DECCAL - ANTICHRIST

13 Temmuz 2010 12:01 / 1965 kez okundu!

 


KADIN ŞEYTAN MIDIR?
Lars Von Trier’in son filmi ‘Deccal-Antichrist’ filmografisinde çok farklı yerde duracak, her zaman tartışmaya açık duracak. İlk gösterildiği Cannes Film Festival’inde kadın düşmanlığı eleştirileri nedeniyle yerden yere vurulmuştu. Nasıl vurulmasın? Deccal sonuç olarak kadının ta kendisi oluyor. Orijinal adı Antichrist, Vahiy kitabındaki Mesih Karşıtı olarak kadını tanımlıyor. Sonuç olarak bu alt metin yönetmenin de onayladığı bir gerçek.


YÖNETMEN: LARS VON TRIER
OYUNCULAR: CHARLOTTE GAINSBOURG, WILLEM DEFOE

Film üzerine yapılan söyleşide kendisini en fazla etkileyen yazarlardan birisi olan August Strindberg’den bahseder. Stringberg (1849-1912) tüm eserlerinde kadınlar ile sürekli savaşım içinde olan bir yazar olarak tanınır. Ruhsal bunalımlar ile savaşarak yazdığı ‘Cehennem’ adlı romanından etkilenen Trier kendisinin de benzer bir süreçten geçtiğini, bir daha film yapamayacağına dair kaygılar taşıdığı, depresyon ile boğuştuğu bir dönem sonucunda bu filmi gerçekleştirdiğini söylüyor. Von Trier’in ve Strindberg kadın doğası gereği kötü ve yıkıcı bir güçtür söyleminde cehennemlerini birleştirir. Deccal’de kadın ‘ağlayan kadın kandıran kadındır’ derken, Strindberg ‘kadının kötülüğü bilinçsizdir, doğasından kaynaklanmaktadır’ diye yazar.

Deccal siyah-beyaz prolog bölümü ile başlar; Handel’ın hüzünlü bir aryası eşliğinde kendinden geçmişcesine sevişen bir çift, arkada çalışan bir çamaşır makinesi ve yatağının korkuluğunu açan küçük bir erkek çocuk, açık pencereden dışarıda lapa lapa yağan karın birbirine bağlanan görüntüleri sinema tarihinin en çarpıcı görüntüleri arasında yer almaya aday. Daha sonraki görüntülerde çocuk pencerenin önündeki masaya tırmanır ve pencereden düşer. Bundan sonraki tematik dört bölümde yas, kadının terapisi ve terapinin koca tarafından üstlenmesi geliyor. Sakin ve kontrollü bir koca karşısında dengesiz, kendine zarar verebilecek bir kadın profili var. Doğada bir kulübeye giderek, medeniyetten uzak yaşam içinde terapiyi sürdürmeye başlarlar. Baştaki pastoral doğa bir süre sonra yok edici, kaotik bir ortama dönüşmeye başlar. Doğadaki kaos ortaya çıkmıştır. Paralel bir değişimi kadın da benliğinde yaşamaya başlar. Kötüleşir, kocasına zulmetmeye, öldürmeye çalışan kontrolsüz bir kadına dönüşür.

Son yirmi yılın en şaşırtıcı yönetmenlerinden olan Danimarka doğumlu Lars Von Trier geçmişte de kadın karakterlerini yaşamın acımasızlığı içinde çeşitli sınavlardan geçirdi. Dalgaları Aşmak’ta Bess (Emily Watson) kaybettiği mutluluğu ararken seks ve tanrı arasında sıkışıp kaldı, Karanlıkta Dans’da Selma Jezgova (Björk) tüm geleceğini çalan insanların kötülüğü karşısında çaresiz bir kurban oldu, Dogville’de Grace (Nicole Kidmann) kendisini acımasızca sömüren insanlardan intikamını alan bir meleğe dönüşür. Von Trier filmlerinde genelde kurban olan kadın bu kez kötülüğün anası şeytan ile eş değer tutar. Kendisi de filmde eleştirisel yaklaştığı bilişsel terapiyi görmüş. Sanatçıların depresyon dönemlerini sanat eserlerine dönüştürmeleri sık görülen bir vakadır. Onların bu karanlık dönemlerdeki hissiyatlarını eleştirmek ise bizlere düşer. Hele Von Trier gibi seyirciyi şaşırtmayı seven bir yönetmense hiç sürpriz değil. Nereden bakarsak bakalım her sinema seyircisinin hazmedebileceği bir film değil Deccal.


Emin Yeğinboy

12.07.2010

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.