"Men bu lisane sığmazam"
21 Haziran 2016 14:54 / 1526 kez okundu!
Türkiye'de müslümanlar, uzun yıllar devlet "koruması" altında "mutlu" günler yaşadılar. Yanlış biçimde "laiklik" adı altında sunulan steril, "elekten geçirilmiş müslümanlık"; toplumun en azından yarısıyla "barış" içinde var oldu. Ufak tefek sorunları ise kimse dert etmedi, nispeten çabuk aşıldı. Diğer %50 ise kendi müslümanlığını hep sıkıntılı biçimde, çeşitli dar gruplar, cemaatler, tarikatlar içinde yaşadı. Yeni hayatla uymayan çok sayıda geleneksel söylemini, dar İslam ve Kuran yorumlarını bu sınırlı yapılar içinde, fazlaca alenileştiremeden hayata geçirdi. Bunun sonucu olarak da tartışmak, kimi konularda değişim zorunluluğunu hissetmek gibi bir ihtiyacı da olmadı.
Şimdi durum farklı. "Cumhuriyet'in mağdur çocukları" bir süredir iktidardalar... İletişimin bu kadar güçlü olduğu bir dönemde, iki kişi arasında konuşulan konu bile aniden hepimizin sorunu haline gelebiliyor. Yıllarca kendini dinleyenlere camide, evlerde, özel görüşmelerde rahatça anlattıkları şeyleri bir de televizyonda dillendirmeye, gazetelerde yazmaya, yanlış bir biçimde mecburi kılınmakta ısrar edilen din derslerinde söylemeye başladıklarında "kıyamet" kopuyor.
Bir profesörün, "namaz kılmayan insan, hayvandır" benzetmesi buna iyi bir örnek oldu. Ülkemizin elini eteğini çoktan çektiği felsefe alanından iyi cevaplar verilebilirdi. Teoloji cenahından daha "akılcı" açıklamalar gelebilirdi. Örneğin bir arkadaşımın bana mesajla gönderdiği şu not oldukça anlamlı:
"Merhaba, bu "hayvan" kelimesinin açıklamasını yapmak istedim çünkü aslında kastedilen aşağılama manasında değil.. Zira bir canlının 4 mertebesi vardır: birincisi cemadat yani madenler, ikincisi nebatat malumunuz bitkiler, üçüncüsü hayvanat ve nihayet insan.
İlk üç mertebedekiler Kuranı Kerim'de bahsi geçen Ahseni takvim olan insana rücu etmek ister zira insanda bütün bunlar mevcuttur.
4 unsur insanda vardır aslında, her ne varsa bu alemde, hepsini insan cem etmiş kendinde toplamıştır. İnsan da yaşantısını belirli bir hedefe yöneltmek durumundadır, hep daha iyiye yükselmeye çabalamak ister elbette. Bu, Hakka vuslat amacı ile olursa hakikate ulaştırır. Niyazi Mısri Hz diyor ki "Âdemliğini her kim bulduysa odur Âdem. Yoksa görünen sûret bir gölge imiş ancak."
Bir kişinin ademliğini yani insanlığını kazanabilmesi için nefsini bilmesi lazım. Hadisi Şerifte nefsini bilen Rabbini bilir buyuruluyor ademligini bilen kişi de kulluğunu bilir böylelikle yemek içmek gezmek tozmak için bu dunyaya gelmediğini evet elbette bunların da yaşamının bir parçası olduğunu ancak hayvan mertebesinden ki bu aşağılama değil hayvan canlı manasına gelir insan mertebesine ulaşmak üzere harekete geçer namaz insana farz kılındı elbette kulluğun gereği yine ayetle sabit "Ben insanları ve cinleri yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım"
Yüksel ki yerin bu yer değildir dünyaya gelmek hüner değildir diyor Yahya Kemal yani özetle bahsi geçen kişinin dünyevi ve nefsi ihtiyaçlarından sıyrılıp yaradanina yönelerek kendi aslına ulaşma iştiyakıdır bütün ibadetlerin hakikati.."
Dostumun notu böyleydi...
Yaptığı üçüncü açıklamada profesör de geri adım atmış gibi görünmesine karşı çıkıp, kendi pozisyonunu yukarıdakine benzeyen cümlelerle savunmaktaydı. Gerçi ben zaten o profesörün bunu dile getirmesini o kadar da "korkunç" bulmamıştım zaten. Hatta ilerleme açısından kaçınılmaz olan bu durumu yararlı bile buluyorum. Geleneğin güncelle hesaplaşması başka nasıl olabilir ki?
Bu yüzden bu tür durumlarda kızmak, köpürmek, din düşmanlığına, İslamofobia'ya sürüklenmek yerine; sakin olmak, eleştirilerimizi yumuşak ama kararlı biçimde dile getirmek, muhafazakarlığın hayat karşısındaki kaçınılmaz dönüşümüne yardımcı olmak daha yararlıdır.
Bu ülkede her türlü düşünce, din, dil, ideoloji birlikte huzur içinde yaşayacak ise; Türkiye'miz de, "muhafazakarların değiştiği ölçüde değişecek" ise; tutulacak en doğru yol belki de budur :)
Özetle, ülkemizdeki devletçi, otoriter laiklikten, (devletin, dinler, mezhepler arasında taraf tutmadığı, hakem olduğu, birini diğerine ezdirmediği) gerçek laikliğe ulaşmak, sekülerlikle barışmak için, bu tür "çıkıntılıkların" olması iyidir.
Meseleyi düşünce özgürlüğü içinde değerlendirip, aynı çerçevede sakince eleştiride bulunmak yeterlidir. Sonuç, sadece namaz kılmayanlar için değil gerçek dindarlar açısından da bir kazanıma dönüşebilir.
Kimilerimizin ironik yaklaşımı fena bir yol olmayabilir ;-) Tıpkı sanatsal yaklaşımların da etkili bir yol oluşu gibi... Vesselam.
İlhami Mısırlıoğlu
Tartışmayı başlatan haber şuydu:
Sanatsal bakışa örnek de şöyle:
Gizli hazinem benem işte,
Göz önünde olan da ben,
Maddenin cevheri benem,
Dağa, ummana sığmazam,
Can ile cihan benem,
Dünya ile zaman benem,
Ama gel gör ki
ne dünyaya ne zamana sığmazam,
Yıldızlarda felek benem,
Vahiy ile melek benem,
Çek dilini dilsiz kesil,
Ben bu lisana sığmazam,
Ay benem, güneş benem,
Yıldız benem, sırlar benem,
Herşey açık ve meydanda,
Ben bu meydana sığmazam...
Aşık Nesimi



