Yemek yapmak ve aşk…

03 Ağustos 2012 13:33 / 1805 kez okundu!

 


‘Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer’ lafı nereden çıkmıştır, kim çıkarmıştır diye düşündüm. Acaba eve her geldiğinde hazır yemek bulmak isteyen kurnaz bir erkek mi yoksa erkeğe karşı en büyük kozunun yemek yapmak olduğunu düşünen insan sarrafı bir kadın mı uydurdu?

İkisinin olabilmesi de muhtemel.

Yine de ne olursa olsun yemek ile sevgi ya da aşk arasında kendi çapında ayarlı bir ilişki kurabilen sözlerimizden biri bu söz. Yemek ile sevgi arasında bir münasebet olduğuna inananlarca da kullanılıyor nicedir.

Yemek yapmayı seven biri olarak iyi yemek pişirmenin -hiç tanımadığınız biride olsa- kalbe sevgiyi düşürmenin yolu olacağına inanırım ben de. Üstelik birinin kalbine giden yolun mideden geçebileceğine inanılacaksa bunun cinsiyetinin olmayacağını da. Yani erkek veya kadın hiç fark etmez, yol yordam da biliyorsa iyi bir yemek ile karşı cinse dair sevgi yolculuğunda epey yol alabilir.

***

Yemek ve aşk arasındaki ilişkiyi düşündüğümde hep iki farklı hâl gelir aklıma benim.

Bir, yemek yapmanın gerçekten aşkına ulaşmak istediğiniz ya da arzuladığınız bir yüreğe aşkı düşürmenin süratli ve cezp edici bir yolu olabileceği…

İki, hakikaten damakta unutulmaz tatlar bırakan yemeklerdeki sırrın, onların yapımına aşksı bir ilgi ve duygunun katılıyor olmasından kaynaklanabileceği.

Virginia Woolf ‘İyi bir akşam yemeği yememiş biri ne iyi düşünebilir, ne iyi aşk yapabilir ne de iyi uyuyabilir’ derken aşk ile yemek arasındaki o uçrak ilişkiye vurgu yapıyor mesela. Woolf’e karşın Harriet Van Horne ise aşk ve yemek buluşmasının daha çok ikinci durumuna değiniyor ‘Yemek pişirmek aşk gibidir. Ya tamamen coşkulu ve kendinden geçercesine girilmelidir işe ya da hiç.’ Dali Lama, Harriet’in sözlerine destek veriyor ‘Aşka ve yemek yapma işine hesapsız, kitapsız kendinden geçercesine girilmelidir.’

Bu cümlelerden de anlaşıldığı üzere yemek ve aşk kelimeleri öyle şans eseri yan yana gelmiş değil.

***

Aşk ile yemek üzerine kurmaya çalıştığım muhabbete itiraz edenler olabilir mi? Ya da böyle bir ilişkiyi çok zorlama bulanlar? Varsa onlara henüz yolun başında ‘peki, aşk ile sanat arasında bir ilişki var mı?’ diye sormak isterim. Tahminim o ki nerdeyse bütün çoğunluk ‘evet’ yanıtını verecektir bu soruma. O halde ben derdimi anlatmaya devam edeyim.

Sanat, eğer duygu ve düşüncelerimizi etkileyen, harekete geçiren bir olgu ise aşk zaten o duygu ve düşüncelerin cümbüşü değil midir? Hele de Thomas Munro'nun deyişiyle "sanat, doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisi’ ise insanın dürtülerinin temelinde oturan ‘yemek’ eylemi nasıl dışında kalabilir ki bu işin?

Şimdi bu önermelerden ‘yemek yapmak da bir sanattır’ çıkarsaması çok mu saçma olacak? Peki, duygu ve düşüncelerimizi etkileyen, harekete geçiren yemek eyleminin, o duygu ve düşüncelerin panayırı olan aşk ile bir ilişkisinin olabileceğini söylemek?

Bence olmaz. Ünlü Fransız aşçı Marcel Boulestin’e göre de değil zaten.

Boulstein ‘Yemek pişirmek kimyasal bir işlem değil, bir sanattır. Kesin ölçülerden çok sezgisel bir kabiliyet ve lezzet duyusu gerektirir’ diyor. Gerçekten sanatı da ortaya çıkarıp, insanın dünyasında önemli kılan o sezgisel kabiliyet değil midir, hani işin hamuru misali.

Beğenilen bütün yemeklerin yaradılış sırrı da işte o sezgisel yatkınlıklarının varlığında gizli bence. Ve güzel bir yemek yapmanın olmazsa olmazı olan sezgisel kabiliyet ve lezzet duyusu en basit tanımı ile bizim ‘aşk ile pişirmek’ deyiminin temel taşları sanki.

Zaten bir bedeni huzurlu bir sevgi veya aşk ile buluşturmasından önce aşk ile piştiğinde güzel olmaz mı her lokmasını zevkten uçuyormuşçasına yediğimiz yemekler?

Çünkü işe aşk ile koyulduğunuz her an hayatın bütün duygu yüklü baharatlarının ayaklanıp bir huşu içinde yürekten akması eylemine dönüşür ‘yemek yapmak’ işi.

Potansiyel sevgiliye duyduğunuz ilgi adeta incecik bir su gibi ellerinize, bıçağınıza, kaşığınıza, tencerenize, kesme tahtanıza hatta sözlerinize, bakışlarınıza sızar öylesi halet-i ruhiye ile yemek pişirmelerde.

Yemeğinizin cezp edici kokusu bir bakarsınız ki hem âşık olmak istediğiniz hem kendinize âşık olmasını istediğiniz kişinin cilveli tenini aheste dokunuşlarla uyarmaya başlamıştır bile. Sonrasında lezzetin dergâhı olmuş yemeğinizin kokusu bir çırpıda onun baş döndürücü kokusuyla kendini harmanlar, karıştırır ve alıp başını giderler birlikte büyüyecekleri bir yerlere.

Onun sadece varlığıyla bile en güzel çeşni olarak katıldığı mutfağınızda büyük bir zevkle yarattığınız şey artık safi bir yemek değildir; bütün duygularınızın kutsal bir şarkıya durduğu görkemli bir ayindir mesela.

O an Tanrı’nın içinize üflediği bütün mucizelerin, sihirlerin, kerametlerin ete kemiğe bürünürcesine mutfağınızda bir bedene dönüştüğünü görebilir gözleriniz. Duygularınızın mutfağınızdan evinizin bütün odalarına, sokağınıza, mahallenize dokunmak isteyen bir şelaleye dönüşüp çağladığını duyabilirsiniz.

Bilen bilir… Öylesi hallerde, yüreğin en derin köşelerine sinmiş cümle duygular kanatlanıp birer çeşni niyetine parmakların ucundan tencerenize dökülür adeta.

İşte bütün o tadına doyulmaz yemekler hep bu hallerdeyken yaratılır. İnanmıyorsanız, bir daha ki sefere daha dikkatli izleyin duygularınızı.

***

Evet, milyonlarcası için basit bir yemek yapma işi olan o mukaddes izzet hali sizi arzuladığınız bir yüreğin karşılık veren coşkusuyla tanıştırmıştır artık. Evrenin bir başka büyük patlamasına doğru ilginizin panayır çılgınlığıyla doludizgin koşmasına sadece sevinin. Çünkü öyle bir trans halinin, eninde sonunda insanı buluşturacağı hal sadece aşkın tadılası amberi olacaktır.

Unutmayın, yemeğiniz pişerken yüreğiniz bir kelebek misali bu âlemden öteye kanat çırpmaya başlamışsa eğer, bilin ki gönül kapınıza dokunan şey ‘aşk’tır. Ve bütün gizemiyle o kapınıza dokundukça, aşk pınarından tencerenize akacak olan sadece daha fazla lezzettir, tadını alın.

Zaten hangi aklı başında yüreğin itirazı olabilir ki lezzet coşkusuyla bocalanmış öylesi bir yolculuğa? Sonra reva mıdır, arzuları hidayete erercesine kanatlanmış bir bedeni cenderelere çekip günahlarını üstlenmenin?

***

Büyük bir mutlulukla yemeğinizi servis ederken aklınızda aşkını istediğinizin yüreğe giden yolun gerçekten mideden geçtiğine inanıyor olacaksınız.

Hele de âşık olmak istediğiniz kişinin ayakları yerden kesiliyormuşçasına ağzına attığı her lokmanın zevkini yüzünde gördüğünüz anlarda.

Olağanüstü, muazzam, büyülü şeylerdir öyle bir lâhzada bedeninizde sezinleyecekleriniz...

Çünkü bilirsiniz ki onun gök kubbenin tepesine dokunuyormuşçasına riayet içinde her lokmanın tadını çıkarırken gözlerini kapatıp ‘işte bu’ dediği an size aşkını ilan ettiği andır aynı zamanda.

Yüreğinizdeki bütün duygular yemeğinizin her çiğnemiyle aşkı düşürmek istediğiniz yüreğe engelsiz akmaya başlamıştır.

Bağırabileceğiniz en kocaman çığlığı atabilirsiniz artık içinizden ‘Hoş geldin aşk...’



Baki MURAT

02.08.2012


Son Güncelleme Tarihi: 04 Ağustos 2012 11:56

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.