İnsanlığın kitabını yazan Madiba

12 Aralık 2013 14:25  

 

İnsanlığın kitabını yazan Madiba

Nelson ‘Rolihlahla’ Mandela, namı diğer ‘Madiba’, 5 Aralık günü 95 yaşında hayata veda etti. Johannesburg’daki Apartheid Müzesi’nin duvarında O’nun için ‘Yoldaş, Önder, Tutuklu, Müzakereci, Devlet Adamı’ yazılı. O ise, “Beni nasıl hatırlamaları gerektiğine dair kararı halka bırakıyorum. Fakat katkılarını esirgememiş diğerleriyle birlikte sıradan bir Güney Afrikalı olarak hatırlanmayı tercih ederim” demişti. Bu arzudaki tevazu sözde olmasa da haksız. Hele ki, iktidardan başı, kibirden gözü dönmüş liderlerden geçilmeyen bir dünyada... Kimileri gibi onu ‘mitleştirmek’ değil kastım. Mandela’nın, hataları da sevapları da, zayıf ve güçlü yanları da var. Kanımca ehemmiyeti salt Güney Afrika’nın ırkçılıkla mücadelesindeki rolünde değil, evrensel değerlere katkısında. ‘İnsanlık lügatinde’ özgürlük, eşitlik, insan hakları, adalet, hoşgörü, onur, empati gibi mefhumlara dair ne varsa sorgulamamızı sağlayan varoluşunda...

Öldüğü gece sabaha kadar hakkında yazılmış bulabildiğim ne varsa yeni baştan okudum. Batılılar ‘obituary’ derler, Türkçede tam karşılığını ara ki bulasın! Kabaca ‘ölünün arkasından yazılan yazı’ diyelim. Bizde ‘ölünün arkasından kötü konuşulmaz’ demelerinden olsa gerek, hâlbuki ‘obituary’ mütehassısları bunu da ihmal etmez. Göçüp gidene dair ne varsa... İşte aşağıda okuyacağınız bu ‘obituary’ manzumesinden süzülen bir derleme. Madiba’yı tanımak, bilmek ve anlamak isteyenler için...


*

Nelson Mandela, Güney Afrika’nın ırkçı Apartheid rejiminden hâlâ olanca sancılarıyla devam eden çok renkli bir demokrasiye dönüşme yolculuğunun köşe taşı. 20. yüzyılın sömürgecilik tarihinin cesur savaşçısı. Bir hukukçu, siyasi aktivist, hak mücadelesinde yeri gelince silahı savunan bir savaşçı, çilekeş bir mahpus, bir başkan ve içsavaşı önleyen birleştirici figür, âkil insan, dünya çapında barış ve uzlaşmanın sembolü...


ROLİHLAHLA, YANİ ‘BELA’...

18 Temmuz 1918’de Transkei’nin Mveze köyünde Thembu kabilesinin ‘asilzadesi’ olarak doğdu. Ona ‘Rolihlahla’ ismi verildi. ‘Ağaç dalına asılmak’ anlamına geliyor, halk tabiriyle ‘bela’ demek. Annesi Nosekeni Fanny, dört eşten üçüncüsüydü. Babası Gadhla Henry Mphakanyiswa, kabile monarşisi Ngubengcuka’nın ‘mirasçısıydı’. Bu ‘varislik’ Avrupa tarzı sanmayın. Ailesi o küçükkenQunu’ya taşındı, çobanlıkla iştigal edildi. Mandela, dört erkek kardeşin en genciydi, dokuz kızkardeşi var. Nelson ismini verense, okuldaki öğretmeni ve her çocuğa İngilizce isim vermek ‘gelenekten’. Nelson, babasını yitirdiğinde dokuz yaşındaydı. Baba vasiyeti gereği kabilenin şefi David Dalindyebovasisi oldu, onu Thembu başkenti Mqhekezweni’ye götürdü, kendi çocuğu gibi baktı. Bir Methodist okula gönderildi.


EVLENECEĞİNİ DUYUNCA KAÇTI

19 yaşında siyah elitlerin gidebildiği Fort Beaufor’daki ülkenin tek siyah üniversitesine gönderildi. Boks, atletizm, İngilizce, antropoloji ve politika okudu. Tercüman olmak istiyordu. Bu bir siyah için hayli yüksek bir mevkidi. Fakat ikinci yıl 1940’ta kötü yemeklere isyan edince atıldı. Eve döndüğünde biriyle evlendirileceğini öğrenince Johannesburg’a kaçtı, bir altın madeninde gece bekçiliği işi buldu. Aklında artık hukuk vardı.


SİYASİ MACERA BAŞLIYOR

Ve Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ve siyasi macerası başladı. ANC’nin gelecekteki lideri Walter Sisulu ile tanışmıştı. Onun sayesinde bir hukuk firmasında kâtip olarak iş buldu. Güney Afrika Üniversitesi hukuk bölümüne devam ediyordu. Yakın dostu Oliver Tambo ile sadece siyahların davalarına bakan ilk hukuk firmasını kurmuşlardı. Sisulu sayesinde ilk eşi Evelyn Mase ile de tanışmıştı. 1944’te evlendiler. İki erkek ve iki kızları oldu. Evlilik bir Yehova Şahidi olan Evelyn’in kendisi ile ANC arasında seçim yapmasını istemesiyle 1956’da sona erdi.


SİLAHLI DİRENİŞ GÖRÜŞÜ

Güney Afrika’daki mücadele kızışırken, Mandela artık ANC içinde etkili oluyordu. 1948’de Afrikaaner Ulusal Partisi’nin kazandığı seçim sonrasında ANC, komünistler ve Asyalı gruplarla elbirliğiyle sivil itaatsizlik organize ediyordu. Hareket gençleşirken, Mandela Başkan Albert Luthuli’nin yardımcılığını üstlendi. Siyah nüfusun Johannesburg’un dış mahallelerinden sürülmesi hızlanırken, Mandela, ANC’yi zayıf buluyor, silahlı direnişe hazırlanması gerektiğini düşünüyordu. 1952’de Komünizmi Bastırma Yasası’nı ihlalle suçlandı. Aldığı dokuz aylık hapis iki yıllığına ertelendi. 1955’te ‘Halkların Kongresi’ olarak bilinen ANC liderliğindeki ‘gökkuşağı ittifakının’ Özgürlük Beyannamesi yayımlandı. Hükümet buna 1956’da Mandela dâhil 155 aktivisti ihanetten ve komünist devrime kalkışmaktan tutuklayarak yanıt verdi. Dava beş yıl sürdü, aklandı. Fakat hukuk firması batmanın eşiğine gelmişti. Bu sayede ikinci eşi Wini Mandela ile tanıştı. 1958’de evlendiler.


‘ULUSUN MIZRAĞI’NI KURDU

Rejim, 26 Mart 1960’da Sharpeville’de ayrımcı yasaları protesto gösterisinde 69 kişinin öldüğü katliama imza atmıştı. Bu kez ANC yasadışı ilan ediliyordu. Mandela artık yeraltına inmişti, polisten kaçış taktikleriyle ‘siyah farekulağı’ lakabını kazanmıştı. Sabotaj yöntemleri benimsenirken, Mandela patlayıcı uzmanlarından oluşan küçük bir grup kurdu, silah kullanmayı öğrendi. ANC’nin silahlı kanadıUmkhonto weSizwe’yi yani ‘Ulusun Mızrağı’nı kurdu. ANC sürgünleri Angola’da askerî kampa gidiyor, Küba birlikleriyle beraber savaş deneyimi kazanıyorlardı. Örgüt ilk saldırısını 1961’de yaptı. Sonrasında postane ve hükümet binaları hedef seçildi. Mandela şöyle diyordu: “Benim insanlarım, Afrikalılar hükümeti ikna için şiddet eylemleri ve güç kullanımına başvuruyor. Bu, hükümetin kendi davranışını anlamasını sağlayabilecek tek dildir.


SÜRGÜN DÖNÜŞÜ CIA KAPANI

Sırada dış macerası vardı. TanzanyaCezayirEtiyopyaGanaFasSierra LeoneLiberya,Mali ve Mısır’a gitti. Londra’da bulundu. Rivayet o ki, 1962’de Fas ve Etiyopya’da askerî eğitim aldı. 1963’te eve dönüşte tutuklandı. Şoför kılığına girmişti ve CIA’in uçurduğu haberle yakayı ele vermişti. Kışkırtıcılık ve ülkeyi yasadışı terk etme ithamıyla üç yıl hapse mahkûm edildi. Bu yargılama sürerken ünlü Rivonia yargılamaları geldi...


RIVONIA KONUŞMASI

Johannesburg’un dışındaki Rivonia’da yürütülen davada, Mandela 155 yoldaşıyla birlikte sabotaj ve hükümeti devrime komplosuyla suçlandı. Kendi savunmasını üstlendi. 1964’teki dört saati aşkın konuşması en namlı olanı: “Hayatım boyunca kendimi Afrikalı insanın mücadelesine adadım. Beyazların belirleyici olmasına karşı savaştım. Ve siyahların belirleyici olmasına karşı savaştım. Her bireyin birlikte, uyum içinde ve eşit fırsatlarla demokratik ve özgür bir toplumda yaşaması idealine sıkı sıkıya bağlı kaldım. Bu, uğruna yaşayıp başarılmasına değer olduğunu umduğum bir ideal. Fakat eğer gerekirse ölmeye de hazır olduğum bir ideal.


ROBBEN ADASI TECRİDİ

Komünist avukatlarının sözlerini yumuşatması isteklerini reddetmişti. Neredeyse asılacaktı! Ömür boyu hapse çarptırıldı. Ve 27 yıl sürecek tecridi başladı. Çilesinin 18 senesini Cape Town’daki eski ceza kolonisi olan Robben Adası’nda çekti. Hapishanede yazdığı otobiyografik kitabı ‘Özgürlüğe Uzun Yürüyüş’te mahkûmların yalnızlığını iyi anlatır. Başlangıçta bolca fiziksel tacizin yaşandığı adada, güneşin alnında 10 saati bulan beyaz taşları kırma çalışması gözlerinde hasara yol açtı. Fakat direncini hep yüksek tuttu. Daha fazla mektup almak, gazetelere ulaşmak, radyo dinlemek, daha iyi yiyecek gibi hakları talep etmekte başı çekti. Kıyafetleri hep ütülü, kendisi zımba gibiydi. Egzersizi ihmal etmezdi, boks deneyimi işe yarıyordu. Her gün düzenli okuyordu.


ŞARTLI TAHLİYEYE RET

Eşi Winnie dünyayla tek bağıydı. Apartheid rejimi siyasi, ekonomik ve spor alanlarında tecride uğrarken, 1980’lerde müzakere ilk idrak edildiğinde gözler ona çevrilmişti. P.W Botha da, F.W. de Klerk de ona ‘şiddeti siyasi yöntem olarak reddetmesi’ koşuluyla af önerdiler. 10 yılda altı öneriyi geri çevirdi. Tam 18 yıl sonra koşulları daha iyi bir başka hapishaneye nakledildi, hapisten hukuk eğitimini tamamladı. 11 Şubat 1990’da 71 yaşında Victor Verster hapishanesinden Winnie ile el ele çıkarken, dünya televizyonları olayı canlı yayınlıyordu. “O kapılardan nihayet çıktığımda 71 yaşımda bile hayatımın yeni başladığını hissettim” demişti. Bir de “Acı ve nefretimi geride bırakmazsam hâlâ hapiste olacağımı biliyordum”...


MÜZAKERELİ BARIŞ

Fakat ne Mandela, ne de Güney Afrika’nın mücadelesi bitmişti. Rejimle müzakere üç yıl sürdü. Binlerce insan siyasi şiddete kurban gitti. Sadece aşırı sağcı beyazların saldırıları yahut suikastlar değil, ANC destekçileri ile Buthelezi’nin İnkatha Özgürlük Partisi’ne bağlı Zuluların kanlı çatışmaları yaşandı. Mandela bu süreçte ülkeyi dolaşıp itidal ve birlik mesajları verdi, topyekûn içsavaşın eşiğinden dönüldü. Bu sayede 1993’te De Klerk’le birlikte Nobel Barış Ödülü’ne layık görülüyordu.

27 Nisan 1994’te ilk serbest seçimin sonucu belliydi. Johannesburg’daki Birlik Binası’nın terasında De Klerk’in elini tutup havaya kaldırmış, bir kolunu da eski hasmına dolamıştı. 10 Mayıs’ta Pretoria’daki yemin töreninden sonra bir cami ve sinagogu da ziyaret ediyordu.


BEYAZLARLA UZLAŞMA

Başkan olarak meşruiyetini ‘uzlaşma’ üzerine bina etti. Afrikaanerlerin de hışma uğramakta korktuğunu biliyordu. Kendisini hapse attıran beyaz adamı VIP konuğu olarak yemin törenine davet etti, Rivona’daki savcısını öğle yemeğine.. 1966’da suikastla öldürülmüş Afrikaaner lideri HF Verwoerd’in dul eşi sağlığı yüzünden davetine gelemeyince, ayağına gitti. ‘Beyaz adamın’ sporu rugby takımının maçında kepiyle boy gösterdiğinde tribünler ‘Nelson’ nidalarıyla inlemişti.

Bu arada hayat arkadaşı Winnie ile evliliği 1996’da bitmişti. Hapisten ona uzun mektuplar yazar, mücadelesini ailesinden önde tuttuğu için pişmanlığını aktarırdı. Ama bu yolsuzlukla suçlandığında eşini yargılatmasını engellemedi. Yaşlılık aşkına tutuldu, Mozambik Başkanı Samora Machel’in dul eşi Graca Machel ile 1998’de evlendi.


KİMİLERİ İÇİN ‘SÖZDE’ BAŞKAN

Mandela koltuğuna yapışmadı. Başkanlığı 1999’da beş yıllık döneminin sonunda bıraktı. Bu süreçte, konut, eğitim ve sosyal reformlar için çabaladı. Altı yaş altındaki çocuklara bedava sağlık hizmeti, zorunlu eğitim gibi projeler geliştirdi. Fakat ekonomide hep zayıf kaldı. Kimilerine göre, başkanlığı kendisiyle el sıkışmak için Güney Afrika’ya koşan ünlüler kervanını ağırlamaktan ibaretti. Bir dönem sonunda gitmesi ise ülkenin sorunları altında ezilme korkusuydu...


HAKİKAT KOMİSYONU

Kanımca imza attığı en mühim proje Apartheid dönemiyle hesaplaşmayı içeren Hakikat ve Uzlaşma Komisyonları. ANC içindeki homurtulara rağmen! 1996’da başlayan iki taraftan da işlenen suçları araştıran komisyona ifade verenler, çoğu kez ceza davasına uğramadılar. Dünyaya model olan uygulama çok eleştirildi, siyahlar için ‘adaleti’ sağlamadığı söylendi. Fakat hedef cezalandırma değil, sorgulama ve affetmekti. Yani ‘adalet’ denince ‘intikam ve rövanşizmin’ algılandığı şu âlemde en zorlusu...


EMEKLİLİK YILLARI

Emekliliği sonrası 2004’te 86 yaşında köşesine çekilirken, “Beni aramayın. Ben sizi ararım” demişti. Dayanamadı. 2010’da Güney Afrika Dünya Kupası’na evsahipliği yaptığında final maçında tribünlerde, “15 yaşında bir çocuk gibi hissettim” diyordu. Enerjisini dünya barışı ve AIDS kriziyle mücadeleye adadı. 2005’te oğlu Makgatho’yu AIDS’e kurban verdiğinde bu mücadele kişisel boyut kazandı. ABD Başkanı George W. Bush, 2003’te Irak’ı işgal ettiğinde, “Benim kınadığım, bir gücün, hiçbir öngörüsü olmayan, düzgün düşünemeyen bir başkanla, dünyayı holocaust’a sürüklemek istemesinedir” demişti.

Sağlığı iyi değildi. 1980’lerde tüberküloz, göz operasyonu geçirmişti. 2001’de prostat kanseri oldu. Ama ‘ruhu güçlüydü’. Gazetecilere “Kanser kazanırsa yine de ben kazanmış olacağım. Bir sonraki dünyada ilk yapacağım bir ANC ofisi bulup üyeliğimi yenilemek olacak” diyordu.


DÜNYANIN ‘TERÖRİSTİ’

O’na yıllardır övgüler düzen dünya liderlerinin gözünde uzun süre ‘terörist’ olmuştu. Britanya Muhafazakâr Partisi ‘Mandela’yı asın’ posterleri bile bastırmıştı. Amerikan yönetiminin onu meşhur ‘terör listesinden’ çıkartması 2008’i buldu. Mandela dünya çapında 250’den fazla ödül kazandı. ABD Özgürlük Madalyası, Sovyetler’in Lenin Madalyası bunlar arasında. Türkiye’nin 1992’de sunduğu Atatürk Madalyası’nı ise Kürtlere baskılardan ötürü geri çevirmişti.


ÇIKAR İLİŞKİLERİ

Hataları eksik değil. Hoşgörüsü bazen insanı çileden çıkartabilecek nitelikte. Misal Bantustan sisteminin uygulayıcısı George Matanzima dostuydu. İrlandalı işadamı Sir Tony O’Reilly’nin Karayip Adaları’ndaki yazlığında tatil de yaptı; Casino kralı Sol Kerzner’in kızı Zinzi’nin düğününe evsahipliği yapmasına da izin verdi. Varlıklı işadamlarından fon arayışlarındaki uygunsuzluk pek az seslendirilir. O ise konuşmalarında onları ‘hayırlı işlerine’ teşvik eder. Çıkarlarının nerede durduğu bilinmez. Fakat lider olarak kişisel para hırsını hiç taşımadı. Başkan olduğunda maaşında kısıntıya gitti. Az da olsa kimi siyahlar için O, davaya ‘ihanet etmiş’, beyaz hükümranlığı ve ekonomik ayrıcalığına son vermemiş, yolsuz bir yönetici sınıf yaratılırken kılı kıpırdamamış bir lider.


SOLLA İLİŞKİSİ

O bir Afrika yurtseveri. Komünistlikten yargılansa da asla bir komünist yahut devrimci olmadı. Güney Afrikalılara bir tek komünistlerin ‘insan gibi davrandığını’ söyler, “Sınıfsız toplum ideasını çekici buluyorum” derdi. Gelişmiş kapitalist ülkelerin yakalanması için bir çeşit sosyalizme ihtiyaç olduğunu da... Fakat liberal Anglo-Sakson dünyanın kurumsallığı, adalet sistemi, güçler ayrılığı ve bağımsız yargı ilkesinden feyiz alırdı. Güney Afrikalıların mücadelesi ise en başta ‘yaşama hakkı’ mücadelesiydi.

En büyük yetisi empati, yani kendisini karşısındakinin yerine koyup anlama çabasıydı. BaşpiskoposDesmond Tutu’nun deyişiyle o bir ‘hoşgörü peygamberiydi’, ‘öfkesi, sabrı ve affediciliğinden asla daha büyük olmadı’. Madiba, yaydığı sevgi, saygı ve bilgeliğiyle hatırlanacak. Kibrinin kölesi olanlara nispet...


ceydak22@gmail.com

twitter@ceydak

Taraf

08.12.2013

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz*:
Facebook'ta paylaş
0