Günahlarımızı Çok Sevmemiz Üzerine Bir Deneme
20 Haziran 2012 23:40 / 2071 kez okundu!
Geçmişte eski yoldaşlarımla birlikte bulunduğum bir grubun (butarihtesendevarsin) o sıralarda yaşadığı hayal kırıklığını görerek düşüncelerimi ve önerilerimi yazmıştım. Hem taşa sarıp sitenin bahçesine atarak (dosya / file ekle bölümüne) hem de kılıç kalkan dansına (mesajlarla birbirini yaralama işine) uyarı amaçlı olarak da olsa, geç de olsa katılarak. Bu grupta hala belirli dönemlerde tekrarlanan sorunları gördükçe, diğer benzeri gruplardaki sorunları da duydukça, bu eski yazımı yeniden anımsadım. Sonunda yazının hala işe yarayacağına inancım nedeniyle onu güncelleyip paylaşmaya karar verdim.
İlk baştaki yazıyı yazarken, 30 yılı bile zamandan saymayan kardeşlerimi gördükçe, aslında hiç bir şey ve hiç kimse için geç kalınmış değil, diye düşünmüştüm. Gruba yeni katılan arkadaşların bir kısmının o sırada sandığı gibi ben en başından beri “suskun” değildim. Sitenin bahçesine, taşa sarılmış kağıtlar attığımı da duyurmuştu zaten dikkatli kimi arkadaşlarım. Ama gidişatı görmenin, olabilecekleri kestirebilmenin dayanılmaz ağırlığını yüreğinde duymak, yeterince duraklatıcıydı... Hele işin başında yaşanmış şanssız bir iletişim kazası, beni klasik biçimde gruba durmadan yazı eklemekten uzakta tuttu.
Buna benzeyen diğer kimi gruplarda olduğu gibi, benim grubumun da, bir yıl uyukladıktan sonra en beklenmedik zamanda şahlanması ve çok kısa zamanda çözülmesi hepimizi düşündürmeli.
“Devrim” başarmış kadroların önce birbirini temizlediği dünyada, 30 yıl sonrasında bir avuç kişinin birbirlerini ve kendilerini bu denli yönetemez oluşu bizleri daha derinden sarsmalıydı. Bize “bunlar bir de toplumu yönetme, düzene sokma gibi büyük iddialar taşıyorlardı, hallerine bakın, iyi ki yanlışlıkla başa gelmemişler, halimiz yaman olurdu” deseler, ne diyebilirdik?
Peşrevi çabuk geçiyorum. Gruplardaki inişler çıkışlar, heyecanlanmalar sonra da kavga edip ayrılmalar, genellikle benzeri sebeplere dayanıyor, benzeri sonuçlar oluşturuyordu. Bizim o sıradaki deneyimimiz gösterdi ki:
1. Birbirini incitmeden konuşabilmeyi birincil meselemiz kılmayı başaramadık;
2. 30 yılın sorunlarını çözmeyi 2 aya sığdırmaya çalışmayı ise mesele bile saymadık;
3. Çözüm ortamı olarak e-groups’un sınırlarını zorlamak çok doğru değildi. Bizler özünde e-groups, forum, sözlük, dayanışma fonu, vakıf-dernek, politik parti oluşumlarını birbirine karıştırdık. Bir siteden tümüne ait sonuçlar istedik, bu olamazdı, olmadı da. Oysa:
a. E-groups: iletişim amaçlıdır.
b. Forum: Düzgün, kurallı tartışma amaçlıdır.
c. Sözlük: Eğlenme, öğrenme, bilgilenme, tartışma, arşivleme amaçlıdır.
d. Dayanışma Fonu: Belirli bir amaç için zaman zaman ya da süreklilik taşıyacak biçimde parasal bir kaynağı oluşturma, geliştirme amaçlıdır.
e. Vakıf: Bir amaç için bir parayı ya da gayri menkulü değerlendiren kurumdur; dernekler yasasının kısıtlayıcılığından dolayı bir dönem dernek yerine bolca vakıf kurulmuştur. Esas olarak işleyişi demokratik değildir. İşlevsel olarak da zaten olmamalıdır.
f. Dernek: Ortak bir amaç şemsiyesi altında yanyana gelmeyi başarmış kişilerin, demokratik bir işleyiş içinde etkinlikler yaptığı kuruluştur. Geçmiş dernekler yasasının kısıtlayıcılığı AB süreci dolayısıyla gevşemektedir.
g. Politik Parti: Dar ya da geniş politik amaçlar çevresinde, siyasi partiler yasası çerçevesinde (çerçeveyi kabul etmeyenler de olabilir elbette) birleşmiş insanların örgütlenme biçimidir.
4. “butarihtesendevarsin” grubunu acaba yanlış mı tanımladık? Grubu kimler oluşturuyor? Geçmişinde kimi politik partilerin saflarında bulunmuş olanlar; kendine ve arkadaşlarına saygısı dolayısıyla geçmişinin önünde saygı duruşunda bulunanlar; “düzgün” bir politik partiyi özleyenler; bunu eskinin nostaljik sokaklarında arayanlar; geçmişinde kimi gençlik, kadın, öğretmen vb. derneklerde çalışmış, oda, sendika vb. mesleki örgütlenmeler içinden geçmiş ve yeni tür bir örgütlenme arayışı içinde olanlar; acaba şu anki duruma vakıf örgütlenmesi uyar mı diye düşünenler; yardıma ihtiyacı olanlar için parasal vb. destek arayışı çabaları karşısında, acaba bir dayanışma fonu mu oluştursak diye kafa yoranlar; bir yandan da eğlenceli yazılarla ortak hayatı çekilebilir kılmaya çalışanlar; öğrenme ve öğretme amaçlı yazılarla bir bilgilenme ortamı oluşturmaya uğraşanlar; acaba bu yazılanlardan bir arşiv oluşsa, bir kitap çıksa ne iyi olur diye kaygılara girip, kimi görevlendirmeler yapanlar; kimi zaman dikkatli kiminde ise özensiz üsluplar kullanılsa da, üstünde anlaşılmış kurallar olmasa da geçmişin ve bugünün kimi sorunlarını Forum tarzı yazılarla tartışmaya uğraşanlar; 30 yıl sonra birbirini bulmuş eskinin yoldaşlarının, “buradan acaba gerçek dostluklar, arkadaşlıklar çıkar mı?” sorularını kafalarında taşıyıp, geçmişteki kendi yaşamlarının da önemli bir bölümünü temsil eden bir elektronik grup ortamının iletişim biçimine uyum sağlamaya çalışanlar…
Görüldüğü gibi hepsini dile getiremediğim halde grupta bu kadar çok beklenti vardı. Bir e-grup olarak “butarihtesendevarsin”ın bunların tümünü taşıması beklenemezdi. Taşıyamadı da...
Emeğimizin silinip uçmasına izin mi vereceğiz?
Durum böyle… “İlk taşı günahsız olan atsın” denir ya, sitenin içine attığım kimi yazılarımı "kağıttır, uçmasın" diye taşa sarmıştım, "umarım kimseye çarpmamıştır çünkü eskiden yoldaşlık yaptığımız bir arkadaşa ilk taşı atacak kadar günahsız değilim!" diye düşünmekteydim.
Durum düşündüğüm gibi çıkmayınca, tavşan dağa küsmüş misali suskunluğu ilk seçen olmuştum, sitede benimle ilgili olarak yaşanan tatsız bir olaydan dolayı...
2 arkadaşım, İzmirizmir.Net sitesinin kuruluş haberinin verilmesine ve sitede (ortak bir gecemizden çekilmiş) bir iki fotoğrafın yayınlanmasına tepki göstermişti. Mesele benim kendi kurduğum "bir sitenin, kaba propagandasını yapıyor olmak ve bunun için de 'butarihtesendevarsin' sitesini kullanmak" biçiminde tartışıldı ne yazık ki...
Oradaki tartışma ve dil meselesi, sonraki iki ay boyunca yaşananlara ve bugün gelinen noktaya da ışık tutucu olabilir. Seçilen üslup beni gerçekten acıtmasına rağmen, ben yaklaşımımı başka bir mektupta ortaya koymuştum ve bu iki arkadaşıma da özel bir kırgınlık sürdürmedim. Ancak tadım kaçmıştı. O günden sonra da sitedeki klasik mail trafiğine katılmak anlamlı gelmedi bana ve hiç yazmadım ama siteyi izlemeyi sürdürdüm.
Aradan geçen 5 yıldaki iç gelişmeler ne yazık ki beni doğruladı. www.izmirizmir.net sitesinin geldiği boyut da herkesçe zaten biliniyor artık.
Gruba o sırada eklediğim mektup ise oradaki ani yoğunlaşmanın hemen öncesine denk geldiğinden çoğu kişinin gözünden kaçtı. Oysa orada yazdığım yazıda Hacı Bektaş Veli ve Mevlana’ya ilişkin kısacık bir öykü vardı ki, grubumuzun şimdiki haline bakıp aslında onu bir daha yazmak anlamlı olacak...
Eski yoldaşların birbirlerine düşmeye devam etmesi farklı zamanlarda, farklı ortamlarda süregeldiği için, önerilerim şöyleydi:
a. Böyle bir durumda, birbirini incitecek yaklaşımları bir an önce durdurmak şarttır;
b. İçerik ve biçim meselesinde, biçimin bazen her şey olduğu noktalardan geçilir, tam o noktada olabiliriz. Eğer biçimi tartışmaz ve biçim üstünde uzlaşmayı başarmaz isek içerik asla konuşulamayacaktır. Bu nedenle sonda anlatacağım Hacı Bektaş – Mevlana meseli bize yol gösterici olabilir. Buna göz attıktan sonra herkes dönüp çeşitli gruplarda yazıp çizdiklerini tekrar okursa, nasıl iyi niyetle bir üslup katliamı yaptığımızı daha iyi anlayacağız.
c. “butarihtesendevarsin” grubunu iletişim, maddi ve manevi dayanışma alanıyla sınırlamak doğru olurdu; bu grup, kimsenin kimseyi dışına düşürebileceği bir yer olmamalıdır. Eğer öyle olursa bu, grubun varlığını tartışmalı biçime getirir. Vakıf, dernek gibi şu aşamada yeni güçlükler getirecek yollara girmek yerine, basit ama şeffaf bir yolla işleyecek bir dayanışma fonu, hem doğru olur hem de kendimize olan güveni arttırır. Dayanışma fonu da “butarihtesendevarsin” şemsiyesi altında başladı, böyle sürebilir. (Ki süreç içinde bir grup kararlı arkadaş, bu dayanışmayı daha organize biçimde sürdürmeyi başardı.)
d. Politik tartışmalarımız için FORUM tarzı bir site açmak ve buradaki işleyişin kurallarını oluşturmak doğru olur; bu tartışmaların ne kadarını herkese, ne kadarını içimize dönük yapmak istediğimize yine kendimiz karar verip, izinler hiyerarşisiyle Forum’da değişik seçenekler yaratabiliriz.
e. Eğlenirken objektif bilgilenme, bilgilendirme ve arşivleme çalışmaları için SÖZLÜK tarzı bir site açmak son derece yerinde olur; bir kaç kurbanın sırtına yüklemeden ortaklaşa bir çabayla oluşturacağımız sinerjinin, nasıl yararlı sonuçlar verebileceğinin, inanamayacağımız ürünler ortaya çıkaracağının en güzel kanıtı bu sözlük olabilir. Bu amaçla oluşturulan www.sozlukege.com sitesi, kararlı bir grubun sabırlı çalışmasını hala bekliyor.
f. Gruptaki tüm arkadaşların bu üç site arasında seçim yapması gerekmiyor ama seçim olanaklarının da olduğunu bilmeleri, belki özgürlükçü bir tavrın rahatlatıcı sonuçlarını grubumuza yansıtabilirdi. Tek tip üniformalardan arınmış kişilerin, klasik hiyerarşilerden uzakta, yatay ve işlevsel işbölümü esaslı yeni tarz çalışmasıyla, herkes, kendini en iyi hissedebileceği alanlara yönelebilir.
g. “butarihtesendevarsin” dışında, bu iki site, yine arkadaşlarımızın çoğunluk kararı ile kendi dışımızdaki politik gruplara da açılabilirdi. Böylece diğer grupların yaptıklarına sadece uzaktan özenmek yerine, yaratıcı girişimlere önderlik ederek onların özeneceği işler yapma şansını da yakalamış oluruz. Üstelik küçük kağıttan kayıklarımızı, minik leğenlerimizde yüzdürme avuntusundan, kolaycılığından ve boğuntusundan çıkıp, kimimizin zaten yapmakta olduğu gibi okyanusta hayatın gerçekleriyle boğuşacak tekneler üretmek aşamasına böylece daha kolay geçebiliriz. Bunu, sağımızdaki, solumuzdaki, dirsekleri hem geçmişte hem şimdi bize değenlerle birlikte yapmak ise zaten kaçınılmazlık değil mi?
h. Tüm bunları yaparken, gidenleri acelecilik veya üstencilikle suçlamak, kalanları kutsamak yerine gerçek nedenlere eğilmek doğru olur. Yoksa her ayrılan kişiyle arındığını sanan eskinin kutsal davacılarına çarçabuk dönebiliriz. Üstelik bilelim ki bu tür siteler civarında elinde bidon ile yakalanmış birkaç şahsın varlığı da her zaman biliniyor. Bu tür gruplarda, neden yangına körükle gidilmemesi gerektiğini de böylece anlamış olabiliriz. Her ne kadar o arkadaşlar hep, bidondaki nesnenin masum bir kolonya olduğunu iddia etseler de…
i. Birbirimizi eleştirelim ama ilişikteki mektubumda dile getirdiğim biçimiyle Mevlana’nın, Hacı Bektaş’a ya da Hacı Bektaş Veli’nin Mevlana’ya yaklaşımından örnek alalım.
j. Uzaktan gazel okuduğumu biliyorum, tıpkı sesimin kötü olduğunu bildiğim gibi… Yine de önerdiğim konuların arkasındayım. Elini taşın altına koymak, samimi yardım isteklerine açık olmak anlamındadır söylediklerim.
Dağa küsmüş günahkar tavşanın güncesinden, kendisine yönelik son not
Yeni günahlar için bayrak yükselten olma;
günahları, sevapları kendi ruhunla tartış,
felsefeyi doğru yüceltenlerle birlik ol,
felsefenin sefaletine kanma,
felsefecileri (Farabi’yi, İbni Sina’yı) ilk örgütlü kötüleyen İmam Gazali’ydi,
İbni Rüşd’ün özgür aklı, iyiliği yetmedi meşru şeytanlığı silmeye;
yere çaldığımız Rüşd’ün bayrağını Avrupa dalgalandırdı,
biz modern oryantalistler, aydınlanmacı rasyonalistler kaldık
ve bilmeden İmam’ın çizgisinde oyalandık bin yıldır,
üstelik ona karşı yürümekle en meşhur olduğumuz yanılgısıyla.
estetik ve felsefe, özgürlük ve sorumluluk, iyimserlik ve çevre;
sonuçlarını arının balı, karıncanın yoluyla ortaya koy,
iç güdüden öte bir şey isen, alçak gönülle arada sına kendini,
başarınca arkadaşlarından bil, olmayınca özünü yokla!
Sevgili dostlar, tarihimizden isterseniz kan çıkarabilirsiniz, isterseniz gül; ben izninizle ikinci yolu seçeceğim.
NOT/ Bir arkadaşın eleştirisine 5 yıl öncesi verdiğim yanıttan alıntılar ve bugüne ait küçük notlar:
İGD’mizin, geçmişteki onurlu duruşunun www.izmirizmir.net içinde en özenli yerde tutulmasının benim için ne derece önemli olduğunu anlatmaya bile gerek yok. Bu çabamın, "Bu tarihte sen de varsın" sitesinden daha az soylu amaçlara yönelik olduğunun söylenmesi, en hafif deyimiyle ima edilmesi bile, insaf ölçülerini aşar, beni gerçekten üzer, bu özel çabaya karşı da haksızlık olur. Herkes kendi ölçüleri, kendi düşünce yapısı içinde politik yaşama katılmanın yollarını arıyor. 10 yıldır Tarih Vakfı içinde, bir yıldır da www.ercis.net içinde verdiğim mücadeleye sadece göz ucuyla bakmak bile, eski bir arkadaşınıza haksızlık yapmamak için yeterli olabilir.
Umarım çok yakın bir gelecekte www.izmirizmir.net, tüm demokrat, duyarlı, dürüst insanların, medya dünyası içindeki en aydınlık seslerinden olacaktır. Bundan hepimiz büyük gurur duyacağız, duymak da hakkımız. En azından bir çoğumuzun çocuğu, orada eminim ki bizlerden daha aktif olacaktır. (Çocuklarımız burada yazmaya başladı bile...)
Ayrıca “bu tarihte sen de varsın” ile www.izmirizmir.net sitesinin karşı karşıya imiş gibi algılanması yanlış olur. İkisinin yerleri, işlevleri çok ayrı. Eğer başarılı adımlar atabilirsek, inanıyorum gelecekte iki sitenin örnek ilişkisi ancak “sinerji” kavramıyla açıklanabilecektir... (ne yazık ki bu pek olamadı)
Akvaryumda yetişmiş kimi balıkların, denizlerde de başarılı olabileceğine inanmak
Sonuç olarak, kendimizi sadece bir akvaryuma hapsetmek yerine -ki benim için o da inanılmaz derecede anlamlıdır ve bu nedenle başından beri içindeyim ve kendi tarzımla da aktiflik göstermekteyim- gücümüzü, aklımızı, enerjimizi yeni girişimlere de açık tutmak doğru olmaz mı? Kocaman İzmir denizi var önümüzde… Gerçeğin tekeli hiç birimizde değil. Bu ülkeye, bu topluma, kendimiz, geleceğimiz, çocuklarımız için yapabileceğimiz katkıların, daha geniş ve etkin ortamlara bu biçimde de taşınabileceği fikri, üstünde düşünülmeye değmez mi?
Bu konuda sevgili arkadaşlarımdan moral desteği, anlamlı mesajlar, belki kaliteli katkılar beklemek biçimindeki umudumu da aslında hala koruyorum. (Bereket 5 yıl içinde bir kısım arkadaşımdan yüreklendirici yaklaşımlar gördüm. Bir bölümü de yazılarıyla sürece omuz verdiler.) Yaşadığımız günlerin güçlüklerini görüyorum. Kendi aramızda da yaşanan - bir çoğu gerekli olmayan- ama anlaşılabilir sorunların, çekişmelerin farkındayım. Bunları yok sayarak aşamayız ama birbirimizi kırmadan, üzmeden tartışmanın da yolunu bulabiliriz, galiba buluyoruz da.
Sadece şunu unutmayalım ki, bizim küçük dükkanlarımızın dışındaki dünya, sandığımızdan da büyük ve bize kimi zaman çok önemli gelen sorunlar ise, sanıldığından da ufak ve hatta büyük çoğunluk için anlamsız. Bize düşen bu büyüklük içinde anlamlı, doğru, tutarlı noktalar, güvenilir ortamlar yaratmak; bu ortamlarda birbirimize sırtımızı dönebilmek, bunu yaratmak için uğraşırken de birbirimizi gerekirse eleştirmek ama tutarlı kalmak.
Birbirini incitmeden, belki yücelterek eleştirmek konusunda, Anadolu toprağında örnek alınacak harika isimler var. Kimilerimiz yanlış kaygılarla bunlardan biraz kendini uzak tutsa da, bilincimizin ve bilinçaltımızın davetsiz misafirleridir onlar. İzninizle geçmişin bir ilginç anektodunu, örneklik gücü nedeniyle aktarmak isterim:
Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.
O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli: - 'helal değildir’ diye bu kurbanı geri çevirir.
Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır. Mevlana ise, bu hediyeyi kabul eder.
Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar. Mevlana şöyle der: - Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhı’na gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar. Hacı Bektaş da söyle der: - Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.”
Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini eleştirirken bile, yermek yerine yüceltebilmeyi becerebilen, gönlü okyanus kadar geniş ve derin insanların geçmişimizi oluşturmasından gurur duyan ve onları örnek alan bir toplum olmak ne kadar güç biliyorum. Ama geçmişte yaptığımız kimi işler de, bugünden bakıldığında çok güç görünmüyor mu?
Bugün ise, yeni girişimimiz, İzmir’in zenginliğine mütevazı bir katkı yapmak için sanal bir kardeşlik vaadi, belki içi doğru biçimde doldurulabilir bir uzay boşluğu sunuyor bize. Geçmişin aslında bir çeşit geleceğimiz olduğunu biliyorsak, galiba sadece çocuklarımız için bile bu boşluk doğru doldurulmaya değmez mi?
Sevgilerimle,
İlhami MISIRLIOĞLU
10.04.2007 (güncelleme: 09.06.2012)



