Yalnızlığım Dört Duvar Boyu - İbrahim Akar’ın anısına…

28 Eylül 2009 15:00 / 3676 kez okundu!

 


1 yıl önce 26 Eylül’de yitirdiğimiz sevgili İbrahim'in hayattayken yazmaya başladığı, ancak bitiremediği yaşam öyküsünü bölümler halinde yine kendi köşesinden yayımlıyoruz. Rahat uyu İbrahim, seni hiç unutmuyoruz ve asla yalnız değilsin.

*****

Yalnızlığım Dört Duvar Boyu


Ben; İbrahim Akar…

Yedi yılı aşkın süredir İstanbul'da yalnızım.

Her an, her yere, her kimseye ulaşabilmek için özellikle Beşiktaş'ta oturuyorum.

İstanbul'da binlerce insan tanıyor, bunların çoğuyla şu veya bu şekilde görüşüyorum

ya da

en azından telefonlaşıyorum.

Ama yine de yalnızım.

Tanıdığım insan sayısı arttıkça, yalnızlığım da artıyor ve ben her nedense sankı daha çok eksiliyorum.


Gittiler.

Her an yanımda olmasını istediğim,

onlarsız asla olamayacağımı düşündüğüm herkes adını bilmediğim bir yerlere gittiler ve dönmediler.

Dönseler bir ses verirlerdi, ama belli ki halen dönmediler.


Ben kaç kişinin hayatından çıkıp bilinmedik yerlere gittim…

Kaç kişinin hayatında yokluğu hissedilir bir boşluk bıraktım…

Bilmiyorum.

Bunun acısını çektirdiğim varsa, vebali boynumdadır. Kendilerinden özür diliyorum…


Kalabalığım arttıkça, yalnızlığım da artıyor.

Bunun her geçen gün daha bir çok farkındayım.


Artık kimsenin yaşamında, olmazsa olmaz bir yer işgal etmiyorum.

Duvara çaktığım beton çivisinin boşluğu bile beni rahatsız ediyor.

Yokluğum onun kadar önemsenmez durumdaysa nedenini, niçinini mutlaka bilmeliyim.


İlk sevgimi yaşadığım insanların pek çoğu artık yaşamıyor.

Ölümün eksilttiği şeyleri metanetle karşılamaktan başka çıkar yolum yok.


Ya bulup bulup da yitirdiklerime ne demeli?


Dün bulup, daima yanımda olmasını istediğim insanların, yarın ve bir sonraki tüm yarınlar boyunca yokluğuna ne demeli?


Olgunlaşmadan yitirilmiş ilişkilerin sancılarını, zaman zaman siz de hissediyor musunuz?

Bir çay bardağını paylaşma ihtiyacının ekmek su kadar önemli hale geldiği anlar yaşıyormusunuz?


Kimse kimseyi dinlemiyor yaşadığımız toplumda…


İnsanlar Susurluk Skandalını, Fadime Şahin'in Aczimendi Şeyhi ile yaşadığı dramı kendi dramlarından daha çok konuşuyorlar.

Özdemir Sabancı'nın katilinin yakalanmasına sevinirken, faili meçhul cinayetlerin varlığına üzülmüyorlar.


Yıllar öncesi yaşadığımız yarım eksik aşkların sancılarını bir yana bırakıp, başkalarının aşk sancılarına gözyaşı döküyorlar.


Acaba ben de mi öyle yapsam?


Kendim için değil, başkaları için mi acı çeksem? Yaşamımın tuzunu, biberini, sosunu başkalarının yaşamından mı ödünç alsam?

Yalnızlığımı ve giderek artan renksizliğimi başkalarının yaşamından çaldığım birliktelikler ve renklerle mi gidersem?


Ben;

İbrahim Akar.

Türkiye'nin ortasında, şehr-i İstanbul'un mutena semti Beşiktaş'ta, iki oda- bir salon yalnızım. Vapurlar, motorlar, otobüs ve minibüsler milyonlarca insanı yanı başımdan alıp bir yerlere taşıyorken, ben hep döne dolaşa buraya geliyorum.

Dört duvarımın ardında yalnızlığımla başbaşa kalıyorum.


Olgunlaşmadan yaşanan, tadı damağımda kalan eksik dostluklarım neredesiniz?

Yaşamınızdaki yokluğum, yalnızlığınızın duvarlarına çakılmış bir beton çivisi kadar bile olsa hissedilmiyor mu sahiden?


İbrahim Akar

(devam edecek)


Önemli Not: Bu metinleri bizlerle paylaşan Hüseyin Çakır ve Turgay Çelikörs'e teşekkür ederiz.

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.