AMELİYATLA BURÇ DEĞİŞTİRMEK MÜMKÜN MÜ?

19 Haziran 2019 20:27 / 952 kez okundu!

 

 

Hayatımın en büyük şoku; Ekrem İmamoğlu ile aynı burçtan olduğum yetmezmiş gibi bir de aynı gün doğumluymuşuz. Aman doktor, mümkünse acilinden bir "burç nakli" rica ediyorum. crying

 

****

 

AMELİYATLA BURÇ DEĞİŞTİRMEK MÜMKÜN MÜ?

 

 

Hayatımın en büyük şoku; Ekrem İmamoğlu ile aynı burçtan olduğum yetmezmiş gibi bir de aynı gün doğumluymuşuz. Aman doktor, mümkünse acilinden bir "burç nakli" rica ediyorum. crying

Hem ikiz hem de İkizler burcundan olduğum için yere göğe sığdıramazdım kendimi. Bu arada burçların kadın ve erkeklerinin özellikleri çoğu zaman farklıdır. Çoğu olumsuz özelliğin İkizler erkeğinde olduğunu göz ardı ederek, yazıya dökmeden sözlü olarak vurgulardım genelde. Pek çok astroloji kitabında yazar bu, üstelik tecrübe ile de sabittir maalesef.

Çinliler çocuklarının AT Burcu olmasını istemezlermiş; evden çok çabuk ayrılıyor, aileyi terk ediyor diye. Çin Astrolojisi'nden biliyorum, epey ilgilenmişliğim vardır. Benim de anne-baba adaylarına naçizane önerim; İkizler Burcuna, özellikle de 4 Haziran'a denk getirmemeye çalışın yavrunuzu. Hele bir de erkekse vay halinize. Allah kolaylık versin demekten başka bir şey gelmiyor elimden. 

Evet, 4 Haziran doğumluyuz bu efsanevi yalancı CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı zat ile.

Allah'ım, bundan böyle söz veriyorum bu konularda gereksiz yere kibir yapmayacağım; neme lazım bir gün gelip rezil rüsva oluverebilir insan, tıpkı benim gibi. cool 

Olumlu yanlarımız bir yana (bundan önceki yazımda bulabilirsiniz) İkizler burcunun öne çıkan en tipik ve en olumsuz bazı özelliklerini kısaca hatırlatayım:

Biz “İkizler”in zaten çok az olan sabrı uzatmalar karşısında daha da dayanılmaz hale gelir maalesef. İçinde her şey olabilir; romantizm, felsefe, duyarlılık, duygusallık, gerçekçilik, politika, dostluk, komiklik, sataşmalar, vs... Ama hepsi çok dozunda, aslında mümkünse çok kısa kısa... Alimallah bunlardan biri ya da birkaçı kazara uzarsa biz dünyanın en mutsuz insanları oluveririz hemencik. Az önce gülümseyen yüzümüze bulutlu bakışlar yerleşiverir. Kaçmak, kaybolmak isteriz. Karanlık tarafımız gün yüzüne çıkmaya başlar. Kaçamazsak, ya defteri kitabı kaparız ya da karşımızdaki “insanı” huysuzluğumuzla üzeriz. 

Böyle durumlarda iltifat etmeyi unutup, karşımızdakinin yalnızca olumsuz yönünü görmeye başlayabiliriz. Konuşmaları sonuna kadar dinlemek istemeyebiliriz, hatta aşırı akılcı davranmaya başlayıp karşımızdakini kudurtabiliriz. Ne yapsak acaba? Önemsiz şeylerden kolayca etkilenmesek, iyi niyetli eleştirilere gücenmesek, kendimizle daha barışık olsak-mı acaba? 

İkizler adına karizmayı çizen bir özellik olarak gördüğüm bazı karanlık taraflarımız var ki bunları açıklamayı bir borç biliyorum: 

Ünlü astrolog Gahl Sasson kitabında şöyle yazmış bizim için; 

İkizler hırsızlık ve yalanı yönetirken, İkizler’in zıt burcu Yay gerçeği yönetir. Neden İkizler yalanları ve hırsızlığı yönetir? İkizler burcundaki pek çok kişi bu haberi duyunca üzülmüştür. (tıpkı benim gibi!) Bunun nedeni onların tacir olmalarıdır ve tüm tacirler, kar sağlamak için zam yapmak zorundadır. (Tacirlik bana en yakın yıldız kadar uzak, denedim, biliyorum) Zammın yüksek olması, onları fiyatın nedeni hakkında yalan söylemeye iter, daha sonra da geri adım atamazlar......” 

Marketing yapanların hepsi İkizler mi yani? Enflasyonun sebebi bizler miyiz? 

Vallahi ben Sasson kardeşin yalancısıyım. Bunları o söylemişse muhakkak ki doğrudur ve bir bildiği vardır. 

Haaa bir de abartma konusu var, onu da açıklamam lazım. Bazen verdikleri bilgiye doğru ya da pek güvenilir olmayacak detaylar ekleme eğilimleri de ilginçlik ve eğlence adınadır. Yanlış anlaşılmasın sakın! (Ancak işin içine siyaset girince "ilginçlik ve eğlence" adına demek çok absürd, değil mi? O zaman kazanmak adına her şey mübah mı desek? 

Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, daha önceki burçlarla ilgili bu kadar olumsuz şey yazmış mıydım? Onların olumsuz tarafları yok muydu yani? Ohooo elbette vardı. Vardı da, ben ne yazık ki İkizler’im (İkizler kusura bakmasınlar) ve diğer burç mensupları arkadaşlarım iltimas geçtiğimi düşünmesinler istiyorum. 

4 Haziran doğumlu İkizler için de sadece ve kısaca şunu söyleyeyim; bizim öyle her zaman bir gün önceki İkizler gibi tongue fu yapacak kadar ne sabrımız ne de arzumuz vardır; sözle de olsa kung fu ile kafa göz yardığımız çok görülmüştür. 

Bazılarımız ise yaptığı basİTlikleri bile inkar edebilecek kadar yalancı ve inkarcıdır. 

Bakınız: @ekrem_imamoglu 

 

Hürriyet MISIRLIOĞLU

19.06.2019

 

>> Minik ama çok önemli bir not: "İkizler (@ekrem_imamoglu) hırsızlık ve yalanı yönetirken, İkizler’in zıt burcu Yay (@BY) gerçeği yönetir."

Binali Yıldırım: 20 Aralık 1955 - YAY Burcu

Ekrem İmamoğlu: 4 Haziran 1970 - İKİZLER Burcu

 

 

Son Güncelleme Tarihi: 29 Haziran 2019 11:19

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
21 Haziran 2019 13:04

hurkus

Mitoloji de astroloji de @ekrem_imamoglu'nun yalancılığını, hırsızlığını doğruluyor. surprisedevilno

 

21 Haziran 2019 10:58

hurkus

Ufuk COŞKUN - Hermes’in Askerleriyiz!

Atlas’ın en küçük kızlarından Maia ile Tanrı Zeus’un oğlu olan Hermes, Arkadia’da Kyllene dağındaki bir mağarada doğar doğmaz, annesi arkasına dönmeden kundağını çözüp, beşiğinden kalkarak mağaranın dışına çıkar.

Biraz ilerleyince suya doğru yürüyen bir kaplumbağa görür. Hemen oracıkta kabuğunu boşaltıp koyun bağırsağından yedi tel gererek liri icat eder. Mutlu bir şekilde şarkı söyleyip, oynar. “Neşe, sevgi ve herkesi kucaklamak duygusu” Hermes’in lirini çalmasından doğan büyüleyici şeylerdir.

Teselya’ya doğru geldiğinde karnı acıkınca güneş, denge, uyum ve kehanet tanrısı Apollon’u kucaklamak ister(!) ve oracıkta Apollo’nun elli ineğini çalar.

Hırsızlığı belli olmasın ve peşine düşmesinler diye, ineklerin nallarını söküp ters çaktıktan sonra kendisi de ağaç dallarından ördüğü sandalları giyerek gerisin geri yürür.

Yaşlı bir adam kendisini görünce, kimseye söylemesin diye de onu tehdit eder. Kandırma, yalan-dolan ve oyun oynama konusunda usta olan Hermes, ineklerle Alphenios ırmağına gelir ve onları mağaraya kapatır.

İneklerin ikisini de keser ve ete düşkün olmasına rağmen ölçülü ve düşünceli davranarak kendisi için ayırdığı küçük bir parçayı yer. Sandaletlerini ırmağa atar ve mağaradaki odasına anahtar deliğinden bir bahar esintisi gibi süzülerek girer. Tekrar kundağa sarılır ve elindeki liri ile bebek beşiğine uzanır.

Koskoca Apollon’dan kaçar mı? İneklerinin çalındığını anlayan Apollon, yaşlı adamdan bunu Hermes’in yaptığını öğrenince mağaraya gelir. Maia’nın yanında küçük hırsızı suçlar ama günde ortalama üç yalan söylemeyi meslek edinen Hermes bunu inkâr eder ve ilk yalanını söyler: “Sözlerin saçmadır senin; daha dün doğdum, ayaklarım dayanıksızdır, basacağım toprak da taşlıdır.”

Apollon ikna olmaz ve onu alıp Zeus’un karşısına çıkarır. Masum gibi görünen Hermes bu sefer de Zeus’a ikinci yalanını söyler: “Baba, şimdi saçma sapan bir öykü dinleyeceksin. Ben açık yürekliyim, yalan dolan da bilmem” der göz kırparak.

Zeus oğlunun sevimli şeytanlıklarına gülse de adaletli davranarak Hermes’in kılavuzluğunda ineklerin hemen bulunmasını emreder. Hayvanların kayaya asılmış postlarını görüp dehşete kapılan Apollon’u yatıştırmak için Hermes de ona lirini verir. Böylelikle Olimpos, meselesini kendi içinde halletmiş olur.

Mevcut hikâyede de görüldüğü gibi karşımızda kurnaz, dolandırıcı, hırsız ve yalancı kimliğiyle tanınan bir Hermes var. Uçuk, çelişik ve renkli karakteriyle Olimpos’un çok yönlü tanrılarından biridir Hermes.

Hızla uçuran kanatlı altın sandaletleri, Hades’in verdiği görünmez yapan kanatlı başlığı ve sihirli altın değneğiyle seyahat eder. Heykel, kabartma ve resimlerde çoğunlukla sivil, atletik vücutlu, kıvırcık saçlı, iyi görünümlü genç bir adam olarak gösterilir.

Yunan mitolojisindeki bu ilginç hırsızlık ve yalancılık meselesi de nereden aklınıza geldi demeyin.

Efendim, görünen o ki hırsız aynı zamanda yalancı bir karaktere de sahiptir.

Yine bir Yunan filozofu olan Aristo’ya sormuşlar: “Yalan söylemekle ne kaybederiz?”

“Doğru söylediğiniz zaman bile karşınızdakini inandırmayı” diye cevaplamış. Doğru söylemiş Aristo. Yalancılıkla nam salmış bir adam doğru dahi söylese artık kimse ona inanmayacaktır.

İnsanın yalancılığı karakter haline getirmesi ne aşağılık bir durumdur.

Öyle ki İbn Hazm’a göre yalan her türlü kötülüğün aslıdır. Yalan korkaklık ve bilgisizlikten doğar. Korkaklık ise ruhu alçaltır.

Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ Ve’d-dîn adlı eserinde yol açtığı kötü sonuçlar yüzünden yalanı bütün kötülüklerin toplamı, bütün çirkinliklerin temeli, düşmanlığa kadar varan bir dizi kötülüğün de başı diye niteler. Aynı eserde yalancılığın sebeplerini menfaat elde etme, zararı önleme, söze tatlılık, zarafet katmak suretiyle düşmana zarar verme düşüncesi olarak izah eder.

Eṭ-Ṭıbbü’r-rûḥânî adlı eserinde yalan söylemenin arkasındaki psikolojik sebepleri ve doğuracağı sakıncaları inceleyen Ebû Bekir er-Râzî’ye göre ise; yalanın asıl sebebi kibir duygusu ve yönetme tutkusudur.

İşin uzmanları da yalana başvurulduğunda, normal işlevini sürdüren beynin yalanla birlikte kısa devre yaptığını ifade ediyorlar. Yalanı başarıyla saklayanların genelde çok zeki insanlar olduğunu eğer yalancının zekâ seviyesi düşükse başarılı yalan söylenemediğini de ilave ediyorlar.

Bir de Sözcü Gazetesi’nin sağlık haberlerinde denk geldim. Yalan söyleme hastalığı var. Mitomani diyorlar.

Bu hastalığa yakalanmış kişilere “mitoman” deniliyormuş. Öyle ki; yalan söyleme hastalığı, kişinin dikkat çekmek ve toplumda odak noktası haline gelmek için söylediği yalanlarla başlıyor ve yalan söylemeyi alışkanlık haline getirenler bir noktadan sonra da kontrolü kaybediyorlar. Öyle ki söyledikleri yalanlara artık kendileri dahi inanmaya başlıyorlar.

Kişilik, karakter bozuklukları bu hastalığa yakalanma riskini arttırıyormuş. Alman Doktor Anton Delbruck, “Patolojik Yalancılık” diyor buna. Amaç; odak noktası olmak. Dikkatleri üzerine çekmek için yoğun bir istek ve arzu duyan hasta bunu başarabilmek adına olayları inanılmayacak derecede büyütmeye, abartmaya, dramatize etmeye ve bundan bir mağduriyet doğurmaya başlıyor.

Böyle tanıdığım biri var. Günde ortalama üç yalan söylemeden rahat edemiyor. Yalanı ortaya çıkınca da agresifleşiyor. Sağa sola saldırıyor. Geçenlerde kendisine; “ilkokulda andımızı okurken ‘doğruyum’ yerine yalancıyım mı diyordun arkadaş” dedim. Sinirlendi.

Ne diyeyim hasta ise tedavi olsun. Değilse Teselya’ya kadar yolu var. Zeus yardımcısı olsun.

Ne diyordu Lokman Hekim. Oğulcağızım, sakın yalanı diline alma, o serçe eti gibi tatlıdır. Bir daha ağzından çıkaramazsın.

muzakerat.com

14.06.2019

Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.