Önce BARIŞ… Gerisi teferruat…
27 Aralık 2009 21:02 / 1745 kez okundu!
AK Parti hükümetinin demokratik açılım sürecine ilişkin çok temel bir analiz hatası var… AKP elitlerinin kafasındaki şablon kabaca şu… Kürt hareketi içindeki şahinler açılımı istemiyor, güvercinler açılım yandaşı…
Şahinler KCK aracılığıyla bu güvercinleri kontrol altında tutuyor. KCK birimleri açılım istemiyor. Eğer biz Ergenekon soruşturması benzeri bir operasyonla bu şahinleri pasifize edersek, güvercinlerin önü açılır… Böylece açılım süreci daha rahat ve sorunsuz işler…
Yani bu mantığa göre Ergenekon soruşturma süreciyle Türk tarafının şahinleri ayıklanıyor… KCK soruşturma süreciyle Kürt tarafının şahinleri ayıklanıyor… Böylece ortam güvercinlere kalacak ve her şey çok güzel olacak!!! AKP elitlerinin yanı sıra Gülen hareketinin elitlerinin de analizi bu yönde. O sebeple KCK operasyonlarına her zaman özel bir önem atfetti Gülen hareketinin yayın organları…
Maalesef bu analiz baştan sona yanlış… Mazhar Bağlı gibi AKP MKYK üyesi Kürtler KCK operasyonunu desteklese de bölgenin AKP'yi destekleyen Kürt tabanı asla böyle düşünmüyor. Operasyonlardan memnun değiller. 17 tane belediye başkanının o şekilde içeri alınması vicdanları kanatıyor… Kürt coğrafyasındaki AKP yöneticileri sert siyasal rekabet dolayısıyla DTP'lilere yönelik normalin üstünde bir tepkiye sahip… Dolayısıyla KCK operasyonlarının demokratik açılım sürecine yarar sağladığına ilişkin son derece yanlış kanaatleri hükümete aktarabiliyor bölgenin kimi AKP yöneticileri…
KCK soruşturması, arkasındaki siyasi iradeyle ilerleyen bir soruşturma… Zaten arkasında siyasi irade olmazsa böyle soruşturmalar bu ülkede yürümez. Ergenekon soruşturma süreci de aynı şekildedir… Dolayısıyla KCK operasyonları siyasetten ayrı düşünülemez. Kürt halkının da algısı bu yönde… AK Parti hükümeti bilmelidir ki KCK soruşturma süreci demokratik açılım projesinin zararınadır. Ergenekon soruşturmasıyla bir paralellik arz etmemektedir. Bilakis Ergenekon zihniyetinin ve PKK içindeki şiddet lobisinin ekmeğine yağ sürmektedir…
Anadamar Kürt siyasi hareketinde artık BDP dönemine girdik. İnşallah bu süreç bize partinin adında olan "Barış ve Demokrasi"yi getirir… Demokrasinin yetkinleşmesinden de önce barış gelmeli… Evet, barış ne olursa olsun gelmeli… Türk devlet iradesi, bir insanımızın dahi ölmemesi için "şeytanla konuşmak da dahil" her şeye hazır olmalı. Bunun yolu var, yöntemi var… Hiçbir kaide, kural, kolektif değer ya da amaç insan hayatından değerli değildir… KCK tipi adli operasyonların yanı sıra, "dağdaki son terörist ölene kadar mücadele" mantığıyla sürdürülen askeri operasyonlar da durdurulmalıdır… Esas böyle bir iradeyi göstermek Kürt siyaseti içindeki "güvercinlerin elini güçlendirir… Bu sayede ovada legal siyasetin içindeki kadrolar ve İmralı iradesi Kandil’deki dağ kadrolarına hakim olabilir… Çatışmasızlık süreci ne kadar uzun olursa bu demokratik açılım süreci o kadar işlevsel olabilir… Karşılıklı kaygılar böyle bir ortamda rahatça konuşulabilir…
Zaten siyaset bunun için var. AK Parti hükümetinde en başta da Başbakan'da bu istek ve irade var… Etyen Mahçupyan'ın haklı olarak belirttiği gibi, AK Parti tarihin önümüze çıkardığı küçük bir mucize. Tayyip Erdoğan oy kaybını göze alarak cesur adımlar atabilen gerçek bir siyasi lider… Öte yandan Kürt hareketi içindeki ana iradenin de kesinlikle barıştan yana olduğunu düşünüyorum. Çünkü Kürt halkının ezici çoğunluğu böyle istiyor. Öcalan iradesi de her zaman Kürt halkının nabzını ölçerek adım atmış bir iradedir… Öcalan'ın dünya görüşünden, mücadele yönteminden, tavrından ve tarzından iğrenebiliriz; fakat Öcalan'ın akıllı bir politikacı olduğunu kabul etmek durumundayız… Ortadoğu politik arenasında 25 yıldır güçlenerek ayakta kalmak kolay iş değil… Türk devlet zihniyeti de Öcalan'ın başarısında büyük pay sahibi tabii. Bu "başarıya destek" bilinçli mi, bilinçsiz mi yapıldı o da ayrı bir konu…
Mustafa Akyol ve Gülay Göktürk gibi kimi dostlarımız da anlamalı ki "Öcalan realitedir" sözünden bu realitenin tasvip edildiği, makbul bulunduğu anlamı çıkmaz… Tam aksine kimi Kürt muhaliflerinin "Öcalan Kemalİsttir. Kürt İttihatçısıdır" eleştirilerini ben yanlış bulmuyorum… Öyle bakarsanız ben IRA'nın, ETA'nın hatta Güney Afrika'daki ANC'nin dünya görüşüne de çok uzak birisiyim. IRA yandaşı Hollywood filmlerinden, bir siyasal bilinç sahibi olduktan sonra hiç hoşlanmadım… Çünkü "omlet yapmak için yumurtaları kırmak gerekir" zihniyetinden, bir özgürlükçü-demokrat olarak hep nefret ederim. Bütün silahlı örgütler son tahlilde bu alçak zihniyetin bataklığına düşmekten kaçamazlar. Denetimsiz silah gücü, doğası gereği kolektivist ve otoriter bir zihniyeti yanında getirir… Ama bu sebeple de "PKK bir terör örgütüdür" önermesi ne kadar doğru ise "Türkiye Cumhuriyeti bir terör devletidir" önermesi de o kadar doğrudur… "Ne o, ne o" diyebilecek durumda değiliz…
Bu konjonktürde tüm vicdan sahipleri bir kişinin daha asla ölmemesini her şeyin önüne koymalıdır… Bunun için de ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Ne gerekiyorsa… Şu an için tek önceliğimiz BARIŞ olmalıdır… Gerisi boş laftır…
Rasim Ozan Kütahyalı
Taraf



