ISIR BENİ!..

04 Kasım 2010 10:05 / 2751 kez okundu!

 


Isır Beni, "Bite Me" National Geographic Wild TV kanalında bir program adı. Belgeselde kendini her tür hayvana ısırttıran bir adam var. Isırık anını en yakın plandan görüntülenmesi işin en tuhaf yanı. Keneye teslim oluyor, kendisi yapışıyor onlara, akrebin iğnesine şehvetle sokuluyor, yılandan zehir rica ediyor, çiyanlarla dans ediyor, ne kadar garip haşerat varsa onların ısıracağı bile yoksa onları tahrik ediyor ve onlara gel "ısır beni" diyor.

Isır ki ısırılmanın dayanılmaz acılarını anlatayım diğer insanlara... Adam timsah ısırığını kırım kongo kenesininin vücuduna yaptığı tahribatı, verdiği ızdırabı, o acıyı yaşarken ve o zehri vücudunun her noktasında sonuna kadar hissedip kıvranıyorken bir yandan da kameralara bu duyguyu anlatmaya çalışıyor.

Ve siz bir ısırık delisi adamın ne hale geldiğini gözlerinizle an be an görüyorsunuz. Belgesel tadında, reality show kıvamında siz rahat koltuğunuzda o bilmem ne ormanlarında ısırılma peşinde o hayvandan bu hayvana öbürünün salyası daha üzerinde iken diğer bir böceğe gönüllü olarak kendini sunmakla meşgul.

İşi o, meşguliyeti o...

Bu da anlaşılır bir şey elbette.

O ısırılmaktan para kazanıyor hiç değilse...

Ama benim, kendimi öyle olur olmaz yerde "ısır beni" diye tutturacağım hiç aklıma gelmezdi.

Öyle karıştı ki kavramlar birbirine. "Isır beni" demeyen insanlar ise durmadan birbirlerini ısırıyorlar. Sermayemiz azaldıkça hazırı tüketmek huyumuzu bozdu. Saldırganlaştık. Isırılmanın değil ısırmanın duygusunu abarttık. Ama bir yandan da zorunlu "değişim" geçiren toplumun yeni etik değerlerine de göz atmak, kulak kabartmak zorunda kaldık.

Bu da sözümüze, özümüze, hal ve gidişimize yeni bir çeki düzen getirecek. Yoksa aklımıza getirmediğimiz olasılıklar yüzünden "dur" yolcu bilmeden ısırdığın bu yürek ileride senin kanını donduracak olaylara yol açacak! Ve iş işten geçecek...

Öyle değil mi?

Kazık yemekle kazık atanın çelişkisi gibi. Hangisi olmak isterdiniz?

Kazık atan mı, kazık yiyen mi? Isıran mı ısırılan mı?

Hiçbiri derseniz cevap yetmez. İki seçenekli olsaydı durumunuz...

Biri mutlaka sizin DNA'nızı ortaya koyardı.

Üstelik parmak izi tıraş ettiriliyor ama DNA'nın silinme formülü yok henüz.

Biz geçmişe tutunamamış, geleceği göğüsleyememiş bir nesiliz.

600 yıllık bir tarih köprüsüne 87 yıllık bir ibrişim tutunamayınca avrasya maratonuna benzer halimiz sallanır dururuz gürül gürül akan suların boğazında. Hareket halinde olanla ilerlemesi yavaş olanın tahribatına benzer bu... ya da kuvvetlinin üzerine zayıf ipin örülemediği halıya.

Güneşi az görenlerin karanlık fikirleri gibi... Yeşile tutunamamış kırık gönüllü sert kütüklerin çıplaklığı gibi yalnızlığımız. Birbirine çarpa çarpa kırılan taşların kumsalı gibi kendi küçük sahillerimiz. Kıyılarımızı toprak, karalarımızı su doldurdu. Tarihe köprü kuramayınca önyargılarımız ve yüzeyselliğimiz prim yaptı.

Bilmediklerimiz, bildiğimizi sandığımız cahilliklerin ve duyguların peşinden gitti.

Kendi "sahipsizliğimiz" içimizdeki düşmanı büyüttü. Biz kendimizle savaşıyoruz. Ölçüsüzlüğün kaosu bu.

Hayat planlarımızın iflası... İlkelliğin bitkiselliği... Kendini büyütüp, dünyanın değerini küçülten günlüklerimiz.

"Isır beni" diyorum her fırsatta bulunduğum ortamlarda...

Daha doğrusu ben demiyorum da düşüncelerimden çıkıyor bu iblis.

Sadece Kürt, Kürtçe, Alevi, Ermeni, Yahudi, kedi, köpek hakları, hukuk, ayırımcılık, milliyetçilik, barış gibi konularda benim içimdeki iblis çıkıp "ısır beni" diyor. Yamyamlar gibi saldırıyorlar. Kuduzlar gibi...

Konuşmaya bile fırsat vermeden parçalıyorlar.

Utanç verici... Acımıyor bir tarafım aklımdan başka.

Üzgün akıllı oldum...

İçimdeki savaşı toplumsal "barış" sustursun...

Barış... Sadece barış aklımızı sevindirir çünkü.



Pervin Mısırlıoğlu E.

22 Ekim 2010

Son Güncelleme Tarihi: 10 Kasım 2010 09:43

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
04 Aralık 2012 14:50

Orhan Yılmaz KALE

Bu mükemmel yazınıza teşekkür ederim. İzniniz olursa ben de sizin yazınıza, bir yazımla başka bir açıdan yorumlamak isterim.


BENİ ISIRIR MISIN SEVGİLİM?

Birlikte olmak istediğiniz kişinin her şeyden önce dişlerine bakınız. Dişlerinin ne kadar uzun, ne kadar keskin olduğuna. Onun sizi ısırmasına fırsat veriniz. Hatta ısırması için onu kızdırınız. Böylece kızgınlık anında sizi ne kadar ısırabileceğini, canınızı ne kadar yakacağını ve bunun ne kadar sürede iyileşeceğini test ediniz. Bazı dişlerin kuduz mikrobu taşıyabileceğini düşünerek panzehirinizi hazır tutunuz.

Eğer birlikte olmak istediğiniz kişinin dişlerinin ne kadar uzun olduğunu, ne kadar keskin olduğunu ve ne kadar can yakıcı olduğunu evlendikten sonra öğrenecek olursanız artık sizin için zaman çok geç olacaktır. Evlilikte artık panzehiriniz de olmayacaktır.

Genelde birlikteliği arzulayan kişiler birbirlerini kırmamaya azami özeni gösterirler. Birlikteliğin uzadığı durumlarda bu dişler yavaş yavaş ortaya çıkar. Ne yazık ki gözleriniz de yavaş yavaş perdelenmeye başlamış olacaktır. Bu ise dişleri net olarak görmenizi zorlaştıracaktır.

Yeni başlamış birliktelik yeni doğmuş bir hayvan yavrusu gibidir. Yırtıcı bir hayvan olup olmadığını anlayamazsınız. Bir kaplan yavrusunun şirinliği gözlerinizi kör edecektir. Zamanla büyüyen yavrunun kızgın davranışlarını fark edemezseniz büyüdüğünü bile göremeden sizi ilk fırsatta parçalayacaktır.

Birlikteliği arzuladığınız kişiyi mutlaka evlenmeden önce zaman zaman kızdırınız. Sakın “kızdırırsam onu kaybederim” korkusuna kapılmayınız. Eğer ortada bir aşk, büyük bir sevgi varsa dişlerini gösterdiğine pişman olacaktır. Özür dileme süresi ne kadar uzarsa tekrar ısırma olasılığı da o denli yakın olacaktır. Kızgınlık sırasında sizi ısırdığında dişlerini fazla derine saplarsa veya dişlerini fazla derine saplamayıp ve sonrası bir iki gün içinde özür dilemezse onu hemen ait olduğu yere gönderiniz.

Ormanda yaşama hakkını kendisine iade ediniz.

Orhan Yılmaz KALE

23 Aralık 2010 18:53

bern

guzel bir anlatim..
saygilar.

28 Kasım 2010 14:09

Nezih Öztüre

Bu yazıyı sen yazdıysan eğer (çok ağır itham, bilinçli kinaye)
olmuşsun sen
müthiş yahu, atlamışım
pek ileri, pek iğreti edici olmuş
ama cok başarılı
tek ihtiyacımız olan şeye zorluyor
DÜŞÜNMEK
İRDELEMEK
Bi düşünsek var ya... of off.
bu konulara devam lütfen.

Nezih
06 Kasım 2010 22:50

gökay

Nabi Yağcı ile yapılan söyleşinin arkasından okudum Pervin hanımefendinin son yazısını.
İki yazıda da geçmişten günümüze toplumsal yaşama dönük çok yerinde tespitler dikkatimi çekti:
''Geçmişe tutunamamış ve geleceği de göğüsleyememiş bir nesil...'' olma hallerimiz...
Bir zamanlar Anadolu ve Andoluzya'da insanların onca köşeli farklılıklarına rağmen barış ve
huzur içinde asırlar boyu yaşayabilmelerini anlamlandırmada yaşadığımız şaşkınlık ve acziyet..
Modern ulus-devlete ait toplum mühendisliklerinin toplumu homojen hale getirme projelerinin
tüm toplumu hasta edişi..
''Isıran ve ısırılanlar'' olarak iki ana kategoriye, kümeye yığışma halleri..
Kimi atomların en dış yörüngesindeki kararsız elektronlar gibi her iki kümeye de gidiş gelişler
yapanlar..
''Isırılanlar kümesinde'' kalmayı tercih edenlere -diğer kümeye geçmeleri mümkünken- söyleyecek
bir şeyler aradım.
Bulabildiğim en yetkin tümce şu oldu:
İyi ki varsınız.

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.