ÇOCUKLAR NECE KONUŞUR?
31 Aralık 2010 13:13 / 2793 kez okundu!
Sevgili Öğretmenim,
Masallar Ülkesi’nde “vaka kaydı” tutmaya devam ediyoruz. Yeni yaşadığımız bir olayı, vaka kaydını esas alarak seninle paylaşmak istedim.
28 Aralık sabahı. Çocukların okula gelişlerini izliyorum camın ardından. Gülerek gelenler, asık suratla gelenler, hastalığını yenememiş yüz ifadesiyle gelenler…
Efe Arda’yı anımsadın mı? Çok sorgulayan, çok merak eden, her şeyi bilmek isteyen, yenilgiyi kabullenemeyen ve bana “Muammer müdür” diye hitap eden çocuğu. Bu arkadaş, okulun kapısından girer girmez sıkıntılı bir edayla; “Muammer müdürle konuşmak istiyorum, biz yukarıda yalnızca şarkı söylüyoruz, başka bir şey yapmıyoruz” dedi ve şikayetini bana duyurdu. “Müdür odasında oturmakla olmaz, bizimle ilgilen” der gibiydi.
- Gel bakalım Efe Arda, otur konuşalım, dedim.
- 5 dakika konuşmak istiyorum, dedi ağlamaklı yüz ifadesiyle.
- İstediğin kadar konuşabiliriz, vaktim var. Anlat, dinliyorum, sorun nedir?
- Bu durumu Melek öğretmene de söyledim zaten. Yalnızca şarkı söylüyoruz, başka bir şey yapmıyoruz. Satranç bile oynamıyoruz.
- Düşünceni söylemene sevindim. Biliyorum ki etkinlikler yapıyorsunuz, öykü çalışması yapıyorsunuz, onu dramatize ediyorsunuz, resim yapıyorsunuz, bugün satranç da yapacağız, yarın İngilizce var, çizgi çalışmaları yapıyorsunuz… Bütün bunlar “bir şey” değil mi?
- Evet öyle, dedi ve sustu.
Sonra grubuna katılmak için ayrıldı.
Efe Arda ne demek istiyordu? Biliyorum ki çocuklar “Çocukça dili” konuşurlar, o dili anlamak çocuğu bilmekten, tanımaktan geçer. Örneğin çocuklar “yetersizlik hali” yaşar ama bunu başka türlü söyler. Ya da “Sıkıntım var” mesajını başka türlü verir. Örneğin kıskançlık yaşar, ama hiç alakasız bir tepki verir. Tepkinin gerçek mesajını bulup çıkarmak, çocukça dilini anlamakla mümkündür.
Efe Arda bir şeylerden rahatsızdı. Peki ama onu rahatsız eden şey neydi? Şifreyi çözmeliydik.
İzledik, gözledik. Oyunlara, etkinliklere katıldı, yemeğini yedi. Sıra satranç dersine geldi. Ece ile didişiyordu. Sürekli söz düellosu yapıyorlardı. Bunlar birbirine aşıktılar oysa. Aşk nefrete mi dönüşüyordu acaba? Odama çağırdım ikisini de. “Biraz sohbet edelim” dedim. Geldiler.
- Arkadaşlar, sizin aranızda bir sorun mu var? Efe Arda hemen yanıtladı.
- Evet, var. Ece mızmızlanıyor. İçimden bir ses onunla arkadaşlığı bırak diyor.
- O ses başka ne diyor?
- Sesim bir de doğru davran diyor. Sırayla yapmayı öğren diyor. Ama bir türlü sırayla yapamıyorum. Kafam karışıyor, sinirlerim bozuluyor. (Nasıl davranması gerektiğini biliyor ama duygularına engel olamıyor. Bu durum ona sıkıntı veriyor)
Ece’ye soruyorum: “Ece, sence de sorun var mı? Varsa, sorun nedir?”
- Efe Arda’ya katılıyorum. Benim de içimden bir ses Efe Arda’yla arkadaşlığı bırak diyor. Ama bırakamıyorum. (Aşığım ona, ayrılmak istiyorum ama ayrılamıyorum)
- Onun hangi tutumu seni sinirlendiriyor?
- Bana yardım etmemesi. Ben bir şeyi yanlışlıkla yapınca, yardım etsin istiyorum, ama etmiyor. (Sanki mecburmuş gibi)
Ece daha söyleyeceklerini tamamlamadan Efe Arda araya giriyor: “Çünkü mızmızlanıyorsun, inatlaşıyorsun.” (Çok tipik bir karı koca kavgası izliyor gibiyim) “Başka?” diyorum Efe Arda ’ya. “En sevmediğim yanı mızmızlanması, inatçılığı. Bir de beni ittirmişti ve Naz’a çarpmıştım.” Bu defa Ece araya giriyor: “Yanlışlıkla oldu, bir kere oldu, özür diledim ya.”
Efe Arda: “Benim resmime çizik atıyor. Ben de kızıp birkaç kez onunkini karaladım. Bir de başımı şişiriyor.” Söyleyeceği her şeyi söylemiş gibi “ohh” çekiyor. İkisine de soruyorum: “Pekala arkadaşlar, bana birbirinizin en iyi yanlarını söyler misiniz?”
Efe Arda: Okuyabiliyor, yazabiliyor. Buna kızmıyorum da sevinmiyorum da, ortada. Ama bu durumdan çok sıkılacak ilkokulda. Bundan mutlu oluyorum. Asla aynı ilkokula gitmek istemiyorum.
Hayal Ece: Tek satrancı iyi biliyor. Bir de oyuncakları alabiliyor…
Rahatladıklarını hissediyorum. İkisinin de olumlu yanlarını sıralıyorum. İkisini de çok sevdiğimizi söylüyorum. Geçen yıl birbirlerini çok sevdiklerini, birbirlerini görmeden duramadıklarını hatırlatıyorum. (Ama artık Alp “Ece’yle ben evleneceğim” diyormuş ve galiba Ece, Efe Arda’yı Alp’le kıskandırıyormuş, bunu öğreniyorum.)
Kübra hanımı (aşçı teyzemiz) çağırdım. “Buradaki çalışma arkadaşlarını seviyor musun?” dedim. “Evet” dedi. “Peki bazen sevdiğin insanların bazı tutumlarını sevmediğin oluyor mu?” dedim. “Evet oluyor, ama arkadaşımla ilişkimi kesmiyorum, sevmediğim tavrını konuşuyorum” yanıtını verdi. “Konuşmanın faydası oluyor mu?” dedim. “Olmaz mı, konuşmazsak birikiyor sorunlar… Ayrıca bir olumsuz tutum nedeniyle arkadaşımızı sevmemezlik edemeyiz” dedi.
- Çocuklar, duydunuz mu Kübra teyzenizin dediklerini.
- Duyduk öğretmenim.
- Var mı söyleyecekleriniz?
- Yok öğretmenim. Ama ara sıra böyle konuşalım.
- Tamam konuşalım. Benim çağırmamı beklemeyin. Haydi iyi oyunlar.
Bu çocuklar altı yaşında. Peki, yaşadıkları “sorun ya da sorunlar” yetişkinlerinkinden farklı mı? Kıskançlıklar, hazmedememeler, kabullenememeler, iletişimsizlikler…
İyi yıllar dilerim.
Muammer Sakaryalı
30.12.2010


