Çocuklarıma Mektuplar (2)

19 Mayıs 2010 00:56 / 1804 kez okundu!

 


“Üstün kirlendi” diye ağlardın. “Ağzıma yemek girdi sil” derdin ağlardın, Tuvalete oturmamak için ağlardın. “Evliliği kurtaracak sigorta çocuk” olarak dünyaya gelmediğini ve bakımının "teyzen" tarafından "yatılı" üstlenildiğini öğrenecektim.

-----------------------------------------------------------------------

Sevgili Yalın,

“Yeni Eğitim ve Öğrenme Yılına Merhaba” etkinliğimizde, özellikle gözümün takıldığı arkadaşlarımdan biri sendin. Hepi topu iki buçuk aydır Masallar Ülkesi ailesindesin. Bu sürede kat ettiğin muazzam yolu gördükçe içim içime sığmıyor. Uygun ortamını bulunca serpilip gelişen, doğaya tutunan ve güzelleştiren çiçekler gibisin.

Tam 36 aylıktın seni tanıdığımızda. Seninle ilgili duygu ve düşüncelerimin özeti şuydu: “Kendisi olmasına izin verilmemiş bir çocuk.” Ya da “Yetişkinler eliyle gelişimi bozulmuş – çarpıtılmış bir çocuk örneği.” Evet, aynen bu kanıdaydım.

Yaşadığın koşulların ürünüydün. Bazı takıntılar edinmiştin: İkide bir elinin tersiyle ağzını silerdin. Sanki sürekli kirliydi ağzın. Bunu bir şey yiyip içmediğin halde de yapardın. Eğer bir lokma bir şey yiyecek veya bir yudum içecek olsan, hemen ağzının silinmesini isterdin ya da kendin silerdin.

Her işini başkası yapmalıydı. “Yoruldum” derdin sık sık. Sana adım attırmak meseleydi. Sana yedirmişler, içirmişler, giydirmişler… Senin işlerini senin adına mutlaka yapmışlar. “Anneanne” dediğin teyzen kendisine bırakılan “emanet”in elini sıcak sudan soğuk suya değdirtmemiş. Olabildiğince dar bir alanda ve hayatın karmaşasından yalıtık yaşamışsın ki, Yalın adı yalıtmak şeklinde anlaşılmış adeta. Bazen “gerçekten yoruluyor olabilir mi?” diye sorardık arkadaşlarla birbirimize. Her işini öğretmenlerinin yapmasını isterdin. Ama biz sana “kıydık.” Döküp saçma özgürlüğü tanıdık. Sana kendi işlerini yapmanı önerdik ve teşvik ettik. Sen becerince de övdük.

Emsallerinden ürkerdin, onlarla olamazdın. Güvenli değildin. Bir çocuk yanına yaklaşırsa ağlardın, ağzını silerdin. Çocukların birlikte oynamalarına hayranlıkla bakar ama giremezdin içlerine. Onlar gibi koşuşturmayı onlara bakarak ama onlardan ayrı yerde yapardın. Senden bir yaş küçük, henüz altı bağlanan ve tam konuşamayan bir Emre vardı. Senin yüksek sese karşı hassasiyetini keşfetmişti. Senin yanına gelir, aniden çığlık atardı. Senin çığlık nedeniyle ağladığını görür, izler ve neden ağladığına anlam vermeye çalışırdı.

“Üstün kirlendi” diye ağlardın. “Ağzıma yemek girdi sil” derdin ağlardın, Tuvalete oturmamak için ağlardın. “Evliliği kurtaracak sigorta çocuk” olarak dünyaya gelmediğini ve bakımının "teyzen" tarafından "yatılı" üstlenildiğini öğrenecektim.

Engellenmişlik senin normalin ve alışkanlığın olmuştu. Alışkanlıklarının dışında bir şey yapman istenince ağlardın. O kör kuyudan çıkarılman gerektiğini biliyordum. Çişin kakan geldiği zaman altını bağlattırıyor, bir köşeye çekilip ihtiyacını gideriyordun. Sonra bezin çıkarılıp temizliğin yapılıyordu. İçinden çıkanların akıp gitmesi seni fena halde üzüyordu.

Erkek yetişkinlere yakın davranıyordun. Birkaç gün içinde beni babaya ikame ettiğini anlamıştık. Sanki evde baba modeli yoktu. Birkaç gün sonra gruba katılmaya başladığını, grup içindeyken takıntılarının azaldığını, emsallerin gibi olmaya özen gösterdiğini gözlemliyorduk. Ve müziğe ilgin olduğunu görüyorduk.

Bize geldikten bir hafta sonra anne babanı görüşmeye çağırdık. Seni onlara anlattık. “Derinden kavramış olduğumuzu” ve yapılması gerekenleri fark ettiler. Anne ve babanın okula güvenmesi çok önemliydi.

Anne ve baban rehberliğimizi kabul etmese, bizimle diyaloga girip ortak tutum sergileyemesek, baba devreye girmese, velhasıl yeni bir başlangıç yapamasak; bu denli olumlu ve hızlı gelişme gösterebilir miydin?

Şimdi emsal grubunda sevilen biri olman, güvenle her etkinliğe katılman, yemek sorunu yaşamaman, ağaçlara tırmanman… Hasılı kendin olmaya başlamanı gördükçe, ödüllerin en değerlisini aldığımı(zı) duyumsuyorum. Mesleki duygusal doyum böyle bir şey olmalı.

Seni seviyorum, sımsıcak, yalın çocuk. Gözlerinden öperim.


Muammey öyetmenin

18.05.2010


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
21 Mayıs 2010 01:04

msakaryalı

Link adresi için tesekkürler.
Yazın da link olarak gönderilmeye değer bir yazı gerçekten.
Aslında bir kaç kez fırsat bulduğumda siteye girip çaktırmadan ve senden habersiz bir kaç yazını okumuştum.
Hatta bir sır daha vereyim, benden güzel yazdığını görünce sinir bile olup, "görüştüğümüzde bu adamın benim elimden bir tek çayla kurtulmaması lazım" diye de düşündüm :)
Bu arada... Çocukların kendi benliklerini bulabilmeleri için cinleri, perileri ve öcüleri olmayan bir "masallar ülkesi"nde büyümeleri gerçekten güzel bir fikir. Kutlarım.

Kendine iyi bak.

Metin
20 Mayıs 2010 15:34

Merih Yücel


Minik yüreklere ulaşıp, oradaki yıkıcı kasırgaları durdurabilmek, bilgi, sabır, beceri ve emek ister.

Toplumda hep karşılaşıp durduğumuz nevrotik kişiliklerin pek çoğunun kökeninde, çocuklukda yaşadıkları travmatik

süreçler yatmaktadır. Örneğin ilk yaşında bebeğin anneden uzakta büyütülmesi gibi nedenler bile büyük travmalar yaratır.

Muammer hocam, bir küçük insanı yaşama katmışsınız. Sizi kutluyorum. Ve düşüncelerinizden öpüyorum.

İYİLİKLER SİZİNLE OLSUN.

20 Mayıs 2010 13:49

Masallar Ülkesinde konuğunuz olduğumda oranın çocuklar için minik bir üniversite olduğunu içten anlatımınızdaki heyacandan anlamıştım...

Mezunlarınızın her birinin bir değer olacağını tahmin etmek zor değil.

Bunu anlamak için sizi tanımak, Masallar Ülkesini görmek gerek...

Bazı insanlar vardır, sevgi ve bilgi ile devletlerin yapamadığını yaparlar...

Sağolun Muammey Öyetmenim...

Timur Ugan
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.