'SÖZ'SÜZ BARIŞ OLMAZ
23 Ağustos 2011 17:41 / 2019 kez okundu!
Geçtiğimiz Aralık ayında yazdığım “Sözün Boğulması, Yazının Etkisizleşmesi” başlıklı yazıyı “Sözün boğulduğu, yazının etkisiz bırakıldığı topraklarda barış olur mu, eşitlik, özgürlük nasıl sağlanır, yaşanılası bir gelecek kurulabilir mi?” sözleriyle bitirmiştim.
Aradan geçen zaman içinde çok şey yaşandı, yine sözün boğulmasıyla karşı karşıyayız. Bu arada genel seçimler oldu, haksız seçim barajı Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nun çalışmasıysa kısmen aşıldı, 36 milletvekili seçildi. AKP’nin yüzde ellilere varan oy oranıyla tek başına iktidar olmasına karşın, Kürt sorunu ve ülkenin diğer sorunlarının çözümü yolunda kısmen umutlu bir hava oluştu. Seçim dönemindeki blok adaylarının bir kısmının YSK tarafından veto edilmiş olması dahi umutlu olmayı engellememişti. Ardından, seçilmiş Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin iptal edilmesi, seçilmiş tutuklu milletvekillerinin salıverilmemeleri umutlu havayı dağıttı. Siyasetle, Kürt sorunu ve yeni anayasa başta olmak üzere sorunların tartışılması çözümü beklentisi, yerini saldırılara, operasyonlara, ölümlere bıraktı ve Başbakan “sözün bittiği yerde” olduklarını söyledi.
“Sözün bitmesi” ne demek? Sözün yerini silahın alması, sorunların çözümünü silahta, ölmede ve öldürmede aramak mı? O zaman siyasete ne gerek var, seçime ne gerek vardı? Sözün bittiğini söylemek aynı zamanda sözün boğulmasıdır, sözün boğulması, siyasetten vazgeçmektir. Siyaset sorun çözme sanatıdır, çözüm yolu da silahta değil, müzakerede, tartışmada ve sözle iknadadır. Başbakan demokratik açılımı, siyaseti bırakmış, çözümü operasyonda, bombalamakta arıyor. Bu gidişat iyi değil, sözün boğulması, savaş demek, kan demek, gözyaşı demek, ölüm demek.
Sözün bittiği yerde, şiddete, savaşa teslim olma hali yaşanıyor. Toplumun üstüne ölümün, silahların gölgesi düştü, barışın konuşulmasından bile çekinilir oldu. Dikili Barış, Demokrasi ve Çevre Festivali ertelenmek zorunda kalındı. Niyetim bu kararı alanları suçlamak değil, somut örnek olarak belirtiyorum. Festivalde barış konuşulacaktı, doğanın yaşamın sömürülmesi, yaşamın savunulması konuşulacaktı. Her ne kadar, Dikili Belediye Başkanı Osman Nuri Özgüven, “…ertelemenin kararının barışın yara aldığı sürece karşı koyuş olduğunu” söylese de ölümün, silahın gölgesi Dikili’ye de düşmüş oldu, barış ve yaşam konuşulamadı, ertelendi, söz boğuldu.
Bu gidişat, gidişat değil; Başbakan bir siyasetçi, siyaset de sözle yapılır, siyasetçinin sözden vazgeçme şansı yok. Bu nedenle bir an önce sözü, siyaseti geçerli kılmak, bütün milletvekilleriyle Meclisi çalıştırmak gerekiyor, bu konuda herkese sorumluluk düşüyor.
“Dünya Barış Günü” olarak kutladığımız 1 Eylül yaklaşıyor, savaşın sürdüğü yerde barış şarkıları duyulmaz olur. Dünya Barış Günü’nün 1 Eylül mü, 21 Eylül mü tartışmasına burada girmeyi gerekli bulmuyorum, öncelikle acil barışa ihtiyacımız var. Operasyonlar, çatışmalar durmadan, silahlar susmadan, barış temennileri havada kalacaktır. Şimdi “barış hemen şimdi” den daha başka şeyler de söyleme zamanı, sözü etkisiz kılmak, sözü boğmak isteyenlere inat.
Arif Ali CANGI
23.08.2011


