Bir yaş daha büyüdüm ama hala umutluyum
31 Ekim 2009 23:40 / 2151 kez okundu!
Tan Oral'ın 29 Ekim 2009 tarihli Taraf'ta harika bir karikatürü vardı; demokratik açılıma direnenleri sorguluyordu; "Barışa hayır, savaşa devam, yine onlar ölü olarak ele geçirilsin, yine bizler şehit verelim"... Yani bu mudur? Dinsel bir paye olan şehitlik titrini dağıtarak anne ve babaların, çocuklarının ölümüne ses çıkarmamasını sağlamak ama ölenlerin annelerinden başörtülü olanların, orduevinden içeri girmesine izin vermemek...
Ordumuz bu ikiyüzlülüğü nereye kadar sürdürecek?
Çocuklarımızın haksız bir savaş için, kötü politikalar uğruna ölüme gönderildiğini, 25 yılda toprağa gömülen 500 milyar doların ülkemizi nasıl fakirleştirdiğini, kirlettiğini halka kim açıklayacak?
Bunu açıklamazsak, kaçınılmaz olarak Türklerden kimse "barış geliyor" diye sevinmez ve sevinen Kürtlere de kızar...
Geçmişte biliyorsunuz bol miktarda sınır ötesi harekat yaptık. Bu harekatlar içte ve dışta epeyi işe yarıyordu. Neydi bunlar?
1. Sanki sorun sınırların dışındaymış da asıl tehlike oradan geliyormuş izlenimini kuvvetlendirmeye yarıyordu. Devlet, bunu hem BM'i hem de iç kamuoyunu -dolayısıyla aslında kendisini de- aldatmak için bol bol kullandı.
2. Ordu bu harekatlar sayesinde düşük yoğunluklu bir sıcak savaş içinde tutuldu. En son teknolojiler, en son silahlar, en gelişkin helikopterler, gece görüşlü dürbünler bu "savaş"ta kullanıldı. Böylelikle ordu, dünyadaki en etkin, savaşa en hazır ordular arasına girmiş oldu. Ha bu arada zayiat olmadı mı? Oldu tabii. Kürtlerden ölen zaten zayiat bile sayılmazdı. Gencecik Türk gençleri ise eğitim zayiatı kaydedildi. Başını örteni, namaz kılanı askere almayanlar şöyle dedi: "Bir de bu gençleri şehit sayarsak, annelerin babaların isyanını da önleriz" ve öyle yaptılar da. İnancı kuvvetli halkım yaşanan bir iç savaşı böylece sineye çekti.
3. Bu harekatlar sayesinde her türlü demokrat, ilerici, yenilikçi, değişimci, reformcu, statükoyu bozan girişimin önüne de barikatlar çekilmiş oldu. Nasıl olsa medyada ordunun hınk demecibaşları epeyi vardı. O sayede halkı da yönetmek pek zor olmadı.
Kimileri için üzgünüm ama şimdi dünya değişti:
1. Halen süren derin ekonomik kriz petrolcüleri ve silahçıları değil, bilgisayarcıları başta ABD olmak üzere dünyada yeniden öne çıkardı.
2. Obama bu yüzden seçildi. Artık savaş değil barış kârlı bir iş.
3. Türkiye'de, Koçlar, Sabancılar, Doğanlar yeni duruma uyum sorunları yaşıyorken, küreselleşen yeni bir sermaye kesimi (Anadolu Kaplanları) zaten bir süre önce öne çıkmıştı.
4. Eskinin partileri silindi, yenilerin sözcüsü olarak yenileri belirdi (AKP), daha yenileri de doğum sancılarında.
5. AB yolunda zorunlu ilerleyişiyle hem sermaye hem partileri ve hem de onlara inananlar küreselleşiyor.
6. Eskinin kalıpları, statükonun duvarları bir bir çatlıyor. bunu göremeyen, gerçeği okuyamayanlar telaş içinde Ergenekon'a sarıldı ama -bereket ki- o da boşa çıktı. Türkiye, tarihinde ilk kez asker-sivil darbecilerini yargılamaya başladı.
7. Açılımlar dönemi geldi. Doğru olan buydu. Kimin yaptığı ya da yapmak zorunda olduğu değil nasıl yapıldığı önemliydi.
Kürt açılımı diye bilinen şey aslında Türk açılımı idi.
Alevi açılımı denen şey aslında Sünni açılımı idi.
Ermeni açılımı denen şey aslında hem Türk açılımı hem de Yüzleşme açılımı idi.
Kıbrıs açılımı (ki yakında yeniden gündeme oturacak) denen şey çetrefil bir açılımdı. Hem "komşularla sıfır sorun", hem kendi içimizdeki Rum azınlıkla barışma hem de dünya devleti olma ufkunun adımlarıydı.
Suriye açılımı, Türkiye'nin kendiyle ve doğuyla barışmasının adımıydı. 86 yıldan sonra Türkiye yeniden kendine güvenerek bu coğrafyaya dönüyordu. Irak açılımı da bölünme korkularının boşuna olduğunu anlayan Türkiye'nin yeni politikasıydı.
İsrail açılımı yine tüm bu politikaların sonucuydu. ABD ve AB'den tam bağımsız değildi ama onlara da yeni tür bir politikada zorlayıcı destek veriyordu. Türkiye ilk kez böylece bağımsız bir politika oynuyordu dış ilişkilerinde. Kendi gayretiyle BM güvenlik konseyine de girdiği sırada, izlediği bu çizgi çok önemliydi ve hala "Bağımsız Türkiye" sloganını sadece slogan olarak kullananlara bir ders niteliğindeydi gelişmeler.
8. Tam bu sırada "Taraf" diye bir gazete çıkmıştı ortaya. Bu gazetenin varlığı statükocuları çok rahatsız etti. Mevcut hükümet de uzun süre onun eleştirilerinden nasiplendi ama sonunda "Taraf yazmışsa doğrudur" simgesi oluştu. NTV meselesi hariç Taraf bu konularda neredeyse hiç haksız çıkmadı. Hele son Dursun Çiçek belgesinin gerçek olduğunun anlaşılmasıyla da dut yiyen bülbülllerin sayısında patlama yaşandı.
Dünya iyiye gidiyor, Türkiye de...
Bir yaşıma daha girdim ve hala umutluyum.
25-10-2009
İstanbul
İlhami Mısırlıoğlu



