1 MAYIS TÜCCARLARINA KANMAYALIM!

30 Nisan 2022 17:23 / 389 kez okundu!

 

 

"O mücadele yıllarında hayatını kaybedenleri saygıyla anıyorum. Hayatta kalan bir kişi olarak herkesten, her şeyden, tüm yaşanmışlıklardan derin bir sorumluluk duyuyorum. 

Bizim dönemimizden bile daha kötü biçimde sergilenen “1 Mayısçılık oyunları”nı birileri sürdürüyor. Duvarlardaki bu trajikomik afişler tanığımdır. Ben, bugünün gençlerinin bunlara daha az bulaşması için gayret gösteriyorum çünkü o günlerde bizi böyle uyaran çok fazla kişi yoktu ne yazık ki… 😞 

Gerçeği arayanlara, saygılarım ve sevgilerimle…"

 

****

 

1 MAYIS TÜCCARLARINA KANMAYALIM!

 

“Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar. 

Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır. 

Safları sıklaştırın çocuklar, 

bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.

 

‘Ve and olsun ki başaracağız…’ ” 

 

CHP İstanbul il başkanı Canan hanım böyle bir paylaşım yapmış sosyal medyada…

 

Yani geçmişte ergen solculuğumuzun gereği ve yansıması olarak abartılı, yanlış, yersiz hazlarla, gırtlaklarımızı yırtarcasına bağırarak okuduğumuz Nazım’ın ajitatif şiirlerini CHP yöneticileri bu günlerde keşfetmiş. Türkiye’nin bulduğu ve çıkarmak için olağanüstü hazırlıklar yaptığı doğal gaza inanmayan yeni ergen topluluğumuz, eminim ki “gaza gelme” ve “gaza getirme” işinde bizden daha başarılı olacaktır 😉

 

Ancak ben yazımda bazı eski yoldaşlarımın da destek verdiği bu “gaza getirme” işlerine değil de 1 Mayıs tüccarlıklarına değinmek istiyorum.

 

***

1975 yılından beri 1 Mayısların hep bir biçimde içinde oldum. 

1975’de TSİP (Türkiye Sosyalist İşçi Partisi) İzmir örgütünde bir salon toplantısıyla tanıştım ilk kez 1 Mayıs ile… O sırada TSİP’in gençlik örgütü sayılan (Genç Sosyalistler Birliği) GSB’nin İzmir şube başkanıydım. Çankaya semtinden Hatay ÜçYol’a kadar olan caddeyi 3 kişi sabaha kadar sağlı sollu “İş Ekmek Hürriyet TSİP” afişleriyle donatmış, bir kaç ay sonra da GSB olarak TSİP’ten tümden ayrılmıştık.

 

1976 1 Mayıs günlerinde, TSİP’ten ayrılıp kurduğumuz 1 yıllık ÖNCÜ hareketini de terk edip TKP’ye geçmek üzereydik. GSB olarak ilk açık 1 Mayıs yürüyüşü için bir kısmımız İstanbul’a gitmişti. Biz İzmir’de kalanlardandık. Lastik İş sendikasının örgütlü olduğu Kent Lastik fabrikasının önünde küçük bir korsan gösteri yapmış, bildiri dağıtmıştık. hazırladığımız konuşmayı kapıda Tarık Demirkan okumuştu.

 

1977 1 Mayıs’ı için illegal TKP saflarında Sendikalar ve dönemin “demokratik” örgütleri (mimar, mühendis, doktor meslek odaları, TÖB-DER vd.) ile birlikte İzmir’de yoğun bir hazırlık yapıldı. 27 Nisan’da geceyarısı Konak’ta yapılan bir afişleme çalışmasında Halkın Kurtuluşu’nun bizim afişlerin üstüne kendi afişlerini yapıştırmasıyla başlayan bir çatışma yaşandı. Dişçilik Fakültesi üyesi bir “Maocu”nun çatışmada ölmesi gerilimi tüm Türkiye’de yükselti. 40-50 Otobüs ile gittiğimiz Taksim alanında Halkın Kurtuluşu, Halkın Sesi, Halkın Birliği, Halkın Yolu gibi Maocu eğilimli grupların mitingin sonlarında Kemal Türkler tam konuşmasını bitirirken Tarlabaşı istikametinde başlattığı silahlı çatışma aniden tüm alana yayıldı. Panik nedeniyle onbinlerce insanın kaotik hareketlenmesi, çok azı silahla, çoğu ezilmeyle sonuçlanan 34 kişinin ölümüyle de durum bir trajediye dönüştü. İzmir grubunda ölüm yoktu ama Yalçın Ergündoğan ve bir kaç kişi gözaltına alındığı için bizimle dönememişlerdi. Sonradan hırpalanmış büyük flamalarımızı İzmir Konak’ta Maden-İş’in duvarına asarken Mehmet Tüysüz şöyle demişti: “Yakından bakınca flamada görülen bu izler, zaman geçip uzaktan baktığımızda artık görünmeyecekler. Akılda kalan tek şey 1 Mayıs 1977’nin anlamı olacaktır.” O anlamı yıllarca aramaya devam ettik. 

İdeolojik, politik bakış açısına göre katliamın sorumluları, başlatıcıları, provokatörleri ve arkasındaki asıl güç tanımlamaları 45 yıldır hep tartışıldı, hala da tartışılıyor. Kardeşlerimle birlikte bulunduğumuz kanlı 1 Mayıs’taki o alandan sağ kurtulmamızı neye borçluyuz, onu da hala bilemiyorum. 😞 

 

1978 1 Mayıs’ı ise, 77 katliamının gölgesinde yine Taksim’de yapıldı. İzmir’den çok sayıda otobüsle gitmiştik. TKP’nin kendini legalize etme isteğinin dışa vurulduğu mitingde, alana gizlice sokulan “yasa dışı” flamalar ve pankartlar açıldı, “yasa dışı” sloganlar atıldı: “Atılım bizimle”, TKP’ye Özgürlük”…  🙂 Bizim camia bu gösteriyle büyük bir kendini tatmin yaşadı ama gelmekte olan darbe tehlikesini de gözden kaçırdı. Ayrıca o günler, kendi içinde İşçinin Sesi/TKP olarak bölünmesinin temellerinin de atıldığı yıllar oldu.

 

1979 1 Mayıs’ı, İstanbul’daki sıkıyönetim nedeniyle İzmir’de yapıldı ancak ben o sırada Moskova’daki 1 Mayıs törenindeydim 😉 Sonrasında TKP’de bir tür “iç savaş”ın da başladığını öğrendik uzaklardan. 

 

1980 1 Mayıs’ında yeniden İzmir’deydim. Ağırlaşan askeri ve politik baskılar nedeniyle  Mersin’de yapılan mitinge katılmadım. Yaklaşan askeri darbenin darbe gerekçelerine katkıda bulunduğumuzu fark etmeden, İzmir’de zorlama korsan 1 Mayıs kutlamaları organize ettik 😞

 

Sonrası benim için karanlık dönemlerdi. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Aralık 1981’de fotoğraflarla aranmaya başlanınca bir süre zor koşullarda ülkede saklandım. TKP’nin de zor zamanlarıydı, bağlantımı kaybettim. Sonra yeniden buluştuğum TKP’nin desteğiyle sahte pasaportla yurt dışına çıktım. 

 

1982-1992 arasında mültecilik yılları… Yanlış solculuğumuzu, devrimciliğimizi sorguladığım yıllar… Avrupa merkezciliğin, ezik batıcılığın üzerimizdeki korkunç etkisinin; din ama daha da çok İslam karşıtlığımızın; oryantalizmin neredeyse Anadolu şubesi gibi çalışmamızın bilincine vardığım yıllar… Hollanda’da 1 Mayıs yürüyüşlerine katılırken, Taksim’deki ve diğer 1 Mayıs anılarının ağırlığını da hep derinlerimde yaşadım. TKP ve TİP yöneticilerinin birleşerek, Türkiye’ye dönme ve Türkiye Birleşik Komünist Partisi’ni ülkede oluşturma adımlarını destekledim ama partiyle gönül bağlarım da fiili bağlarım da artık kopmuştu. Sonra 141-142. Maddelerin ceza yasasından kaldırılmasıyla yeniden Türkiye’ye döndüm.

 

Döndükten sonra Türkiye’deki 1 Mayısların hiçbirine katılmadım. Kariyerist sendikacıların yılda bir zevahiri kurtarma tiyatrosuna dönüşmüş 1 Mayıs’lardan özellikle uzak durdum.

 

1996’da tam 1 Mayıs günü eşimle birlikte bir Hollanda seyahatinden döndük. Taksimiz Kadıköy rıhtımdan geçerken 1 saat önce orada yaşanmış korkunç yıkımı, camları parçalanmış, ATM’leri yakılmış banka şubelerini gördük. Bir film setinden geçer gibi geçtik oradan, ki çatışmaların izleri hala çok belliydi, dumanların kokusu burnumuzu yaktı.

 

Sonrasında da zorlama 1 Mayısları ve üzerine yapılan tartışmaları yakından izledim, üstüne yazıp çizdim ama “1 Mayıs eylemciliği”yle arama hep mesafe koydum. 

 

***

 

 

47 yıl sonra 2022’de Kadıköy’deki duvarlarda 1 Mayıs afişleri yeniden karşıma çıkınca, anılara dalıp gittim. 

 

Bunca yılda neredeyse hiç değişmeyen afişleri fotoğrafladım. Bu donup kalmışlığın teorik tıkanmışlıkla alakasını gezdirip durdum kafamda. Eski yoldaşlarımın bir kısmıyla arama giren mesafeleri düşündüm. 

 

Dünya, Türkiye, sanki hiç değişmemiş gibiydi kimileri için. Neredeyse aynı afişleri bastırıp asmışlar gibiydi duvarlara. Yılda bir yapılan dinsel bir ayin gibiydi artık 1 Mayıslar onlar için. İsmi cismi belirsiz yeni partiler ve örgütler “bir çatışma çıksa da bir kaç öğrenciyi daha bir süre için göz altına aldırıp sonra da saflarımıza katsak” hesapları içinde dükkanlarının tanıtımını yapmaya devam ediyorlardı sanki 😞  

 

Afişlerine “Bağımsızlık” yazanlar, 47 yıl sonra ilk kez daha bağımsız olma şansını yakalamış olan Türkiye’den nefret etmekle meşgul gibiydiler…

 

Afişlerine “İşçi” yazanların sahtekarlıkları üstüne ise konuşmak bile yararsız. 

 

Avrupa merkezci, ezik batıcı, aslında İslamofobik bir azınlık olarak kalmışlar… Küçük leğenlerinde kağıttan kayıklar yüzdürmekle kendilerini tatmin ediyorlar. Okyanuslara açılacak dev gemileri, denizaltılar üreten, İHA/SİHA’larıyla dünyada ün yapan, uzay vatan’a sahip çıkan iktidarı yıkmak için uğraşan kötücül bir azınlık…

 

Hala var olabilmek için ise PKK’ye yaslanmaya, çocuk askerlere göz yummaya, “başı açık kadın gerilla” masallarıyla genç kızların dağlarda ölmesini onaylamaya kadar vardılar. Amerikan emperyalizmine karşı yıllardır savaştıklarını sananlar, bilerek bilmeyerek USA’nın taşeronu durumuna düşmüş durumdalar.

 

Mevcut iktidarı yıkmak için 1 Mayıs’ta işçileri sokağa çağıranlar, Amerika’nın Guaido’su olarak sahneye sürülmüş çapsızlıklara bile İstanbul’da gözü kapalı destek veriyorlar. Yeter ki Ak Parti yara alsın, Erdoğan devrilsin diye…

 

Bu yıl ki afişler işte bu çapsızlığın, bu zavallılığın belgesi gibiydiler...

 

Daha mutlu, daha refah içinde, daha bağımsız, daha özgür ve daha demokratik bir Türkiye’ye ulaşmanın yolu; yanlış ittifaklardan, çökmüş ütopyalardan, eskimiş ideolojilerden, 1 Mayıs tüccarlarının zorlama 1 Mayıs’larından geçmiyor, geçmeyecek.

 

O mücadele yıllarında hayatını kaybedenleri saygıyla anıyorum. Hayatta kalan bir kişi olarak herkesten, her şeyden, tüm yaşanmışlıklardan derin bir sorumluluk duyuyorum. 

 

Bizim dönemimizden bile daha kötü biçimde sergilenen “1 Mayısçılık oyunları”nı birileri sürdürüyor. Duvarlardaki bu trajikomik afişler tanığımdır. Ben, bugünün gençlerinin bunlara daha az bulaşması için gayret gösteriyorum çünkü o günlerde bizi böyle uyaran çok fazla kişi yoktu ne yazık ki… 😞 

 

Gerçeği arayanlara, saygılarım ve sevgilerimle…

 

Vesselam.

 

İlhami MISIRLIOĞLU

 

30 Nisan 2022, İstanbul

Not: 1977 1 Mayıs'ına ait olan görsel dışındaki fotoğrafların tümü günümüze aittir.

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.