Biraz saçmalayabilir miyim?

22 Şubat 2012 22:46 / 1389 kez okundu!

 


Bildiğiniz gibi öte dünyaya inanmam ben. Yani kalbim durunca, Can Yücel'in ölüme yaklaştığında torununun, “Sen ölünce ne olacaksın dede?” sorusuna, “Beni toprağa ekecekler ve oradan bir çiçek olarak çıkacağım.” demesinden farklı değil ölümden sonrasına dair görüşüm.

Tabii soruyu soran torunu değil de bir yetişkin olaydı yanıt küfürlüye devrilirdi anında.

Küfrü şiire bu denli yakıştıran kaç şair vardır ki tarihimizde?

Neyse...

Hazır saçmalama iznini koparmışken devam edeyim.

Şimdi diyelim ki tam da bu yazıya başlamışken yüreğim sıkışıveriyor birden ve dostlarıma fenaşaltığımı bildiremeden cavlağı çekiyorum.

Çekiyorum çekmesine ama bilincim ölü bedenimden firar edip odada geziniyor!

Dağınık biriyim ben. Bu nedenle masamın üstü, sehpalar, sandalyelerin üstü, rastgele atılmış kitaplarla, dergilerle dolu. Ve kaç aydır süpürmediğimden odamı, her şeyi kalın bir toz katmanı kaplamış vaziyette.

Sizlere tuhaf gelecek belki. Örneğin masamın üzerinde bir çakmak gazı tüpü duruyor. Yanıbaşında da, geçenlerde müthiş bir grip geçirdiğimden, köşedeki aktarın önermesiyle aldığım zencefilli macun. Hemen onun yanbaşında, 2002 yılına ait, 29 Nisan Perşembe sayfası açık vaziyette bir masa takvimi...

Devam edelim:

Boş su şişesi, öksürük şurubu, prinç bir tabelaya adım kazınmış bir dolma kalem seti, mimoza ve defnelerden oluşmuş kuru çiçek vazosu, bir termometre, tırnak makası, burun üstü kıllarım için kullandığım cımbız, üst üste yığılmış eski telefon fihristleri...

Gelelim ayaklarımı ısıtmak için elektrikli radyatörü yanıbaşına koyduğum sehpaya!

Yine kitap kalabalığı iilk sırada! Eski model bir telefon ahizesi solda, ortada bu yazıyı yazdığım minik bilgisayarım, sağında iki battaniye. Biri ayaklarımı sardığım Siirt işi olanı, öbürü sızma hallerinde üstüme çektiğim ucuz bir seri üretim battaniyesi.

Neyse...

hepsini anlatacak değilim.

Daha yığınla şey var odamın orasına burasına öylesine bırakmış olduğum.

Ama geçiyorum bunu.

Esas konuya dönüyorum.

Anımsadınız değil mi?

Ben ölüyüm ve bilincim sağ!

Bilincimin ilk dertlendiği şey, günler sonra, cesedim bulunduğunda, o ölü bedenimden yayılan leş kokusuna ilaveten, odamın rezil görüntüsü!

“Pis herif! İnsan ölmeden önce, hiç olmazsa biraz çekidüzen verir etrafa! Sen orda leş olarak yat öyle! Nasılsa arkandan söylenenlere tanık olmayacaksın! İşin iş! Ama bir de gel bana sor! Ulan millet burnuna mendil tutarak girdi odaya! O kadarla kalsa iyi. Sana sen gibi görünüp de gizliden cumaya gidenler bağırdılar ilk yargılarını hakkında! Yüzüne karşı değil elbette! İçten içe!

((Oh olsun sana allahsız ibne! Kefaretsiz göçen kafir! Sırf inançsız olduğundan böyle rezil öldün işte! Dostların cenaze masrafını üstelenmezse, senin cenaze namazın bile kılınmamalı! Öderlerse... bir elham okur, hatim indiririz belki de! Tabii para yeterliyse!))

Ve ben senin bilincinim ya!

Bunların hepsine mecburen tanık oldum!

Ne yapalım?

Gelmiyor başka bir şey elden!

Ne de olsa...

Senin senden sonrana tanıklığa mecburcuyum!”

Sustu sonra ölü bedenimden kurtulmuş bilincim. Utandırmamak için düşsel bilincimi,

Kaldırdım ölü bedenimi.

Katladım battaniyelerimi.

Toz bezi elimde,

Hiç inanmamış bir olarak hem de

Gezdim ve temizledim halimin ve geçmişimin dört köşesini.

Yani usta

Daha ölmemiş olsam da

Öte dünyaya inanmasak da

İnançlardan nemalananlara

Arkamızda malzeme bırakmamalıyız değil mi

Şimdi bu yazıyı okuyanlar var ya usta

Bilincimin benden sonra da yaşama olasılığını düşünmeme köpürecekler

Ölmediğime öfkelenecekler.

Akılları sıra

Beni diri diri

Korkularının cehennemlerime gömecekler.

Ve benden

Can babavari galiz bir küfrü hak edecekler!


Selah

22.02.2012

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.