Woodstock'tan kırk yıl sonra

24 Eylül 2009 20:10 / 1777 kez okundu!

 


Woodstock 1969 kırk yıl sonra hala gündem oluşturmaya devam ediyor. Bir müzik festivalinin ötesinde yarım milyon kişinin katıldığı toplumsal bir olay olarak neler getirdiği tartışılıyor. Şahsen Woodstock’u çok iyi hatırlıyorum. İçimizde müzik tutkusunun tomurcuklandığı yaşlardaydık.

Santana, Led Zeppelin, Creadence Clearwater Revival, Jimi Hendrix, Doors posterleri odalarımızın duvarlarını süslüyordu. Televizyonun, bilgisayarın olmadığı bir dönemde bulabildiğimiz long play plaklar en büyük müzik hazinemizdi. Çoğunlukla radyodan dinleyebildiğimiz kadarıyla idare ediyorduk. FM Stüdyo, İzmir’de dinlenebilen İngilizce yayın yapan Çiğli Nato radyosu favorilerimizdi. Haber festival bittikten sonra bir efsane gibi yayıldı. Bir milyona yakın insanın aktığı festival alanına trafik sıkışıklığı ve güvenlik nedeniyle sadece 450 bin kişi alınmıştı. Tarihin en muhteşem müzik festivali gerçekleşmişti. O dönemin en ünlü müzisyenleri ve yarım milyon genç üç gün boyunca güneş ve yağmur altında müzik ile barışın hüküm sürdüğü bir dünya kurmuşlardı. 1968 yılında tüm dünyada bir gençlik hareketi başlamıştı. Fransa’da üniversite öğrencilerinin başlattığı isyan tüm dünyaya bir virüs gibi yayılmış, Marksist ideoloji ve yerleşik sisteme isyan tüm gençleri ayağa kaldırmıştı. Amerika’da sorunlar daha da büyüktü. Vietnam savaşının tüm şiddetiyle devam ettiği, her gün onca Amerikan gencinin öldüğü bir dönemde, savaş karşıtı görüşler artmış, patlama noktasına ulaşmıştı. Gençlik savaş istemiyordu, hippi hareketi de bunun en büyük destekçisiydi. Bir alt kültür hareketi olarak başlayan hippilik artık alternatif bir yaşam şekline dönüşmüştü. Bu iki unsur müzikle birleşince ortaya eşi görülmemiş bir sinerji patlaması oldu. 

Festivalin fikir babaları iki genç hippi Michael Lang ve Artie Kornfield’dir. Woodstock yakınlarında oturan gençler kurdukları plak stüdyoları için yeterli parayı sağlayabilmek için festival düzenlemeyi düşünürler. New York’tan buldukları iki genç girişimciyi de yanlarına alarak Woodstock Music and Art Fair şirketini kurarak yola çıkarlar. İlk düşündükleri konser alanı Woodstock’a 50 km uzaktaki Wallkill olur. Sakinlerinin istememesi üzerine vazgeçerler. White Lake Bethel’den yaşlı çiftçi Yasgur Max 50.000 dolar karşılığı 243 hektar alanını kiralar. İlk etapta nisan ayında Creedence Clearwater Revival ile anlaşılır. On bin dolar karşılığı yapılan anlaşma diğer şarkıcı ve gruplar için adı duyulmamış bu festivale katılmalarına referans olur. Arkadan Janis Joplin, Jimi Hendrix, Joan Baez, Joe Cocker, Crosby Still Nash and Young, Canned Heat, Ten Years After ve diğerleri gelir. Üç gün için 18 dolar tutarındaki biletler sadece New York City’de plak dükkanlarında veya posta yoluyla satılır. Toplam yüz seksen altı bin bilet satılır ve toplam rakamın iki yüz bine ulaşması hedeflenir. Festivalin açılış günü olan 15 Ağustos’ta Bethel’e giden yollar kalabalıktan tıkanır. Sadece dört yüz elli bin kişi festival alanına alınır geri kalan polis tarafından geriye döndürülür. İzdiham nedeniyle bilet satışı yapılamaz. Woodstock şirketi festivalden kazanç sağlayamaz. 

Festival 15 Ağustos günü saat 17.00’de siyahi folk şarkıcısı Richie Havens’ın sahne alması ile başlar. Motherless Child adlı şarkısı binlerce kişinin bir ağızdan tekrarladığı Freedom nakaratı ile festivalin en unutulmaz şarkılarından birisi olur. İlk günün sonunda sahneye çıkan Joan Baez muhteşem bir konser verir. Hamile olan şarkıcı o dönem tutuklu olan kocası için bestelediği Joe Hill’i ilk kez seslendirir son şarkısı We Shall Overcome bitiminde başlayan şiddetli yağmur tüm alanı bir bataklığa çevirir. İkinci günün en unutulmaz konserlerini The Who, Canned Heat ve Sly and Family Stone verir. The Who, Tommy Rock Operasından seslendirdiği Pinball Wizard ve We’re Not Gonna Take It (See me, Feel me) parçaları konserlerin zirvesi olur. Solist Roger Daltrey’in beyaz püsküllü elbisesi ve enerjik şovuna finalde Pete Toshwend’un geleneksel gitarını parçalaması nokta koyar. Sly enerjik soul müziği ile yağmur altında herkesi çoşturur. Canned Heat grubu üç saatlik yolu on üç saatte gelebildiği için sahneye gecikmeli çıkar. Seslendirdikleri ‘Goin Up the Country’ adeta festivalin bir milli marşına dönüşür. Üçüncü ve son gün Jimi Hendrix çaldığı Amerikan Milli Marşı ile barışa bir çağrı yapar. Roket sesleri ve ölen askerlerin seslerini gitarının tellerinden vermeye çalışır ve unutulmaz anlar yaşatır. Crosby, Stills and Nash’in seslendirdiği Judy Blue Eyes festivalin unutulmaz şarkılarından olur. Joe Cocker ise Beatles şarkısı olan ‘With a Little Help from My Friend’ in cover ile uzun kariyerinin çıkışını yapar. Üçüncü günün sabahında çamur deryası içinde bir çöplük alanı geriye kalır. Festival boyu hiçbir gerilim yaşanmaz, Vietnam savaşı karşıtı sloganların atıldığı, şarkıların söylendiği, serbestçe kafaların dumanlandığı üç gün uzun yıllar konuşulur. Bu gün hala başta Amerika bu üç günün nasıl bir sosyal patlamaya neden olduğunu tartışıyor. 

1970’de Michael Wadleigh’ın yönettiği festival belgeseli gösterime girer. Martin Scorsesese’in yönetmen asistanı ve editör olduğu üç saatlik belgesel tüm dünyada ilgi görür, ödüllere boğulur. Ülkemizde hiçbir sinemada gösterime girmeyen filmi seyretmeyi başaran ender gençlerden birisi de ben olmuştum. İzmir’de sadece Nato çalışanlarına serbest olan Amerikan sinemasına kaçak girerek seyretmeyi başardım. Kapıdaki iri pazulu siyahi gişeciyi atlatmak hiç kolay olmamıştı. 

Woodstock masumiyetin sonu oldu. Gençlik kırmadan dökmeden bir araya gelerek en temel haklarından vazgeçmeyeceğini gösterdi. En basit şekliyle eleştiri hakkını, istediği gibi giyinme, istediği müziği dinleme, istediği gibi bir araya gelmek haklarını sonuna kadar savunacağını gösterdi. Kırkıncı yılında Woodstock Bethel‘de festivalin kahramanlarından Richie Havens, Jefferson Starship, Country Joe McDonald, Canned Heat, Ten Years After gibi grup ve şarkıcıların katılımı ile tekrar anıldı. Ekim ayında çeşitli konser ve turneler ile kutlama sürecek. 

Gençlik bir araya gelebilme hakkını kullandığında ne kadar büyük bir güç olabileceğinin her zaman farkına varmalı. Woodstock bunun en güzel örneği oldu. 

Emin Yeğinboy
24.09.2009






 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.