'O BUNU HİÇ BİLMEDİ'

03 Ocak 2010 23:31 / 2899 kez okundu!

 


Sanırım ortaokul yıllarında idim. Siyah-beyaz televizyon ekranındaki genç kız, şarkısını ilk kez söyleyecek olduğundan çok utangaçtı. Sunucu adını anons etti. Şarkısının adı "Haydi şansım"dı ve sahneye davet etti. Ben de hiç bilmediğim bu yüze bakıp, gözlerimi kapattım ve usulca şansın açık olsun diye mırıldandım. O bunu hiç bilmedi. Kızın adı "Sezen"di...

Derler ya, yıllar yılları kovaladı... Sahne ise hayli farklı bu kez...

Hızla ünlenen İzmirli yetenekli şarkıcının, Kavaklar adlı albümünün kaydı sırasında, yine İzmirli olan eşim Nezih Yeşilnil ve Onno Tunç içeride kontrbas kayıtlarına başlamışlar, biz ikimiz de henüz tanışmış ve baş başa oturup birbirimize İzmirli anneannelerimizi anlatmıştık.

Çok sevilen İzmirli anneannelerin, İstanbul’da yaşama tutunmaya çalışan torunları... Ne çok İzmir konuştuk o gün... Ama onu ilk gördüğümde şans dilediğimi hiç bilmedi... Genç kadının adı "Sezen Aksu" idi...

Daha sonraki yıllarda resim ve müzik yaşamımın birbirinden ayrılmaz anlamları oldu. İşte bu sırada, ona vokal yapmam için teklif geldi. Ancak büyük bir hevesle caz söylemeye başlamıştım. Ve o müziği tercih ettiğim için kabul etmedim. Sanırım o bunu da bilmedi... Artık takma adı "Minik Serçe"ydi...

Minicikti oğlu Mithat Can. Minik ayağıyla topunu bana attı, oynamak istedi… Bodrum’da ilk sergimi açmıştım o zamanlar. Topunu onun ayağına doğru attım. Babası yanıma gelip sizi rahatsız ediyor mu diye sordu. Hayır, dedim. Dakikalarca oynadık… Sonrasında başını okşadım ve vedalaştık top arkadaşımla... Uzun yıllar sonra o minicik çocuk, yeni yetme bir delikanlı olarak evimizin kapısını defalarca çaldı, ancak bu kez Nezih Yeşilnil’den notalar ve bilgiler öğrenmek için… Ona coşkuyla top oynadığımız o günü anlattım, çok şaşırdı. Sanırım annesi bunu da bilmedi.

Caz ve resim, birlikte büyüyen ikiz çocuklarımdılar sanki... Menajeri, "Yorgun Şarkıcı" adlı resmimi alıp ona hediye etti... Eminim ki onu, benim yaptığımı da bilmedi... O da resimdeki kadın gibi yorgun ama "çok ünlü" idi...

Ses tellerimde sorun vardı. Ameliyat olmam gerekti. Birçok doktordan sonra sonunda nihayet bu konuda en iyisini bulma şansım olmuş ve ameliyatım çok başarılı geçmişti. Kısa bir süre sonra onun da ses tellerinde sorunu oldu ve ortak dostumuza “şansım” olan doktorumun adını verdim, şans diledim onun için. Her şey düzeldi ve iyi oldu...

Bir gece kulübünde oturduk saatlerce. Sahnede Tuna Ötenel saksafon çalıyordu, Nezih Yeşilnil kontrbas. Şarkı söyleyen Nüket Aruca, masada oturan arkadaşlarımız Onno Tunç ve Yaman Okay henüz bu dünyada idiler. Bu kez bana anne ve babasını anlattı ve daha birçok özel şey… Anlattıkları bana ünü kadar birçok şeyle ilgili kaygılarının da çok büyümüş olduğunu hissettirmişti. Bu beni hayli düşündürmüştü.

Sonrasında bir evde karşılaştık bir gece yarısı. Hayatının çok karmaşık bir gecesiydi. Karmakarışıktı. Yine şans diledim içimden ona.

Sözler yazdım, Nezih’le şarkılar yaptık. Sahip olduğum tek albümün demosunu alan menajeri, onun uzun müddet sabahları benim "Günlerim" diyen sesimle uyanmak istediğini söyledi. İçinde Ege’nin ruhunun güçlü olarak hissedildiği bu şarkının sözleri ve melodisi bana aitti. Şarkımdaki, mandolin, akordeon ve gitar seslerine, sanki hanımeli ve yasemin kokuları da eşlik ediyordu. Sanırım bu kokuları, bu coğrafyada yetişmiş olanlar daha iyi duyabilirdi...

Dolayısıyla, Egeli kızın yüreğinden gelen sesler, Egeli “çok çok ünlü” kızın yüreğine gidiyordu.

Ama ona yıllar önce şans dileyen kızın sesini dinlediğini yine bilmedi...

İşte bu gece yüreğim bunları paylaşmamı istedi.

Ben onun, kaybolan yıllarını anlattığı pırıl pırıl sesini sevdim. Birçok şarkı sözünün içindeki kuvvetli duyguyu... Özellikle de "Küçüğüm"deki düşüncelerini... Zaman zamansa çocuksu hınzırlığını ve yıllar boyu birçok yüreğe ulaşabilmesini, Ege’de bıraktığımız kalplerimizin şarkısını…

Ayrı yollardaydık ama uzun yıllar boyu sesler ve sözler verdik insanlara... Farklı dünyaların dinleyicileri alkışladılar bizleri... Ünvanı pek yüksek, süslü sözler duydu kulaklarımız. Farklı taşlarla bezenmiş, gözle görünmeyen ama onurla taşınacak olan taçlar takıldı Egeden gelmiş, yüreklerimize...

Ancak sonuçta sadece, “Yarelerine zaman zaman tuz diye yakamoz basan ve tek şahitlerinin ‘ay’ olduğu gecelerden gelen, bir ellerinde defnelerini bir ellerinde ise sevdalarını sımsıkı tutmaya çalışan ama kalpleri Egede kalmış” kızlardık…

Kim bilir… Zaman gelir, belki bir gün yollarımız birbirine artık teğet geçmeyip yaşamın bir yerlerinde birleşir... Çünkü şöhret değil sadece “Sanat” güçlü ve koruyucu kanatları altında aynı ya da benzer duygu ve düşünceleri olan insanları sarıp sarmalar.

Ve ben şans dilemeye devam edeceğim... O bunu bilse de, bilmese de...


Ayşegül Yeşilnil
03.01.2010, İstanbul
Dolunay Zamanı
www.yesilnil.com
aysegul@yesilnil.com

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
05 Ocak 2010 15:52

sevin

Merhabalar...

Güne, güzel bir yazı ile başlamak ne güzel..

Beni yıllar öncesine götürdünüz... Sağolun... Ellerinize Sağlık...

Size bir teşekkür edeyim diye yazıyorum bu satırları...

Sezen Aksu'nun haberi olmayan hayranlarından biri de benim... O yıllarda Ağlamak Güzeldir, dedi...

Ağladım... Hiç Utanmadım...

Öyle bir sevgi var ki yüreğimde Sezen'e, kızıma adını koydum....

Sevgiler, Saygılar,

Sevin Doğan

05 Ocak 2010 03:28

Akın Ok


AŞK BİR TARİHİN ADI OLAMAZ MI?

İstanbul duvarlarında gezinirken
Yüreğime yazılan sözcükler
Bunlarla başlıyordu
Ben içime sığmayan isyan kırıntılarıyla
Esenler'den o yarım ay içinde akan
İstanbul yalnızlığında duran yeryüzü çocuklarıyla
Bir hayvanat bahçesi yok diye o ormanı arıyordum
Sanki, büyük bir çınarın yapraklarından gelen toz bulutlarıyla izini sürdüğüm aşk çocukluğu
Aniden fısıltısıyla geldi yanıma
Elimde kağıt mendil, üzerimde kurşun kalem kokusu bir kalemtraş yoktu diye durdu!

Düştü dilimdeki acı mızrabı
Ne kadar türkü söyliyeceğimi
Nerede bozlak olacağımı bilemiyordum
Ama ağıtlar pınarı artık akıyordu yatağında
Ekmeksiz, susuz, tuzsuz, tadsız kalmadığım
O Atışalanın'da yıllar öncesinde yürümüştüm
Sırtımda kitap çuvalları ve yevmiyesi pide olan harçlık yetmişti

Oysa,şimdi o can pazarına düşen memleket gövdesinde
Saçlarında yılların tortusu duran kadın söylüyordu sancısını
Değiştirin şu toprakların kaderini
Okyanusunuzda ne kadar aşk varsa bırakın boğaların boynundan aşağıya insin!
Ve ne olur durmayın artık ne olur diyen gözler serenadını çaldı...

İnsanlığın ellerinde toprak kokusu cennetini ararken
Ben şiirin kılıcında yazdığım sözlerin alkışıyım ya
Bundan sonrası karanfil kokulu yarınların ıslığındadır
Anadolu tarlasından geceye düşen kar taneleri boşuna mı?
İki bin on aralığında,
Sahne emek yıldızlarının tozuyla açılıyor!
Merhaba Ayşegül Yeşilnil merhaba..


Işık saati-Haliç kıyıları
www.birakinoksevdasi.net
akinok@gmail.com
05 Ocak 2010 02:02

dolphin

Böyle mi olur İZMİRİN KIZLARI ????....eteklerindeki mücevherleri teker teker saçarak gönülleri fethederler !!!....yaradılışlarında anlam yüklüdür...birilerine söylenecek sözleri,dinletecek sesleri,görülecek eserleri,okunacak yazıları,seyredilecek duruşları...ve daha neler neleri....taçlandırır yetenekleri her birini kendi kulvarlarında...."TAÇ"lar genellikle İzmir'li kızlarındır çoğu kez her alanda....var bunda bir tılsım...var bunda bir coşku,içtenlik....İzmir zaten bir başka güzel...ve kızları....yasemin kokulu sokaklarında özgürce büyüyen, ailelerine ve geleneklerine sımsıkı bağlı ve dostları tarafından hep destek gören..."BİZ" olmanın,"BİRLİK" olmanın farkında olan ve bunu hep yansıtan İzmirin kızları...Sezeni...Ayşegülü....ve diğerleri....hep varolun ve çoğalın,çoğaltın güzelliklerinizi...paylaşın...yansıtın...besleyin gönüllerimizi.....

(Ayşegül Yeşilnil....ruhuna,beynine,yüreğine,gözlerine ve ellerine sağlık....devam....özletme yazılarını bizlere....sevgiler...)

04 Ocak 2010 01:18

Nejla Baskın

Ayşegülcüm, senin gibi tatlı bir anlatımla hassas ruhunu betimlemişsin yine... Anıları, insanları seven hep gülen arkadaşım, yeni gelen bu yıl ve daima ufkun açık olsun, güzel emeklerinle yine burada ve dışarda melek kalbinle bizi temsil et lütfen, sana en iyi dileklerim jazz dünyasında ve üretken olduğun resimlerinle her zaman mutlu olduğun gibi mutlu ol... Bir de yazılar geliyor, seni üzmeyecek tatlı yoğunluklar diliyorum sana...

Sevgilerimle...

04 Ocak 2010 00:32

sena kara

Ve ben de size her gece dua ve şans diliyorum... tıpkı sizin sezen aksu'ya dilediğiniz gibi...

Dualarımdaki ender insanlardansınız...
kemanımla birlikte sizinle yollarımız muhakkak kesişmeli birgün...
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.