Trompet ve çellonun da parçalara çok yakıştığını düşünüyorum. Bazı parçalarda akordeon kullandım. Fransız chanson geleneğine olan yakınlığımdan dolayı her zaman akordeonu çok sevdim. Albümde de kullandığım parçalara çok tatlı bir renk kattı sanırım.

Klip parçası “Bardan Adam Çıkmaz” da aynen şarkıda anlattığım olay üzerine yazıldı.

Albümün kapanış parçası olan “Veda”yı albümün kayıtları sırasında vefat eden çok sevgili biricik anneannem için yazdım. Albümü heyecanla bekliyordu o da, ama aniden ortaya çıkan sinsi bir hastalığa yenildi ve onunla konuşamadan kayıp gitti. Ona söyleyemediklerimi bu şarkıyla dile getirdim, albüme koydum.

“Zeynep Söyle Bana” en yakın dostlarımdan olan Zeynep’le sohbet sırasında ortaya çıktı. Bir ayrılığın ertesinde çelişen duygularımı anlatıyor. Aramızda geçen sohbet aynen olduğu gibi parçaya aktarıldı.

“Kaçtım” daki kaçış sahnesini birebir yaşadım.. “10 Saniye” deki atmosferi aynen yaşadığım şekilde aktardım. Parçaların her biri beni, olabildiğince açık ve net bir şekilde anlatıyor. Albümde bahsi geçen kişiler hayatımın ta merkezindeler.. Basit anlatımlar ve minimalist bir müzik anlayışı peşindeyim. “Ruhum Su Aldı” şehirli, 30 yaşla beraber ilişkileri, hayatı, insanları farklı bir açıdan sorgulayan, kendini ifade etmek için çırpınan, hem hüzünlü hem mutlu, hem matrak hem kırılgan bir genç kadının gerçek hayat öyküsü!


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0