Kente Sivil Dokunuş - 3

16 Haziran 2013 09:48 / 2221 kez okundu!

 


Bir güne ne kadar çok şey sığdı...

Gezi direnişçileri kazandı, sevindik; Mandela öldü üzüldük (sonradan yalanlandı, sevindik); İran'da reformcular kazandı, sevindik; Parka polis yeniden saldırdı, kahrolduk!

Sivil direnişler taktik hataları kaldırmıyor, devlet ise taktik hataları affetmiyor. Devlet, Gezi Parkı'nda kibirli davrandı kaybetti; direniş, akıllı taktiklerle kazandı. Ancak direniş yönetimi hükumetin sarsılmasını, hatalarını ve bir tür geri çekilmesini, yanlış değerlendirmemeli, üstüne üstüne gidilecek bir zaaf olarak görmemeliydi. Elde ettiği kısmi de olsa başarıyı korumak için direnişin sona erdirileceğini hemen ve açıkça ilan etmeliydi. Bunu yapmadı, içindeki dengeleri düşünürsek belki de yapamadı. Ancak yanlışı da söylemezsek biz yanlış yaparız. Üstelik bunu söylemenin de geci erkeni olmamalı.

Özetle direniş yönetimi fazlada ısrar etti, geçmiş başarısına dev aynasından baktı, yani "kibir yaptı" ve kaybetti.

Ama bu durum Gezi'deki karşı duruşun meşruluğunu gölgelemez; devletin zor kullanımının meşruiyet sınırlarını zorladığı gerçeğini de...

Direnişçinin kibri, taktik hatası bir yerde küçük çaplıdır, bağışlanır; devletin aç gözlülüğü, kibri ve şiddetseverliği daha zor bağışlanacak ve ne yazık ki bu gecenin etkisi, yansımaları kuşaklar arasında duvar oluşturacak, uzun zaman unutulmayacaktır.

Pirus Zaferi hayırlı olsun!

Hükûmetin eli gaz tetiğindeki iğrenç tavrına yazıklar olsun, ona göz göre göre fırsat veren direniş yönetiminde ağır basmış maksimalist yaklaşıma da acı bir ders...

Gezi Direnişi, kimi yöneticilerinin politik aç gözlülüğüne rağmen unutulmayacak! Kente yapılan bu tarihi sivil dokunuş ne yazık ki derin bir yara aldı. Üzgünüm.

Gezi Parkı'nin "kurtarılması" ise Ak Parti için bir Pirus Zaferi olacaktır! "Yendim" dediği yerde bir süre sonra "yandım" diyecek; en yendiği noktada aslında yenilecek! Kürt barışması gibi muazzam bir projeyi başlatmış; "avukatımı bekliyorum" ya da "susma hakkımı kullanıyorum" gibi, bizim geçmişte sahip olamadığımız haklara kavuşulmasını sağlamış bir hükûmetin, bu akıl dışı politikayla kendini derinden yaralamasına da, üzgünüm!


Demokrasi, örgütlü sabır yönetimidir

Direniş yönetimi sabırsızlık yapabilir, maksimalist de olabilir; ancak devlet tavrı "sabır, sabır, sabır!" olmalıydı. Demokrasi, örgütlü sabır yönetimidir! Sabretmeyen kaybeder. Kimsenin zafer kazanmadığı çözüm doğru çözümdü. ZAFER peşinde koşan yanılacak, kazandıkları sadece Pirus Zaferi olacaktır. Bırakalım Ak Parti yarın bu ZAFERi İstanbul mitingiyle kutlasın. Başbakanı, Pirus Zaferiyle gerçek anlamda baş başa bırakmak en doğru çözümdür. "Gelin, toplanın, haydi Taksim'e" sloganları olası bir RİCAT için çağrı gibi duruyor. Bu, tuzu kuru biçimde oturup, insanları kırılmaya davet etmektir.

Militarizmi birlikte sevmeyelim (ki bazılarının anti-militaristliğinden epeyi kuşkuluyum) tamam da, "barikata" çağırıyorsan, sokağa eyleme çıkıyorsan bazı şeyleri bileceksin! Kabul edelim ki akıllı geri çekilmede gecikildi ama bu dağınıklıkta yarın için eylem çağrıları bir tür cinayettir! Geniş yığınları politika dışına düşürmek, savaşa sürmektir, polisin, devlet şiddetinin tuzağına düşürmektir. Yarın için eylem çağrısı yapmak, insanları polisin en sevdiği alana sürükleyip kaç-kovala kısır döngüsüne mahkum etmektir.

Şiddetsiz direniş, devletin en korktuğudur çünkü o buna alışkın değildir. O yüzden barikatları sanalda oluşturmalı, yüreklere kurmalı. Bırakalım yarın hükûmet, ona kendi yanlışlarımızın da katkısıyla altın tepside sunulmuş "ZAFER"inin tadını çıkarsın. Bilelim ki o geçici tadın kekresi ancak politika ile sağlanır. Egemenlerin en korktuğu barikat politik barikattır çünkü onu aşmak çok zordur.

Sabır, sağduyu ve öfke kontrolü, şu an bize en lazım olandır. Yalancı dostlardan, keskin dev-i-rimcilerden uzak durmanın zamanıdır.


Yüreğimiz yansa da kendimizi eleştirmek acildir!

Kimi dostlar sosyal medyada sıcağı sıcağına yazılanları erken buldu, kimileri susmamızı "emretti". Hatta bazı dostlar "oyun"a geç katıldığımı, eyleme başta destek vermediğimi bile ima etti. Dostların iması elbette daha yaralayıcı ama bereket ki yazdıklarımız ortada. Yanlış algılarından dolayı sonradan eminim iyi niyetli olanları utanacaktır. İlk günden beri tavrımı www.izmirizmir.net 'den, Twitter'dan da izlemek mümkün. "Oyun"a herkesten önce girdim, her "an"ında bulundum.

Gençlerin bunu nasıl yaptığını anlayamadıklarını, onları gözden kaçırdıklarını belirten dostlara da hiç sevmediğim halde anımsatmalıyım ki, ben bunu kaçırmadım.

35 yıl önce de herkes gençlik örgütlerine, sendikalara açık, gizli partilere yönelirken; ben bir ismi ve defteri olan 8-10 ortaokul grubu kurmuştum, yönlendirici ağabey ve ablalarla tüm gruplar ayda bir fuarda "piknik" yapıyorduk. Organize ettiğim liseli toplantıları için Yapı-Sen, Bank-Sen ve sonra Maden-İş salonları yetmez oldu. İGD'nin 1978 sonrası İzmir ve Ege'deki dikkati çeken yükselişinde elbette başka faktörlerin yanında bunların da payı vardı. Özetle, buralardan geçmiş bir İlhami, son 6 yıldır sözlüklerde hala gençlerle birlikte çalışmayı başarmışsa, gençlerle içi içe olmuşsa; Taksim Gezi Direnişi'nde gençlerin özel bir rolde olmasına da şaşırmayacaktır. Kasığımdaki platin nedeniyle Gezi'ye gidemesem de farklı nitelikte ve farklı cenahlardan 5-6 gençle doğrudan bağlantılı olarak eylemin bir tür içinde gibi oldum. Ayrıca Twitter sayesinde de daha geniş kesimlerle diyalog ve karşılıklı etkileşim içindeydim. 35 yıl önce gizli radyolar ve kibrit kutusundaki "Atılım"larla teknolojiden en iyi yararlananlardandık, bugünün sunduğu olanakların en ortasında olmamak sadece ayıp olurdu.

Son 3 yazım buna tanıktır. 3 haziran tarihli yazım ise zaten 31 Mayıs itibariyle Twitter'daki notlarımı da içermektedir. http://www.izmirizmir.net/ilhami-misirlioglu-yz18.html


Ne Yapmalı?

Başbakanı ve partisini, zorla dağa ittirilen Kürt gencinin örgütüyle -doğru olarak- müzakere yaptığında akil deyip övelim; Gezi'yi gençlerin başına yıkanın akılsızlığını yerelim.

Akıllı geri çekilmeyi bilmeyen bir süre sonra ricadın tadına bakacaktır, bu iki taraf için de geçerlidir, en çok da devletlu kibirciler için. Ancak biz yine de, tam da bu yüzden, kalabalıkları yeni eylemlere çağırmaktan vazgeçelim.

Gezi parkı Direnişi meşrudur. Bu yüzden onun meşru zemindeki başarısının el birliğiyle örtülmesine içerliyorum. Elde ettiği başarının tadını çıkarma fırsatı verilmeyen gençler elbette eylemi akıllıca bitirmeyi başaramayan maksimalist yöneticilerini eleştirmelidir. Gerçek mağdur olarak geri çekilmeli, muhasebe yapmalı, sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmalıdır. Polisin yaptığı tüm müdahaleleri lanetlemek ancak o zaman tam hedefine ulaşabilir.

Üstelik bu mücadele başka alanlarda ve elbette yine şiddet olmadan sürdürülecekse, bu şarttır da.



İlhami MISIRLIOĞLU

15.06.2013


Son Güncelleme Tarihi: 17 Haziran 2013 14:15

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.