Tarihi kadınlar yazar

19 Eylül 2012 12:15 / 1374 kez okundu!

 


Tarihi kadınlar yazar. İyi yazarsa iyi kalır namınız yarınlara, eğri yazarsa, eğri kalır, yanlış kalır. Kadınlar tarihi kendi hallerine, ortalığın yangınına, erkeklere bakıp yazar. Hayatı siyaseten, hukuken, vicdanen doğru yaşayıp yaşatamayanlar, kendi yollarını ve kadınları, çocukları, ülkeyi dinamitler.

Ülkemizde kadın, çocuk çığlıkları birbirine karıştı, çözüm yakın görünmüyor… Adlarını, yüzlerini unutur olduk. Salıverilenlere sevinemiyoruz, içerde onlarcası var…

Hamdiye Müge Tuzcu (Müge Tuzcuoğlu) 2012 Mart ayından bu yana tutuklu. 24 Eylül'de yapılacak ilk duruşmasını Diyarbakır’da bekliyor.

Suçu büyük, hatta idamlık; bir antropolog olarak çocuklar ve kadınlarımızı araştırdı. Çocuklarla ilgili çalışmalarını “Ben Bir Taşım” adlı kitabında anlattı. Gördüklerinden içi sızladı, istedi ki hepiniz bilin, çözüme el uzatın.

Diyarbakır’a gitmeden önce bir süre Evrensel gazetesinin Ankara bürosunda gazetecilik de yaparken, İnsan Hakları Vakfı, Göç Vakfı, DİSA Diyarbakır Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün çalışmalarına gönüllü katkıda bulundu. Tutuklandığında Sarmaşık Derneği’nin çalışmalarına katılıyordu. İddianamede Diyarbakır’da BDP Siyaset Akademisi’nin derslerine öğrenci olarak katıldığı, ortam dinlemesine takılan yoklamalar sırasında “buradayım” dediği, siyaset akademilerinin bahçesinde, giriş kapısında görüntülendiği, 8 Mart ve Newroz mitinglerine katıldığından yola çıkılarak “Terör örgütüne üye olmak suçundan 5237 sayılı TCK'nin 314/2, 3713 Sayılı Yasanın 5. Maddeleri ile cezalandırılması” isteniyor.

Müge Tuzcuoğlu kamu yararı gözetilerek yasal olarak kurulmuş dernek ve vakıflarda çalışmak, 8 Mart ve Newroz gibi demokratik tepkinin yükseltildiği günlerde eyleme katılmak, bağımsız vekillerin veto edilmesini protesto gösterisinde bulunmak ve Siyaset Akademisi derslerini izlemek, orada görüşlerini beyan etmekten başka bir gerekçeyle suçlanmıyor. Bu sayılanların suç olarak tanımlanması hukukun açıkça yok sayıldığının göstergesi.

Artık iddianameler dönemindeyiz. Eylül 2012’de yapılan Karaburun Bilim Kongresi’nde adına bir oturum düzenlendi ve oraya katılan akademisyenler Tuzcuoğlu’nun davasını konuştular. İçinde PEN, TYS, GİT Türkiye, SAR (Scientist at Risk) ÜNİVDER, ÖÜD, Sosyoloji Mezunları Derneği’nin ve kimi akademisyenlerin bulunduğu Müge Tuzcuoğlu Davası’nı İzleme Grubu oluşturuldu. CHP Milletvekili Prof. Dr. Birgül Ayman Güler ve Tuzcuoğlu’nun hocası Prof. Dr. Neşe Özgen Diyarbakır cezaevine ziyarete gitti ve TBMM’de bir basın açıklaması yapıldı. MESA (Middle East Studies Association) Başbakan’a yolladığı üçüncü uyarı mektubunu (ilk ikisi Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve Dr. İsmail Beşikçi için yazılmıştı): “Müge Tuzcuoğlu davasını dikkatle ve kaygıyla izliyoruz, hükümetinizin akademi ve bilimin bağımsızlığına yönelik tutumundan son derece endişeliyiz” dedi. CHP’deki akademisyen kökenli milletvekilleri konuyu Avrupa Parlamentosu’na taşıyorlar.

Bilimsel çalışma özgürlüğünün sınırları siyasi iktidarın keyfiyetine bağlı olamaz..

Büşra Ersanlı siyaset akademisinde ders verdiği için 11 ay cezaevinde kaldı, o içerdeyken biz dışarıda tutuklu gibiydik, kimilerine vekaleten yerlere geçtik…

Kadınlar siz siz olun, bilime ve hayata merak salmayın, kadın ve çocuklar barış içinde nasıl mutlu olur diye kafa yormayın, yazmayın, söylemeyin, araştırmayın, ot olun, kör olun, vicdanınızı susturun. Pek ayak altında da olmayın, en iyisi siz hiç olmayın… Eser miktarda olun, doğurun yalnızca, ama, barış diye dokuz doğurmayın. Zinhar ‘buradayım’ demeyin!

Tuzcuoğlu’nun bir bilim kişisi olarak, siyasi ve bilimsel tercihlerini kullanması en temel hakkıdır.

Bilimi ve demokrasiyi, çocukları ve kadınları umursamayan, ciddiye almayan iktidarların sonu için bkz; tarihin ibretlik sayfaları.


Ayşe KİLİMCİ

19.09.2012



 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.