AVATAR: SES VE RENKTEN SONRA YENİ BİR DÖNEM
23 Aralık 2009 13:22 / 3275 kez okundu!
Işıkların yanmasıyla birlikte bir rüyadan uyanıyor seyirci. Pandora gezegeninin cenneti andıran güzelliklerinden bir Na’vi yerlisi olarak geri geliyor. Dahi yönetmen James Cameron, Avatar ile seyirciyi kendinden geçercesine etkilemeyi başarıyor...
YÖNETMEN ve SENARYO: JAMES CAMERON
OYUNCULAR: SAM WORTHINGTON, ZOE SALDANA, STEPHEN LANG,
SIGOURNEY WEAVER, GIOVANNI RIBISI
![]()
Gözün alabildiğine uzanan ormanlar, havada uçuşan pamukçuğu andıran bitkiler, bulutların arasında asılı duran dağlar, gökyüzünü delercesine yükselen ağaçlar ve her şeyden önemlisi doğada yaşayan her canlı ile organik bağ kurabilen Na’vi kabilesi. Yaklaşık üç metre boyunda, sarı gözlü, mavi renkte son derece atletik yaratıklar. Kulağa hoş gelen yerel bir dili konuşuyorlar. Film aktıkça güzellikleri daha iyi anlaşılıyor. Uzun saç örgülerinin içindeki sinir uçlarının yardımıyla çevrelerindeki hayvanlar ve bitkiler ile iletişim kurabiliyorlar.
Değişmez kural tekrarlanıyor, bu güzelliği ve barışı dışarıdan gelebilecek kötülükler bozabilir. Sömürgecilik geninin değişmez taşıyıcısı insanoğlu buradaki barışı da bozmaya geliyor. Bu kez petrolün değil son derece değerli bir madenin peşinde Amerikalılar. Topuyla, tüfeğiyle ateş kusaraktan alt etmek için sabırsızlanıyorlar. Na’vi leri yaşadıkları topraklardan göç etmeye zorlamak ve yer altındaki madeni çıkarmak tek hedefleri.
Hint Mitolojisinde Tanrı’nın dünyadaki sureti anlamına gelen Avatar kelimesi öyküde bir programın adı olarak kullanılıyor. Programda insan beyni ile iletişim kurarak Pandora gezegenine gönderilen laboratuarda karma, DNA-ürünü Na’vi ler kullanılıyor. Yerli halkın güvenini kazanarak onları göç etmeye ikna etmek yanında gezegenin sırlarını araştırmak gibi bilimsel hedefleri olan bir program. Bu işle adını kimsenin artık anımsamadığı bir savaştan yarı felçli olarak dönmüş, eski asker Jack Sully görevlendirilir. Sanal yaşama bağlanarak gezegene gider, gelir. Zaman ilerledikçe kendisini bu kabilenin bir bireyi gibi hissetmeye başlar. Mutluluğu orada bulur. Kendisini eğiten Na’vi prensesi Neytiri’ye aşık olması, Pandora’da gördüğü güzellikler onun gerçek yaşamında tatmadığı mutluluklar olur. Pandora halkını ok ve mızrak ile gökten ileri teknoloji silahlar gelen kendi ırkına karşı örgütlemek kişisel hedefi olur.
Sinema tarihinde yeni bir çığır olan Real-3D teknolojisinin yarattığı olağanüstü güzellikteki görselliğin katkısı kadar Cameron’un dehasından çıkan dünya ve karakterler dayanılmaz bir büyü yayıyor salona. Real 3D olarak adlandırılan Reality Camera System sinema teknolojisinde bugün varılan son nokta. Yüksek çözünürlüklü iki kamera ile arttırılan derinlik algısı IMAX teknolojisi ile de birleştirilerek saniyede gösterilen resim sayısı iki kat arttırılıyor. Ayrıca geliştirilen performans yakalama tekniği ile oyuncunun canlı performansı ve bilgisayar ortamındaki görüntüsü aynı anda izlenip yönetilmiş. Tüm bu teknolojik artıların yarattığı olağanüstü görüntü kalitesi ancak film en az 3-D salonlarda seyredilince ortaya çıkıyor. Imax seyredebilmek ise ülkemizde tek bir salonda mümkün.
Cameron, Amerika’nın sınırsız sömürgecilik hırsını eleştirirken Na’vi ırkı ile Kızılderilileri veya Iraklıları özdeşleştiriyor olabilir. Ellerindeki son teknolojik silahlara karşı ok, mızrak ve doğayı yanına alan halkların savaşı. Amerika için bilinen bir resim. Tanıdık bir temayı yeni bir görsellik içinde son derece ikna edici bir şekilde sunuyor Cameron. Ana temanın ‘Uzayda Kurtlarla Dans’ şeklinde nitelenmesine kulak asmayın, kurduğu büyülü dünyaya girdikten sonra her şeyi ilk kez yaşıyor, görüyor gibi oluyor seyirci.
Sam Worthington, yarı felçli Jack Sully karakterini içine kapanık ve mutsuz dünyalı ruhuyla yansıtıyor. Onun sanal dünyada yakaladığı dinamik Na’vi kimliğinin tam karşıtı. Saldırgan ve ırkçı Albay Quaritch rolünde Stephan Lang, Robert Duvall’ın ‘Kıyamet-Apocalypse Now’ filminin ‘sabah uyandığımda Nepalm kokusunu severim’ deyişiyle ünlü çavuşu Bill Kilgore’unu anımsatan, savaş taraftarı bir performansı başarılı bir şekilde sunuyor. Perde arkasındaki kötü adam Parker Selfridge’i oynayan Giovanni Ribisi, yıllardır yüzüne hasret kaldığımız Alien filmlerinin Ripley’i Sigourney Waever bilim kadını Grace Augustine rolünde filme yakışan oyuncular. Şahsen en fazla Prenses Neytiri’yi oynayan ve film boyu eti, kemiğiyle hiç gözükmeyen Zoe Saldana’yı merak ettim.
Ses ve renk sinemanın teknolojik dönüm noktaları oldu. Bunlara şimdi de Imax-3D eklendi. Bunun getireceği yenilikleri ve ne kadar kullanılacağını zaman gösterecek. Avatar bütünüyle 2009’un açık ara en iyi filmi. Oscar adaylıklarında ön sıralarda yer alması sürpriz olmayacak.
Emin Yeğinboy
20.12.2009



