Doğu-Batı Divanı - Hamza Özkan

29 Ağustos 2016 22:23  

 

Doğu-Batı Divanı - Hamza Özkan

Gothe'nin divanında ele aldığı Doğu ve Batı'nın bizim bulunduğumuz yerden anladığımız coğrafyaları tanımlamadığını sanıyorum. Gothe'nin Doğu'su en iyi ihtimalle Anadolu topraklarında son buluyor, esas muhataplarını Balkanlar'da arıyordu.

Herkes kendi Doğu'suna baktığı ölçüde, anlam kazanan ama bir o kadar da oynak bir işaretleme! Bugün oyun masasında eli en kuvvetli olan Batı'nın ise -en azından sömürgecilik döneminden sonra- bu oynaklık tartışmalarına çok da muhatap olmadığı ortada.

************

"Hayatta kalmak" izini sürebilir olduğumuz en eski güdülerimizden biri olsa gerek. En geniş anlamıyla insandan (homo sapiens), aynı coğrafyada yaşadığımız insanlara, ailemize ve son kertede kendimize değin, hayatta kalmaya çalışıyoruz.

Türkiye coğrafyasında yaşayan insanlar, bugün de hayatta kalmak için bir çok soruya cevap arıyor, tercihlerde bulunuyor, bulunacak.

************

Türkiyeli ortodoks Marksistlerin, zamanında çok etkileyici olduğunu düşündüğüm, enteresan bir ifade sistematiği vardı. SÖylenecek söze önce dünyadaki durumla başlanır, bölge ile devam edilir nihayetinde esas söylenmek istenen ülke gerçeği(!) ile dile gelirdi. Ülke, bölge, dünya... Gençliğimde ben de çok özenirdim her üç başlıkta söyleyecek sözü olan abi, ablalarıma. Sanırım bu parodide ben de görev almak istedim, hatta bir iki kere sahneye adım da attım.

Bu üç aşamalı diyalektte en başarısız olduğumuz ölçek sanırım "ülke" idi.

Oysa tarihsel materyalistlerin, bu diyalekti zaman ve coğrafya üzerine kurmasının şimdi daha iyi olacağını düşünüyorum. Bilebildiğiniz, akıl yürütebildiğiniz ölçüde, belirli bir zamanda, belirli bir coğrafyada süreklilik sağlayan toplulukların davranışları ve tercihlerinin sonuçları daha ufuk açıcı olabilirdi. Hala da olabilir...

*************

Anadolu insanının yakın tarihte en fazla karşı karşıya kaldığı ikilem bu olsa gerek: Doğu-Batı.

Günümüzün akçe eden değerleri, "batı değerleri" açısından, Türkiye'nin bir Doğu toplumu olduğuna şüphe yok. Coğrafi olarak ise önemli bir mirasın üzerinde oturuyoruz.

Benim gibi kaba bir tarih okuyucusunun bile, Osmanlı idaresinin de bu oynak çizgi üzerinde gidip geldiğini görmesi başarı olamaz. Devletin "Kızıl Elması'nı" Avrupa'da arayan kuruluş ve ilerleyiş dönemi sultanları, son noktada bu soruya da cevap arıyorlardı. Geleceğimiz ne tarafta?

Avrupa'nın sömürgeci zenginliğinin üzerinde yükselen, altın çağını yaşayan, İsevilik'in tersine, İsa Peygamberin doğduğu topraklar, geç dönem sömürgeciliğin sefaletini yaşamaya başlamıştı bile.

Fatih Mehmet'in, Osmanlı Sultanları arasında fenomen yapan durumda bu sorunsala verdiği tepkiler olsa gerek...

Cumhuriyetin kurucu kadrolarının yüzünü Batıya döndürme tercihleri de yine bu başlıkta gönül rahatlığıyla tartışılabilir. Aksi durumun, bugünden daha iyi mi kötü mü olacağına ait senaryolar pek ala kurulabilir. Kendi adıma, bu eğlenceli kurgulu da, kurucu kadroların, farklı zorluklar altında, -en doğru olmayabilir ama- en rasyonel tercihi yaptığı sonucuna varıyorum.

- Ne için?

- Hayatta kalmak için.

Taze, zayıf cumhuriyetin yüzünü batıdan çevirmesinin, İmparatorluk için yıkıcı sonuçlarının yakınen hissedildiği bir dönem tasavvuru kaçınılmaz olarak gözümün önüne geliyor.



***************

Kadim bir sorunun üzerinde yürüyoruz. Avrupa'nın Birleşik Devletler'in korkunç sömürgeci tarihini istediğimiz kadar lanetleyelim. Ortadoğu'nun, Afrika'nın, Güney Amerika'nın geri kalmışlığının, istikrarsızlığın en önemli nedenlerinden elbette bu barbarlık evresi. Yine de bugün, burada, dünya siyaseti dengelerinin yüksek değerlerini belirleyen Batı gerçeği değişmez.

Bizim gibi bazı nedenlerle arada kalan toplumların, daha fazla istikrar ve gerçeklik kazanabileceği değerler de Batı'nın bu normatif değerleridir.

Ortadoğu ya da dünya tarihinde önemli medeniyetler kuruldu ve yıkıldı. Batı değerleri de, zamanın yıpratıcılığından azade değil. Bu değerlerin cevaplamakta yetersiz kalacağı sorunlar er geç Homo Sapiensin önüne gelecektir. Zaman içerisinde bu güç ve değer paradoksunun aktörleri yer değiştirebilir.

Bu uzun soluklu, eğlenceli, antropoloji ile derin bağları olduğuna inandığım başka bir tartışma.

Önce Doğu vardı...

***************

Türkiye'ye Doğu aksının oynaklığının baş aktörü. Türkiye Batılılaştığı ölçüde bu yüksek değerler dünyasında(!) şansa sahip.

Elinde, Avrupa pazarında pazarlayabileceği çok fazla şey görünmüyor.

15 Temmuz'da bir kez daha ayyuka çıktı ki, Türkiye zayıf bir devlet.

Elinde Batı'ya coğrafi yakınlığı ve Osmalı-Batı ilişkilerinin kırıntılarından gayr-ı bir şey yok. Bu da az şey sayılmaz ki, Türkiye'nin, bugün hala batılı müttefikleri açısından kolay harcanamamasını mümkün kılan temel özellikleri arasındadır sanırım bu nitelikler.

Belki buraya, üçüncü olarak Arap İslam'ına nazarla çok daha heterodoks ve dinamik olan Türk ve Kürt(daha zayıf olmakla birlikte) İslam'ını ekleyebilirim.

Erken cumhuriyet ve Osmanlı dönemi için tarihçilerin takip edebileceği bu kadim sorunsalla bir süredir yine yakıcı bir şekilde karşı karşıyayız.

Türkler ve Kürtler ön görülebilir geleceklerini belirleyecek bu soru karşısında ayrı ayrı test ediliyorlar.

O halde, açıkça konuşalım...

Kafasını bugünün Doğu'ya çeviren bu fakir neye baktığını çok iyi biliyor. Sen de kafanı Doğu'na bir çevir, ne göreceksin?

Ön görülebilir bir gelecek, istikrar, zenginlik...?

Bir gün belki; ama bugün o gün değil. Doğu'da hayatta kalma mücadelemizin imkanlarını arttıracak bir dal gören varsa söylesin.

Açık söyleyelim ki, Doğu kısa süre içerisinde benim gibi zaman zaman oksidentalist tepkiler verebilen biri için bile romantizm kırıntılarının aranamayacağı bir durumda.

Zayıf Türkler ve zayıf Kürtler, coğrafyalarının kader birliğinin kaçınılmaz ortak sorunlarını ve sonuçlarını bir kez daha yaşıyorlar.

******************

Türkler için;

Müslüman yoksul Türk kalabalıklar, çocuklarının geleceğini sizce Doğu'da mı görüyorlar?

Siyasal İslamcılar, İslam'ın bugünkü Doğu ile altın çağını yaşabileceğini iddia edebilirler mi?

Sekülerler, Rusya'da ve İran'da yaşadıklarında mutlu olabilirler mi?

Aleviler? Kadınlar? Eşcinseller?

Sizce hangi dünyada hayatta kalma ve başa hedeflere yürüme şansınız daha yüksek?

Benim rasyonel kalabalıklarımın (en temel kaygılarının hayatta kalmak olduğunu unutmadan), bu sorulara verdiği cevaplar hala açık.

Ama dünkü kadar değil.

Milliyetçilik ve militarizm öyle zehirler ki, bir kez bu kalabalıkları zehirledi mi maliyeti yüksek yanlış kararlara da sürüklenebilirler. Faşizm bunun tezahürü değil miydi?

Türkiye siyasetinde biraz akıl var ise, tüm bu toplulukları, en az maliyetle bir arada tutabilecek rasyonel hedefin yüzümüzü -bu kritik virajda-  Batı'ya dönmek olduğunu görürler.

Kürtler için;

Durumun hiç de farklı olduğunu sanmıyorum. Kuzey, Güney Kürdistan şayet Ortadoğu siyasetinin harcanan aktörlüğüne razı gelmeyeceklerse, onaları da güvende tutacak esas gerçek, yüzünü Batı'ya dönmüş bir Türkiye olacak.

Ortadoğu'da bağımsız bir Kürt devletine baktığımızda, gülen yüzler göremeyeceğimiz çok belli değil mi?

Kürtler etraflarına baktığında mutlu insanlar ve ülkeler mi görüyorlar; romantik milliyetçi hayallerin ve takıntıların ötesinde bir gelecek var mı Kürtler için bugünün Ortadoğu'sunda?

Kürt yoksullar çocuklarını sağında solunda sürekli bombalar patlayan Arap dünyasının yanı başında mı büyütmek istiyorlar?

Kürt feminist hangi literatürü takip edebilecek eğitim almak istiyor?

Süleymaniye, Erbil yeni fabrikaları hangi Arap sermayesinin kurmasını bekliyor?

Seküler Kürtler, Kürdistan coğrafyasının zaten zayıf olan heterodoks inançları iyice aşınmış, fundamental İslamcılar'la mı huzur için de yaşayacaklar?

Bugün bile IŞİD ve Selefi çizginin, müslümanların popüler kültüründe yarattığı yıkıcı etkiyi görmek mümkün. İlgilisi ve meraklısı için, heteredoks Türk ve Kürt İslam dünyasında mevzu bahis olamayacak bir tartışmanın, "Peygamber sevgisinin" kısa sürede nasıl sükseli bir başlık haline geldiğini görmeleri kafi gelir...

Peki, Kobani'de hangi kuvvet Diyarbakır'dan daha iyi bir kent kuracak? Diyarbakır'ın iyiliği tartışmasını orada yaşayanlara bırakarak!

Türklerin ve Kürtlerin demokratik birlikteliği-kader birliği ön koşulu yerine gelmediği sürece Arap dünyasına/İslam dünyasına/ Ortadoğu'da dünyaya gelmiş ve yaşamak zorunda kalan insanlara da bi hayrımız yok.

Olası bir Batı'ya yüzünü dönme tercihi, bütün sorunlarımızı bir çırpıda çözmeyecek biliyorum. Ama bir kısmını çözeceği gibi, Türkleri ve Kürtleri, bölgelerinin geleceği için stratejik bir konuma sahip olacak, zaman kazanacak. Daha fazlasının başarılıp başarılamayacağı akılcı siyasetin düşünmesi gereken ikinci soru.

Bu tartışma başlıkları, bir çok kolaycı, tartışmalı kestirme barındırıyor. Gönül rahatlığıyla vardığımız her yargı tartışılabilir, çürütülebilir...

Yine de, Türkler ve Kürtler'in tarihi bir kararın arefesinde olduğuna inanıyorum.

Benim kestirmelerimin ortalaması: Anadolu ve periferisinin yüzünü ne zaman Batı'dan beri çevirse, yıkıcı sonuçlarla karşı karşıya kaldığını yazıyor. Bu elbette modern zamanların fenomeni. Antik çağları geride bıraktığımıza, yüksek değerler(!) merkezinin yer değiştirdiğine itiraz edecek olan yoktur sanırım.

Türkler'in ve Kürtler'in rasyonel kalabalıkları bu tercihi yapmış görünüyor; ama cesaretlendirilmiyor.

Türk ve Kürt siyasetinin önünde duran acil görev budur.

Bu şartlar altında verilebilecek, herkesin sahiplenebileceği dahi iyi bir politika görmüyor.

Aksi tüm yollar, çatışma, karşı devrimci belirsizlik ve tanıdıklarımızın, sevdiklerimizin ölümü demek.

Bu binanın çökmesinde dahlinde kurulabilecek hiç bir devrimci hayal görmüyorum.

Yeni Doğu içinse her zaman düşünmeye, çalışmaya devam edelim. Umalım da o gün geldiğinde, eski Batı'ya benzemesin.

Bakalım Homo Sapiens'in hayatta kalma serüveninde tarihin neresinde olacağız?

 

Hamza Özkan

29.08.2016

 

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0