ISIR BENİ!..
04 Kasım 2010 10:05 / 775 kez okundu!
Isır Beni, "Bite Me" National Geographic Wild TV kanalında bir program adı. Belgeselde kendini her tür hayvana ısırttıran bir adam var. Isırık anını en yakın plandan görüntülenmesi işin en tuhaf yanı. Keneye teslim oluyor, kendisi yapışıyor onlara, akrebin iğnesine şehvetle sokuluyor, yılandan zehir rica ediyor, çiyanlarla dans ediyor, ne kadar garip haşerat varsa onların ısıracağı bile yoksa onları tahrik ediyor ve onlara gel "ısır beni" diyor.
Isır ki ısırılmanın dayanılmaz acılarını anlatayım diğer insanlara... Adam timsah ısırığını kırım kongo kenesininin vücuduna yaptığı tahribatı, verdiği ızdırabı, o acıyı yaşarken ve o zehri vücudunun her noktasında sonuna kadar hissedip kıvranıyorken bir yandan da kameralara bu duyguyu anlatmaya çalışıyor.
Ve siz bir ısırık delisi adamın ne hale geldiğini gözlerinizle an be an görüyorsunuz. Belgesel tadında, reality show kıvamında siz rahat koltuğunuzda o bilmem ne ormanlarında ısırılma peşinde o hayvandan bu hayvana öbürünün salyası daha üzerinde iken diğer bir böceğe gönüllü olarak kendini sunmakla meşgul.
İşi o, meşguliyeti o...
Bu da anlaşılır bir şey elbette.
O ısırılmaktan para kazanıyor hiç değilse...
Ama benim, kendimi öyle olur olmaz yerde "ısır beni" diye tutturacağım hiç aklıma gelmezdi.
Öyle karıştı ki kavramlar birbirine. "Isır beni" demeyen insanlar ise durmadan birbirlerini ısırıyorlar. Sermayemiz azaldıkça hazırı tüketmek huyumuzu bozdu. Saldırganlaştık. Isırılmanın değil ısırmanın duygusunu abarttık. Ama bir yandan da zorunlu "değişim" geçiren toplumun yeni etik değerlerine de göz atmak, kulak kabartmak zorunda kaldık.
Bu da sözümüze, özümüze, hal ve gidişimize yeni bir çeki düzen getirecek. Yoksa aklımıza getirmediğimiz olasılıklar yüzünden "dur" yolcu bilmeden ısırdığın bu yürek ileride senin kanını donduracak olaylara yol açacak! Ve iş işten geçecek...
Öyle değil mi?
Kazık yemekle kazık atanın çelişkisi gibi. Hangisi olmak isterdiniz?
Kazık atan mı, kazık yiyen mi? Isıran mı ısırılan mı?
Hiçbiri derseniz cevap yetmez. İki seçenekli olsaydı durumunuz...
Biri mutlaka sizin DNA'nızı ortaya koyardı.
Üstelik parmak izi tıraş ettiriliyor ama DNA'nın silinme formülü yok henüz.
Biz geçmişe tutunamamış, geleceği göğüsleyememiş bir nesiliz.
600 yıllık bir tarih köprüsüne 87 yıllık bir ibrişim tutunamayınca avrasya maratonuna benzer halimiz sallanır dururuz gürül gürül akan suların boğazında. Hareket halinde olanla ilerlemesi yavaş olanın tahribatına benzer bu... ya da kuvvetlinin üzerine zayıf ipin örülemediği halıya.
Güneşi az görenlerin karanlık fikirleri gibi... Yeşile tutunamamış kırık gönüllü sert kütüklerin çıplaklığı gibi yalnızlığımız. Birbirine çarpa çarpa kırılan taşların kumsalı gibi kendi küçük sahillerimiz. Kıyılarımızı toprak, karalarımızı su doldurdu. Tarihe köprü kuramayınca önyargılarımız ve yüzeyselliğimiz prim yaptı.
Bilmediklerimiz, bildiğimizi sandığımız cahilliklerin ve duyguların peşinden gitti.
Kendi "sahipsizliğimiz" içimizdeki düşmanı büyüttü. Biz kendimizle savaşıyoruz. Ölçüsüzlüğün kaosu bu.
Hayat planlarımızın iflası... İlkelliğin bitkiselliği... Kendini büyütüp, dünyanın değerini küçülten günlüklerimiz.
"Isır beni" diyorum her fırsatta bulunduğum ortamlarda...
Daha doğrusu ben demiyorum da düşüncelerimden çıkıyor bu iblis.
Sadece Kürt, Kürtçe, Alevi, Ermeni, Yahudi, kedi, köpek hakları, hukuk, ayırımcılık, milliyetçilik, barış gibi konularda benim içimdeki iblis çıkıp "ısır beni" diyor. Yamyamlar gibi saldırıyorlar. Kuduzlar gibi...
Konuşmaya bile fırsat vermeden parçalıyorlar.
Utanç verici... Acımıyor bir tarafım aklımdan başka.
Üzgün akıllı oldum...
İçimdeki savaşı toplumsal "barış" sustursun...
Barış... Sadece barış aklımızı sevindirir çünkü.
Pervin Mısırlıoğlu E.
22 Ekim 2010
Son Güncelleme Tarihi: 10 Kasım 2010 09:43




