Millet-i hakimenin yanlış çocukları ya da sıradan ırkçılıklarımız
06 Ağustos 2014 17:00 / 1942 kez okundu!
5 Ağustos 2014’de cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan, NTV’de çıktığı programda konuşurken bir gaf yaptı. Bu gafla ilgili olarak Twitter’da şöyle yazdım: "#RTE "daha da çirkini bana Ermeni dediler"; Milleti hakimeden gelmeyiz ya, burada kırdığımız pot, sıradan ırkçılıklarımızdan."
Ardından sosyal medyada tartışmalar başladı. İşte o tartışamalardan arda kalan notlarım…
"Gürcü, daha da çirkini bana Ermeni dediler" lafına kızan milleti hakime çocuklarının çoğu sıradan ayrımcılığı ırkçılığı her adımda yapıyor. Örneğin Taksici dilini kırık bulduğu müşterisine sorar; abi nerelisin? Ermeniyim denince: estağfurullah der Offff of! Kendisi Osmanlı torunu ya, milleti hakime geleneğinden düşme ya; yeri gelir kalkar kendiyle aynı bilinçaltına sahip, aynı eğitim tornasından çıkma RTE'yi linç bile eder. Ama "Çingene çalar Kürt oynar" der; "Kürt yer kapıya bakar", "Kürtten evliya, koyma avluya" diyebilir... Herkes bildiğini eklerse epeyi bir liste tutabilir. Ah sıradan ırkçılıklarımız....
Benim RTE’ye tavrımı yeterince sert bulmayan kimi dostlar, “sıradan ırkçılık” üstünden dokundurmalar yaptı. Ben de o zaman daha uzun yazdım.
“Sıradan ırkçılık”, “Sıradan Faşizm” nitelemeleri; günlük dildekinden biraz daha faklı anlamları işaret eder. Teorik temelleri atılmış, bilinçli seçimlerle dizilmiş adımların planlı sonucu olan bir "ırkçılık" ya da "faşizm"i değil de; daha çok halk arasında yaşayan haliyle, gündelik yaşamın bubi tuzakları olarak karşımıza çıkan, geleneklerle, kötü eğitimlerle bilinçaltına kazınmış reflekslerle ortaya çıkan durumları açıklamak için kullanılırlar. Bunlar, sıradan gündelik hayatta, söylemler ve eylemlerle kendini belli eden ayrımcılık, ırkçılık belirtileridir.
Bir başbakan, ülkemdeki azınlıkların mallarının iadesi için hiç atılmamış adımları atıyorsa; ilk kez bir başbakanımız, Ermeni katliamından 100 yıl sonra, tehcire uğramış Ermenilerin torunlarının bugünkü acısını bir konuşmasıyla paylaşıyorsa bunu överim, övdüm de; amasız fakatsız olarak da hepimiz övmeliyiz. Ancak bir kaç ay sonra aynı kişi "daha da çirkini bana Ermeni dediler" muhabbetiyle bilinçaltını açık ederse bunu da eleştiririm, eleştirmeliyiz de. Kategorik Erdoğan karşıtlarından farkım, sıradan ırkçılıklarımızın unutulmasına da, bunları gerekçe gösterip yeni tür bazı linçlere de kapı aralamayan tavrımdır. Ben bu vesileyle başta Erdoğan'a inanan insanlar olmak üzere hepimize ayna tutmaya çalışıyorum. Kendi bilinçaltlarımızla, sıradan ırkçılıklarımızla yüzleşmeliyiz. Bunların geleneklerimizle, politik sistemlerimizle, eğitim tarzımızla ilişkilendirilmesi; bu vesileyle toplumsal bilincin 0,001 mm de olsa ilerlemesini sağlayacak bir farkındalık ortamı oluşturulması önemli.
Muhalefetimi kişilere, partilere indirgememeye çalışıyorum. Daha ilkesel durmaya çabalıyorum. Ne kadar başardığım ayrı bir konudur... Ha bu arada bazılarımız RTE'ye vurmak için yeni bir gerekçe yakalamış olabilir, buna da diyeceğim yoktur. Önemli olan, benim muhalefet tarzım mı daha sonuç verici, yoksa kategorik karşıtlarınki mi, sorusudur. Hangi tarz muhalefet Erdoğan'ı destekleyenler arasında durup düşünme, acaba deme farkındalığı oluşturuyor? Bunu sen söylediğinde Erdoğan taraftarları arasında, "boşver, dinlemeye bile gerek yok, hep aynı laflar, Erdoğan ne dese bunlar bunu zaten diyecek " duygusu uyandırıyorsa, yandın. %50'yi azaltma şansın hiç yok demektir :) Ancak başka biri başka türlü söylüyorsa ve "yahu bu adamın dediğini hemen kulak ardı etmeyelim, bu adam Erdoğan'ın kimi adımlarına destek verdi, hem de kendi camiasıyla papaz olma pahasına; acaba dediğinde haklı bir yan olabilir mi?" duygusunu uyandırdıysan; işte doğru bir muhalefetin ipucunu yakaladın demektir. Öteki tür muhaliflik kolay olanıdır, bu ise zor. Ezberlerimizi sürekli sorgulamayı gerektirir, durmaksızın yeni şeyler öğrenmeyi, kendimizi aralıksız geliştirmeyi şart koşar. Yoksa ben de 30 yıl önceki ezberimizle "ya bizden ya da onlardansın; ortası yok" mantığına kilim serip durumu idare edebilirdim. Siyah ya da beyaz karşıtlığını temel alan politikalar yerine; gri alanların gelişmesi için yıllardır yaptığım gayret (www.izmirizmir.net ; www.nilinci.com) ya da başka güzel gri alan projelerine mütavazı katkılarım (www.tkmm.net ; www.dusuncesuclarımuzesi.com) işte bu yüzden.
Gri alanlar ne kadar çoksa bu o kadar demokrasi demektir, o kadar nefes alma demektir. Ötesi diktatörlük... Burjuva diktatörlüğü ya da proletarya diktatörlüğü... Ha anlıyorum, diyorsunuz ki demokrasi son tahlilde burjuva diktatörlüğüdür. Evet, SON TAHLİLDE!.. Kardeşim, yol arkadaşım, yoldaşım; son tahlilde hepimiz ölmüş olacağız ve bizim basit hayatlarımız hep o SON TAHLİLden önceki parantezin içinde harcanıp gidiyor. Yani küçümsediğin demokrasinin kazanımlarını, geçmişte bu uğurda mücadele etmiş milyonlarca işçi, emekçi, aydın, demokrat, sosyalist ve komüniste borçluyuz. O kazanımlar ki, onların "son tahlil"den önce yapabildiği her şey demektir. Haydi dostlar, gri alanları büyütelim. Olumlu ve olumsuz eleştiriye devam...
İlhami MISIRLIOĞLU
06.08.2014, İstanbul
Bu yazımdan yaklaşık 3 yıl sonra eklenen NOT: 3 yıl sonra, RTE'nın konuşmasının videosunu daha dikkatli, bir kaç kez dinledikten sonra aynı konuda başka bir yazı yazmışım. İki yazının da ortak noktası RTE'nın hakkını yememe çabasıdır. Ancak ilk yazılanda toplumun bir kısmının ön yargıyla düştüğü kategorik karşıtlığa yanlış algı nedeniyle ben de ucundan yakalanmış olarak görünmekteyim. Yazıyı düzeltmek yerine, ikinci yazının linkiyle birlikte okunmasını tercih ettim.
http://www.izmirizmir.net/ilhami-misirlioglu-affedersiniz-ermeni-iftirasi-uzerine-y4529.html
Son Güncelleme Tarihi: 09 Ağustos 2014 20:53



