Şuur Aşısı İstiyorum
03 Ocak 2010 20:54 / 2102 kez okundu!
Şuursuzluk salgını var bu kesin, pandemi noktasına da gelmiş sanırsam. Hiç bir kurul, bakanlık, STK, oda bunun istatistiğini tutmuyor. (...)
Şuur aşısı istiyorum! Bağlantılarım bunun her kişinin kişisel emeği ve gönüllülüğü ile olabileceğini söylüyor...
----------------------
Şuur: Kendi öz fiillerinin veya dışarıdan aldığı etkilerin ruh veya benlik tarafından tanınmış olmasıdır. Kendi kendimizi gözlemlemek kudretidir. Bizim hariçten etki almak fiil ve harekete geçmek tarzlarımızdır. Şuur bir bilgi tavrıdır; bir hükümdür kendi kendini bilmek itibarıyla bizzat düşüncedir.
La : Conscientia.
Al : Bewusstsein.
İn : Consciousness.
Fr : Conscience.
Os : Şuur.
Tr : Bilinç.
Şuursuzluk salgını var bu kesin, pandemi noktasına da gelmiş sanırsam. Hiç bir kurul, bakanlık, STK, oda bunun istatistiğini tutmuyor.
Çocuklar... Ah o güzelim temiz beyinler; aguuu, bicibici, mammmma gibi seslerle ve buna eşlik eden (Bilinçli Değiştirilmiş Suratlar) BDS’lerle dünya ile ilk etkileşimlerini kuruyorlar. Çocuk bakıcılığını sadece para kazanma alanı olarak görüp bildiklerinin üzerine asla birşey ekleme gereği duymayan az bilgi, çok söz sahibi kişilere, 0-3 yaş arası masum beyinler çaresizce emanet ediliyor. Ergenlerin öz güven eksikliği, tek yönlü bakması, çok izlemiş az konuşmuşlukları bundan.
Eğitimin kişisel gelişimi için maddi imkanları olmayan cefakar öğretmenlere ek olarak tıklım tepiş sınıflarda gerçekleştirilmesi konusuna burada hiç girmiyorum.
Pipisini hayatının merkezine koymuş, alakasız tüm suç teşkil eden davranışın pipisiz kalma bedeli ile cezalandırılacağı ruhunun derinliklerine işlenmiş olarak büyümüş adam oğlanlar; tüm konuşmaların nihayetinde belden aşağıya doğru kayması, eşitliğin tacizle bastırılması, gücün fiziki sertlikle ifade bulması, erkekliğe ve namusa olası her saldırının cinayet nedeni olması buna karşılık günlük küfür kültürünün başkasının “namussuz” anasının, bacısının üzerine kurulması nasıl bir çelişki...
Kutusunun (kuku) dış dünyadan korunması için dünyaya gelmiş, en kutsal ve temel görevinin bu olduğuna inandırılmış, cinselliğini türlü baskılar, yasaklar, stresler altında yaşayan kadınlar. Bu kadının oğul sahibi olması aynı problemleri yaşamayacak diye şans mı? Kızına aynı baskıları yaşatacak mı? Kocası pipi sendromundan kurtulmuş bir kişi mi? Yoksa terazinin bir kefesinde kızı için cinsellik konulu kalın ”yapma!” oğlu için ise “et!“ kitabı mı durmakta?
Şuursuzluğun azı ne, çoğu ne kadar? Evini tekmil deterjanlarla temizleyip, komşusunun kafasına günlük kıl tüyü silkeleyen mantık, korunmak için silah alıp vurulunca kahrolanla aynı değil mi? Ya Mardin’i, Diyarbakır’ı ‘kültür mirasımız’ diyerek göklere çıkarıp, insanına ‘bizden değil’ diyenle?
Suni gübreyi toprağa basıp ertesi yıl ‘toprağım öldü’ diye ağlayan, ağacı kesip, heyelana davetiye çıkaran?
Hayat kısa, para tatlı, en kestirme yol kısa vadeli çıkarcılıkta mı saklı? Bu mudur?
Şuur aldığımız dış sinyalleri doğru kodlamalara dönüştürdüğümüz andır. Doğru kodlama aklımızı, ruhumuzu, sezgimizi sağlıklı bir şekilde besliyorsak oluşabilir. Bağlantı yoksa şuur yoktur.
Başkası farklı düşünüyorsa beynimizdeki bir pencere karanlıkta kalmış olabilir mi? Kadını erkeği ilkönce kendi beynimizde eşitlemek birbirimize olan güvenimizi tazeleyip; düzgün erkekler, düzgün kızlar yetiştirmemize yardımcı olabilir mi? Farklı kimlik ruhumuza zenginlik katabilir mi? Başkalarının bizden daha gelişmiş reçeteleri var mıdır? Bizim zenginliğimiz hepimizi geliştirebilir mi? Çok yönlü, çok kültürlü olmak daha özgür insan doğmak değil mi?
Şuur aşısı istiyorum! Bağlantılarım bunun her kişinin kişisel emeği ve gönüllülüğü ile olabileceğini söylüyor. Bu aşının mikrobu da, aşısı da sen –ben.
Yonca Buğdaycı M.
01.01.2010



