YAŞAM SAVUNUCULARINI DAVAYLA YILDIRMA (!)

18 Nisan 2011 16:18 / 2611 kez okundu!

 


Toprağı, suyu, havayı, sağlıklı çevrede yaşama hakkını, kısacası canlı yaşamını savunma alanında yürütülen ekoloji hareketlerinin tarihi çok eski değil, ülkemizde de yirmi yılı aşmaz. İlk akla gelen de Bergama – Ovacık’ta siyanür liçi ile işletilen altın madeni/kimya tesisini engellemeye yönelik Bergama Köylü Hareketi’dir.

Ekoloji hareketlerinin başvurduğu mücadele araçlarından bir tanesi de yargı yolu yani davalar. 1990’ların başlarında İzmir Çevre Hareketi Avukatları Grubu’nun başlattığı çevre davaları idari yargıda yeni bir alan açtı, sağlıklı çevrede yaşama hakkının korunmasında önemli kazanımlar sağladı.

Bergama – Ovacık Altın Madeni ile ilgili 1997 yılında Danıştay 6.Dairesi’nin vermiş olduğu bozma kararı ilk örnek oldu. Danıştay kararı “…İşletmecinin iyi niyeti, önlemlerin titizce denetlenmesi gibi kavramlara bağlı kalınarak, yapılacak faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin, doğada ve doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamı üzerindeki risk faktörünün gerçekleşmesi halinde kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi doğaldır…” gerekçesine dayandı. Karar, bu gerekçesiyle canlı yaşamını tehlikeye atan sömürüye “dur” diyordu. Bu kararın çevre hukukundaki etkisi uzun yıllar sürdü.

Bergama davalarında ve diğer davalarda verilen kararları uygulatmak çoğu zaman mümkün olmasa da elde edilen kazanımlar aynı zamanda ekoloji hareketlerine meşruiyet zemini yarattı. Bergama Köylülerinin, İnaylıların ardından bugün HES’lere karşı derelerinin bekçiliğini yapan Karadeniz Köylülerinin mücadelesine cesaret kattı. Bu halk hareketleri, barbarca saldırılara karşı yaşamın korunacağı konusunda halen umudumuzu besliyorlar.
Dava yolu ekoloji hareketlerinin başvurduğu bir yolken, bugünlerde iş tersine döndü, davacı ile davalılar yer değişti. Davalar bu kez şirketler tarafından yaşam savunucularına karşı açılıyor. Yargı kararlarının uygulanmasını isteyen, hukuk devleti ilkesinin hatırlatmasını yapan açıklamalar dahi tazminat davaları açılmasına yol açıyor, açıklamaların gazetelerde yer alması üzerine, yargı tarafından faaliyeti hukuka aykırı bulunan şirketler, kişilik haklarının zedelediğini ileri sürerek manevi tazminat davaları açmaya başladılar.

Bu davaların bir kısmından bahsetmek istiyorum.

İnay Köyü ve yöresinde yüzlerce kuzunun ölümünü gündeme getirdiği için, İnay Vicdan Hareketi Sözcüsü Muammer Sakaryalı’ya karşı, Kışladağ Altın Madeni işletmecisi Tüprag A.Ş. Ankara Mahkemelerinde tazminat davası açtı.

Maden Yasası değişikliğine ilişkin yazı ve açıklamaları nedeniyle, Madencilik Sektörü Başkanlar Konseyi, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) Yönetim Kurulu Üyesi Murat Narin’den ve Orman Mühendisleri Odası eski başkanlarından Salih Sönmezışık’tan Ankara Mahkemelerinde tazminat istedi.

Bu alanda en birinci davacı Ovacık Altın Madeni’nin işletmecisi Koza Altın İşletmeciliği A.Ş. oldu, neredeyse her habere, her yoruma dava açıyor. Bergama Ovacık Altın Madeni’ne ilişkin alınan yargı kararların uygulanmaması üzerine yaptıkları açıklamalar nedeniyle TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı’ya karşı, TMMOB Çevre, Jeoloji, Metalurji, Kimya Mühendisleri Odalarına karşı İstanbul Mahkemelerinde ayrı ayrı davalar açtı.

Şiddetli yağıştan dolan atık havuzundan su boşaltıldığı haberleri üzerine yetkilileri uyardığımız için benim de içinde yer aldığım Bergama Çevre Platformu Erol Engel, madenin eski çalışanlarından Maden Mühendisi Hasan Gökvardar ile Evrensel Gazetesi ve Gazeteci Özer Akdemir aleyhinde İstanbul Mahkemesinde dava açtılar.

Ovacık’taki madenin tükenmesi üzerine Kozak Yaylası’nın kazılmaya başlanması üzerine, yöneticisi olduğu Dikili’nin de su kaynaklarının kirlenmesi riski karşısında, uyaran, eleştiren açıklamaları nedeniyle bu kez Dikili Belediye Başkanı Osman Nuri Özgüven aleyhine Şişli Mahkemesine başvurdular.

Bu sıraladığım davaların hepsi reddedildi. Özelikle Osman Özgüven aleyhine açılan davada mahkeme davayı reddetmekle kalmadı, davacı şirketin faaliyetini de mahkum etti; "...altın madeninin işletilmesi sırasında çevre kirliliğinin oluştuğu genel bir kabuldür. Kozak Yaylasındaki işletme sırasında da çevre kirliliğinin oluşacağı, halkın kullanacağı suyun kirleneceği şüphesizdir...”.

Ama halen yılmamış gözüküyorlar; şimdi de Ovacık Altın Madeni ile ilgili Danıştay’ın yeni bir kararının haber olması üzerine, açıklamayı yapan İzmir-Bergama, Eşme, Sivrihisar, Havran/Küçükdere Elele Hareketi dönem sözcüsü Dr.Oya Otyıldız, basın toplantısı sırasında görüş açıklayan ben ve Avukat Senih Özay ile haberi yayınlayan Evrensel Gazetesi aleyhine yeni bir dava daha açıldı, bu kez Beyoğlu Mahkemesi’nde.

Bu arada ceza davası açma girişimlerinden, Av.Senih Özay hakkında “açıklanması ertelenen hüküm” dahi aldıklarından söz etmeyeyim.

Ne yapsınlar, çok kırılgan kişiliği olan şirketler bunlar, her sözden, her eleştiriden çok üzülüyorlar, manen zarar görüyorlar. Onların da hak arama özgürlüğü var, mahkeme masrafını karşılayacak paraları da var, istedikleri miktarlarda, istedikleri mahkemede dava açabilirler, İstanbul Mahkemesi’nde, olmadı Şişli Mahkemesinde, olmadı Beyoğlu Mahkemesi’nde, orada da olmazsa başka bir yerde, ne de olsa Türkiye’nin her ilçesinde dava açılacak mahkemeler var.

Ne yapalım nerede dava açarlarsa, biz de her yerde söylediklerimizi o mahkemelerde de söyleriz. Ha kırılganlıktan değil, amaçları yıldırmaksa, susturmaksa, peşinen söyleyelim bizim susmaya, yaşamı savunmaktan vazgeçmeye hiç niyetimiz yok. Ya Sizin?

Not: Son davanın duruşması 19.04.2011 Salı günü saat 10.25'de Beyoğlu 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nde. Bakarsınız, bu kadınlar, bu adamlar ne diyorlar, nasıl hakaret ediyorlar, ne yapmaya çalışıyorlar, kırılgan şirketlerimiz neyi amaçlıyorlar, diye merak edersiniz de gelirsiniz, ne oldu diye sorarsınız…


Arif Ali CANGI

18.04.2011

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.