SOSYAL MEDYA KAOTİKTİR

18 Kasım 2021 12:38 / 506 kez okundu!

 

 

"Sosyal Medya, bugün de büyük ölçüde yalan üzerine kurulmuş gibi olsa da aslında bir tür gerçek olanı arayıştır da.

Yani sosyal medya bu tür arayışların hem kendisi hem mecrasıdır. Ne tapınmalı ne de esiri olunmalıdır. Akıllı farkındalığımız tek kurtuluşumuzdur."

 

***

SOSYAL MEDYA KAOTİKTİR

 

Sosyal medya kaotiktir!

Tek yönlü tüm kavrayışlar boşa çıkar…

 

Bu yüzden de “sosyal medya iyidir”, “sosyal medya kötüdür” ya da “ben, sosyal medyadan yanayım”, “ben, sosyal medyaya karşıyım”demek hem eksik, hem yanlış hem de o kadar felsefik manada, saçmadır. En üst düzeydeki politikacılarımızdan, devlet adamlarından böyle sözler duymak üzücüdür. Onların iletişim anlamında doğru bilgilendirilmediklerine de kanıttır. 

 

Örneğin dünya, günümüzde artık habere erişim sorunu yaşamıyor. Doğru haberi, en hızlı biçimde ayıklama, çöplerin içinden bulup çıkarmadır artık derdimiz.

 

Yalan haber ışık hızıyla yayılıyor, bu doğru; mesele, doğru haberi de doğru zamanda, doğru yerlere, en hızlı biçimde ulaştırabilmektedir.

 

Sosyoloji’nin babası sayılan İbni Haldun, Mukaddime’de 1200’lerde bu konuları da ciddiyetle kurcalamış, “doğru haber/yanlış haber” ikilemini sorgulamıştır.

Yalan denilen şey, haberin yapısına doğal olarak girmiştir. Buna yol açan nedenler vardır? Nedenlerden biri, görüş ve inanış eğilimlerinde yan tutmalarıdır çünkü insan, haberi algılarken eğer normal durumdaysa, haberin hakkını verip onu inceler. Yalan mı doğru mu olduğu konsunuda aydınlanıncaya dek üzerinde kafa yorar ama eğilimi, bir görüşe, bir inanca olan bağlılığı onu kendine bağlamışsa (eğilimi bağnazlık ölçüsüne varmışsa), algıladığı haberler içinde eğilimine ilk anda hangisi uygun düşüyorsa onu kabul eder insan. Bu eğilim ve yan tutma, insanın gerçeği görmeye yarayan gözünde bir perde olur. Eleştirmeyi, inceleme çabasını engeller ve yalanı benimsemeye, alıp aktarmaya sürükler.

 

Sosyal Medya, bugün de büyük ölçüde yalan üzerine kurulmuş gibi olsa da aslında bir tür gerçek olanı arayıştır da.

Yani sosyal medya bu tür arayışların hem kendisi hem mecrasıdır. Ne tapınmalı, esiri olunmalı ne de düşmanlık yapılmalıdır. Akıllı farkındalığımız tek kurtuluşumuzdur.

 

Sosyal medyada dün dumanla, ateşle yaptığımızı yapıyoruz. O günkü mağara duvarlarını tuvale çevirme tutkumuzun, hatasıyla sevabıyla bugüne yansımasıdır sosyal medya.

 

Dün aşıkların, halk ozanlarının köyden köye taşıdığını, bugün sosyal medya kişiden kişiye, ülkeden dünyaya ulaştırıyor. 

 

Önemli olan bu medyanın tekelleşmemesini sağlamak, doğru haberin taşınması yerine bir tür manipülasyon, gıybet (dedikodu) ve iftira aracı olmasının önüne geçmek... Sahici sivil insanların sözcülüğünün de büyük resim içinde yer bulmasını gözetmek... Ki bu konuda devletlere, sivil toplum kuruluşlarına ve tek tek kişilere de büyük görevler düşüyor. Tersi durumda “yalan”ın, dedikodunun ve iftiranın diktatörlüğü kaçınılmaz olur. 

(Kendi ülkesinde kontrolün en büyüğünü yapıp benim ülkemde kontrol dışı kalmak isteyen DW (Almanya’nın Sesi) ve VOA (Amerika’nın Sesi) gibi büyük devletlerin algı yayınlarına karşı Türkiye’nin duruşu, bu anlamda önemlidir.)

Bütün mesele farkındalık... Farkında olursanız, yalandan az etkilenir, çok etkilersiniz!

 

Buradaki ‘yalan’ı, -içindeki şeytanı gözden kaçırmadan- çok da şeytanlaştırmamak gerek. Unutmayalım ki koskoca bir dünya edebiyatı aslında bir başka tür "yalan" değil midir? Bu kurmaca, bu "yalan"; bu ikili, bu kaotik yanıyla aynı zamanda insanlığın en önemli yaratıcı gücünün ta kendisi olmadı mı? Biz geleceğimizi şekillendirirken, unutmayalım ki dünya kaotik "metaverse"leri, "blockchain"leri doğuruyor. Bunlar ne tam iyidir ne tam kötü... Konuya bizim nasıl baktığımız önemli. 

Sisyphus:The Myth adlı Kore yapımı dizide etkili bir söz vardı: "Gelecek çoktan geldi, sadece henüz bilmiyoruz.”

Farkında olanlara, fark yaratanlara ise hepimiz borçluyuz. 

Belki de bunun için sözlerle, fotoğraflarla, filmlerle, her yönüyle sosyal medya; aynadır, bize bizi gösterir; ayna donmuş gibidir ama sen canlı oldukça, canlıdır.

Yine sosyal medya aynı zamanda bir fotoğraftır, bizi eyler, bizi oyalar, bizi bizden saklar, hatta bizi özümüzden uzaklaştırabilir. Üstelik fotoğraf neredeyse canlı gibidir ama donmuştur. 

Film de, fotoğraf da belki bir tür zamanda yolculuktur. Bu yüzden Sosyal medya, içinde dünü, bugünü, yarını barındıran kaotik bir zaman yolculuğudur. 

Her yolculuk gibi büyüleyici, öngörülemez ama umut doludur.

 

5000 yıl önceki bir Sümer tableti ile ("bu depodaki buğday şu kişiye aittir!")

ya da 3000 yıl önceki bir Urartu duvar yazısıyla (“tanrıların laneti, kurduğum bağları bozanların üstüne olsun!);

bugünün bir bilgisayar tableti ya da bir web sitesi arasındaki fark, sadece ZAMAN’dır.

Birisi buğdayı, üzüm bağını kollayıp koruyor, ötekisi ise hem bağı, buğdayı hem de -yeterince korumayan, ya da koruduğunu sananlara inat- VATAN’ı…

 

Tarih, değişerek tekerrür eder!

 

Hepimiz evrende eksi sonsuz ile artı sonsuz arasında ihmal edilebilir bir noktayız.

Taştan, ottan, hayvandan tek farkımız, FARKINDALIĞIMIZ!

 

SOSYAL MEDYAYA, SOSYAL MEDYADAN SORUYORUZ: FARKINDA MISINIZ?

 

İlhami MISIRLIOĞLU

 

Dinleme önerisi: Cem Karaca – Ceviz Ağacı (Ben bir ceviz ağacıyım, Gülhane Parkında / Ne sen bunun farkındasın, ne de polis farkında)

https://youtu.be/khD07C-YDL4

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.