KILIÇDAROĞLU RÜZGÂRI ESERKEN ZİHNİME ÜŞÜŞENLER

06 Haziran 2010 02:18 / 5427 kez okundu!

 


Daha üç hafta öncesine kadar Türkiye’de siyasi gündemi Başbakan Erdoğan belirliyordu. Kamuoyu, O’nun ortaya attığı konuları tartışırdı. “Yandaş basın” destekler “karşıt basın” eleştirirdi. Fakat Deniz Baykal’ın “kaset olayı”ndan sonra öyle olmuyor. Nükleer takas konusu bile gölgede kaldı.

Kılıçdaroğlu’yla başlayan “muhalefet rüzgârı” meşgul eder oldu kamuoyunu. Neden böyle oldu?

Manşetler nasıl olursa olsun, birileri neyi tartıştırmak ve nasıl bir kamuoyu oluşturmak isterse istesin; kamuoyu yeni manşetlere hazır ve uygun bir ruh hali içinde olmazsa, kendisine sunulanla fazla meşgul edilemez. Demek ki kamuoyu gerçekten başka şeylerin, kendisini direkt ilgilendiren sorunların konuşulmasını istiyormuş. Gerçekten halk; Recep Bey'in buyurgan, sözde demokratik ve hotzotçu tutumlarıyla, Deniz Bey'in devletçi, milliyetçi, halkın sorunlarına çözüm üretmeyen, sığ muhalefet tutumu arasında bir sıkışmışlık duygusu içindeymiş. Ve görünüyor ki, Deniz Baykal’ın partisinin genel başkanlığını bırakması geniş kamuoyunda ziyadesiyle bir sevinç dalgası yaşanmasına neden oldu.

“Kaset komplosu”yla başlayan “yeni dönem” fena halde bir “toplum mühendisliği” kokuyor. R. T. Erdoğan’a, “O kadar da başı boş” değilsin, denmek istiyor olabilir. “İstersek seni kuşatırız” denmek isteniyor olabilir. Çünkü hem İran ve İsrail politikalarında bazı “uyumsuz” halleri var gibi, hem de TÜSİAD’ cıların canını yakıyor, korkutuyor…

Bir başka gözlemim de şu: Deniz Baykal’ın gitmesinin yarattığı sevinç halesi, ona kurulan “komplo”nun “üzüntüsünü” çok kısa sürede unutturdu. Bunun nedeni de galiba, hem Baykal’ ın siyasi tutumu hem de “değişmeyen genel başkan” olmasının yarattığı hoşnutsuzluk! Açıkça sorulmuyor ama şöyle bir soru herkesin duygusuna tercüman oluyor: Deniz Baykal ve onun gibi örgüt liderleri başka türlü değişebilir miydi? Partisini can suyunu alamayan kuru bir ağaca döndüren, eleştirilmeyen, örgüt içi demokrasi ve aykırı sesler olmayan, aykırı sesleri kesen atan ve aykırı ses çıkmaması için de tüzük hazırlayan bir lider nasıl değişebilir ki? Normal siyasi yollarla değiştirilemeyeceğine göre; ya vefat edecek, ya kendine darbe yapılacak, ya da son olayda olduğu gibi “kaset komplosu” kurulacak. Elbette ki, Baykal’a kurulan tezgahı savunuyor değilim. Elbette bir siyasi lider meşru siyasi yöntemlerle gitmeli, tabii ki onun özel yaşamı da bizi ilgilendirmez. Ama Baykal başka türlü koltuğunu bırakır mıydı? Pınar’ın içine yatmış fil gibi, ne su içiyor ne de başkasına içiriyordu! Yani siz makul, meşru, demokrat olursanız, örgütünüzün içinde demokrasi kültürünü egemen kılarsanız; demokratik olmayan yöntemlere muhatap olduğunuzda, bunu hak etmediğinizi söylemekte haklı olabilirsiniz. Ama siz bir tiran gibi örgüt yönetirseniz, demokrasinin gramı bile size yaklaşamazsa, sizin yöntemlerinize yakın bir yöntemle “tasfiye” edilirsiniz. Bunun üzerinde maalesef hiç durulmuyor. İşin bu boyutunun tartışılmasını, toplumumuz için çok elzem görenlerdenim.

Kaset olayı başka neleri ortaya çıkardı?

Pensilivanya’ya gönderilen mesajla anlaşıldı ki, Baykal’ın F. Hoca takımıyla üst düzeyde bir biçimde ilişkisi varmış. Hatta kaseti onların piyasaya çıkarmadığına itimat edecek kadar sıkı ilişkisi varmış gibi görünüyor. Ve bugüne kadar Baykal ve takımının “F tipi eleştirleri”nin hiç inandırıcı olmadığı da anlaşıldı. Nitekim “itimat” selamıyla Fetullah Hoca’yı meşrulaştırmış da oldu. Ayrıca “Pensilvanya’nın samimiyetine inanıyorum” diyerek, “varan iki gelmesin, gereğini yapıyorum” mesajı verdiğini yazanlar da oldu, benim o kadarına elbet aklım yetmiyor. Fakat bugüne kadar yapay ve samimiyetsiz “laiklik” gündemi oluşturdukları ortada.

Kılıçdaroğlu soldan rüzgar estirmeye devam edebilecek mi, bu düzeni değiştirmek için, “güneşi zapt etmek” için, yol alabilecek mi göreceğiz. Oradan gerçekten devrimci bir muhalefet çıkmayacağını biliyoruz. Fakat düzen içi reformlara çok ihtiyaç var. Sosyal devlete çok ihtiyaç var. Ekolojiye sahip çıkmaya, yaşama sahip çıkmaya ve neoliberal saldırganlığı durdurmaya çok ihtiyaç var. Kürt sorunu kangren olmuş vaziyette çözüm bekliyor.

Dünyada yaşanan ekonomik ve ekolojik kriz neoliberalleri bile kara kara düşündürüyor ve yeni dönüş yolları arıyorlar. Krizlere çözüm bulamıyorlar. Neoliberalizm dışı çözüm arayışları tartışılıyor dünyada. Ve insanlık yeni bir dönemeç noktasında. “İnsanlığa yeni bir rota gerek.” Bu rotanın nasıl olacağı tartışmalarıyla ilişkilenmeyen yeni sol anlayışın başarı şansı var mıdır?

“Yeni CHP”nin ne kadar “sosyal” ve ne kadar “demokrat” olacağını, toplumsal muhalefetin gücünün belirleyeceği açıktır. Toplumsal muhalefeti emek, barış, demokrasi, özgürlük, doğa ekseninde yükseltmek ve bu güçle siyasal süreçlere etki etmeye çalışmak gerekmiyor mu?


Muammer Sakaryalı

29.05.2010, İzmir


 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
07 Haziran 2010 22:44

İSMAİL HAKKI ATILGAN

Sayın Sakaryalı!

Tespitlerinizin birçoğuna katılmakla birlikte kafamda oluşan bir çok soruya cevap bulmakta güçlük çekiyorum.

Mesela;

Neden, 52 yıllık yoldaş sayın Sav, Baykalı bir dakikada saf dışı etti?

Neden, Kılıçtaroğlu'nu halka götüren Gürsel Tekin, politik manevralarla ekarte edildi?

Neden, sayın genel sekreter, Savcı Sayan'ı anarken (O sakallı) diye tarif edip küçümsedi?

Neden Ergenokonun şiddetli savunucularından üye olmayan kişileri yönetime aldı?

Arkasından sayın Kılıçtaroğlu, bu güne kadar hiç yapılmamış olan (muhaliflerine) politik terbiye dışında ilk isimleriyle alaycı olarak anıyor, Ecevit'vari şapkayla yoksulluk edebiyatı yaparak halka inmeğe çalışıyor.

Benim dikkatimi bir başka nokta daha çekiyor. Etkisizleştirilen kişilerin ortak özelliklerinin (Baykal dahil), Anadolu kültürüne ve inançlara saygılı olduklarını görüyoruz, yeni gelenlere göre.

Ben bu değişimin CHP içinde doğal bir değişim olduğuna inanmıyorum.

AKP (neo liberal) ekonomik politikalar uygularken ve ortamını yaratırken; Muhalefetinde (neocon) politikalarla eskiyi baskıcı şekilde devam ettirme politikaları üretmeğe çalıştığını görebiliyoruz.

Bu politikalarla ne (varoşlara) ne de Anadolu'ya inilip gelişeceğini sanmıyorum CHP'nin. Biliyorsunuz kapitalist ekonomi artık globalleşti teknolojiyle beraber. Ama bizim Hazırcı TÜSİAD'ımız bu gelişime ayak uyduramıyor. Fakat Anadolu sermayesi hem üretimde, hem ihracatta, hem de finansal yapıda bunu başarıyor.

1970'lerin başında dağlara taşlara (Karaoğlan) yazarken, dünyada soğuk savaşın rüzgarlarından kavrulmuş halkın bir umudu vardı. O söylemlerle hem felsefe hem ekonomi okuduk işçi sınıfı olarak.

Şimdi o koşullarımı geri getirelim CHP söylemleri için. Yoksa CHP mi söylemleriyle tüm ekonomik katmanları ve kültürel değerleri kapsaması mı gerekiyor? Cevap gerekiyor ise, niye o değerleri yaygınlaştıranlar saf dışı kalıyor da, statikocular el üstüne çıkıyor?

Zamanla bunu daha iyi göreceğimizi sanıyorum. Hani halk dilinde bir tabir vardır, görünen köy kılavuz istemez diye. Biraz amiyane olacak ama; Bunlardan (cacık) olmaz. Umudumuz yine bir başka bahara kalıyor. İhtilal konjöktörü de yok bazılarının umudu için.

Tek çare, açıkça gelişime ayak uydurma ve gerçekçi değerlendirmelerle yeni olanaklar yaratmak, altarnatif sunmaktır.

Popülizmi artık yemiyorlar.

06 Haziran 2010 14:55

bach

Sevgili Muammer Sakaryalı,

Güzel yazılarını merakla okumaktayım.
Son yazının son paragrafı durumu özetliyor, gerçekten de toplumsal muhalefetin gücü belirleyici olacaktır. Şu anki talanın bitmesi ve yürütmenin bertaraf edilmesi gerekmektedir, bunun için herkes üzerine düşen gecikmiş sorumluluğu yerine getirmek durumundadır, yollarını ayrıca tartışabiliriz ancak ilk iş bu yönetimin uzaklaştırılması yani ''siyasal süreçlere etki edilmesi'' olmalıdır.

Yüreğine sağlık.
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.