Dedemin İnsanları
05 Aralık 2011 10:25 / 1945 kez okundu!
Dedem gelmiş, karşı kıyıdan
Filmde kelime anlamını açıkladığı bol “metaforlu” bir film “Dedemin İnsanları”. 1923’den başlayarak zaman içinde seyircisini dolaştıran, karşı kıyıya zeytin dalı uzatan başarılı bir dönem film. Her yönetmenin Fellini gibi çocukluğunu anlatan bir “Amarcord”u olmalı.
--------------------------------------------------------------------------------------
DEDEMİN İNSANLARI
YÖNETMEN: ÇAĞAN IRMAK
OYUNCULAR: ÇETİN TEKİNDOR, YİĞİT ÖZŞENER, GÖKÇE BAHADIR, MERT FIRAT, DURULKAN ÇELİKKAYA
Türk sinemasında son on yıl içinde Çağan Irmak kadar istikrarlı, her kesimden seyircinin sevebileceği, türde filmler üreten ikinci bir yönetmen olmadı. “Damardan” tabir edilen öykülerini samimi bir anlatım ve iyi seçilmiş oyuncular ile seyircinin kalbine göndermeyi başardı. Gişede başarılı ana akım filmleri kadar, kendi sinematografisi içinde deneysel sayılabilecek “Ulak”, “Karanlıktakiler” veya “Prensesin Uykusu” gibi filmler de yaptı. Bu kez kendi çocukluğundan esinlendiği bir dede-torun ilişkisine odaklandığı öyküsünde, insan ilişkilerine olduğu kadar Türkiye’nin de yakın tarihine eleştirisel bir bakış atıyor. En sevilen filmi “Babam ve Oğlum” gibi “Dedemin İnsanları” da buram buram Ege kokan bir film. Sokakları, evleri, zeytinyağlı yemekleri, tatlı lehçeleri ile Ege insanlarının yaşamından 1923 yılındaki büyük mübadeleden başlayarak günümüze uzanan bir resim çiziyor. Ege denizindeki karşı adalardan göç etmiş burada mutlu olmalarına karşın, geldikleri toprakları nasıl bir hasretle andıklarını anlatıyor. İnsanın doğduğu toprak başka bir şey.
Yetmişli yılların başlarında bir Ege kasabasında yaşanan olaylar on yaşındaki Ozan’ın gözünden anlatılıyor. Ozan, ailesinin Girit’ten göç etmiş olması nedeniyle okulda bir grup arkadaşı tarafından “gavur” diye aşağılanmaktadır. Bu baskı Ozan’ı ailesine ve arkadaşlarına karşı hırçın ve düşmanca tavırlara itmektedir. Dedesi geldiği topraklardan bahsettiğinde, o da her defasında “ben Türküm” diye bağırır. Dede Mehmet Bey (Çetin Tekindor) sahibi olduğu tuhafiyeci dükkanını işletir, dürüstlüğü ve yardımseverliği ile sevilen, erdemli bir adamdır. Sadece dede değil belediye başkan yardımcısı baba (Yiğit Özşener), anne (Gökçe Bahadır) başta olmak üzere tüm aile dürüst ve sevgi dolu insanlardır. Dede çok sevdiği torununu yazları dükkanında çalıştırır. Onun iyi bir insan olması için tatlı sert davranır, öğütler verir, zaman zaman cezalandırır. Zaman akar, 1980 darbesi gelir, bu küçük mutlu kasabada hayat ve insanlar değişmeye başlar.
Çağan Irmak muhacirlerin geçmişte karşılaştıkları zorlukları anlatırken, onların belli bir kesim tarafından terk ettikleri topraklarda “Türk”, geldikleri topraklarda ise “gavur” olarak nasıl dışlandıklarını gösteriyor. Azınlıkların geldikleri topraklarda tutunmaları çalışkanlıkları ve dürüstlükleri ile hayata geçer. Dünyada her yer için geçerli bir azınlık gerçeğidir. Öykünün kırılma noktası, bu sevimli Ege kasabasında güneşin parlaklığını yitirmesi, 12 Eylül darbesi ile gelir. Merkezi hükümet her yere adamlarını atar, atama ile gelen yeni Belediye Başkanı anti demokrat olduğu kadar buralardaki kıyıları eşe dosta imara açıp rant sağlama uğraşı içindedir.
Hikayenin en sorunlu yanı göçmen sorunu, Türk-Kürt dostluğu, Kıbrıs çıkartması, 12 Eylül, ırkçılık gibi çok fazla konuyu içermesi . Bu durum öykü akışında kronolojik sıkışıklığa yol açıyor, aralarda geçen zamanı atlayıp her şeyi arka arkaya olmuş gibi işlemesi. Irmak bu toprakların göç almış her ülke gibi farklı kökendeki insanların ortak yaşam alanı olduğunu vurguluyor. Olayları geçmişin yaşanmışlıklarından bugünün gerçeklerine bağlıyor. “Babam ve Oğlum”dan sonra 12 Eylül bir kez daha çok sevdiği karakterlerinin ölümüne, acı çekmesine neden oluyor. Karakterlerini çok seven, onlara bağlanan bir yönetmen olarak onların acılarını göz yaşartan bir duygusallıkta aktarmasını bilen bir yönetmen Irmak. Bu kez duygusallığı çok abartmadan, daha olgun bir anlatımla dengeliyor. Çocukların acımasız ve zalim olabilecekleri dünyalarına da ayrı bir pencere açıyor.
Oyunculuklar tek kelime ile üst düzeyde. Çetin Tekindor, dede karakteri ile tüm anlatımın orta direği. Karakterinin ruhuna bürünmesi onu her türlü abartıdan uzak tutuyor. Filmin en büyük sürprizi torunda küçük oyuncu Durulkan Çelikkaya’nın hem muzır ve hem sevimli oyunculuğu. Mübadelede dedenin babasını canlandıran Mert Fırat, oğulda Yiğit Özşener, anne de Gökçe Bahadır capcanlı performanslar ile sonraki yıllara miras kalacak bir filme hayat veriyorlar. Görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki her dönemi ruhuna uygun renkler içinde farklı gösteriyor.
Filmde kelime anlamını açıkladığı bol “metaforlu” bir film “Dedemin İnsanları”. 1923’den başlayarak zaman içinde seyircisini dolaştıran, karşı kıyıya zeytin dalı uzatan başarılı bir dönem film. Her yönetmenin Fellini gibi çocukluğunu anlatan bir “Amarcord”u olmalı.
Emin YEĞİNBOY
02.12.2011



