İzmir yeniden ilericiliğin motoru olabilir

02 Mart 2013 14:51 / 2515 kez okundu!

 


İzmir nereye gidiyor? İzmir taşist mi? İzmir Kürtlerle barışılmasını istemiyor mu? Bu sorular son zamanlarda epeyice kafaları karıştırdı, yanlış algılar oluşturdu ve belki de bu algıları besledi... Meselemize yeni bir gözle bakmanın zamanıdır... Bence en büyük ortak bölenimizi kurcalamaktan hepimiz yorulduk, en küçük ortak katımızı büyütmeye geçelim artık.


Yılların İzmirlisiyim; 8 yıl Bayındır, Buca Lisesi; 1970 sonrası Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi; 1974 sonrasında GSB (Genç Sosyalistler Birliği), 1976'da İGD (İlerici Gençler Derneği), Kırmızı Karanfil Müzik Festivali 1978, 1979... 1980'e kadar... Sonrası büyük göçmenlik... Karanfil'e yurt dışında devam...

Şimdi annem, babam ve 5 kardeşim İzmir'de yaşıyor. Ben de hem onlarla hem de ve birtarihtebizdevardık dediğimiz yüzlerce arkadaşım, yoldaşım, dostumla zaman zaman birlikte oluyorum burada... Ki bir kısmı ile yollarımız farklılaşmış da olsa çoğuyla en az kardeş kadar can dostlarız. 1992'de Hollanda dönüşü İstanbul'a yerleştim ama İzmir ile bağım hep canlı kaldı. İzmir'in her daim daha iyi daha ilerde olmasını arzuladım... 2007 de Hürriyet ve Pervin Mısırlıoğlu ile birlikte kurduğumuz, İzmir'de siyah ile beyaz arasında özgürlükçü gri bir alan açmaya çalışan, bu alanda da gökkuşağı gibi İzmir'in her rengine yer veren bir internet portalı olarak www.izmirizmir.net bunun en iyi örneğidir. Yine 3 yıla yakındır başarıyla hamallığını yürüttüğümüz çok seslilikte Türkiye'ye örnek olmakta olan İzmir küçük Millet Meclisi, İzmir'e katkımızın en bilinenleri...


İzmir hem hepsi hem hiçbiri...

İzmir'in görünen çoğunluğu barışseverdir ama onun anladığı "barış" acaba tam olması gereken, ihtiyacımız olan barış mı?...
Yani barışseverlik anlayışımız sakin sakin tartışılmalıdır...

Ülkenin bir barışmaya ihtiyacı olduğu tartışılmaz ama bunda İzmir'in rolünün ne olacağını konuşmalıyız. Daha iyisini yapmak için ise elele vermeliyiz.

Geçmişimizden, arşivlerden istenirse kan da çıkarılabilir karanfil de... Biz geçmişten barış ve karanfil çıkarmalıyız...

Herkül Milas'ın bir kitabını yayınlamıştık Tarih Vakfı'ndayken: "Daha İyi Türk Yunan İlişkileri İçin Yap Yapma Kılavuzu"

Barışma sürecinde bu tür kitaplara ihtiyaç var... Bunu geliştirmeliyiz, Kürt, Ermeni Alevi barışmalarına uyarlamalıyız.


Barışma sürecine İzmir ağırlık koyarsa dengeler değişir

Bir ara taşlama işine girmiş olmasına rağmen İzmir taşist değildir. Bir sürü aşamayı atlayıp onu alelacele faşist diye damgalamak da doğru değil. Ancak şu kesin, yönünü yitirmiş İzmir, çıkış yolunu arıyor. Ülkesindeki büyük barışmalara gerçek bir katkı yapmak istemesi ve bunu mutlaka yapması da çok önemli bu yüzden.

İzmir deyince ister istemez akla önce CHP geliyor... Uzun süredir İzmir'de iktidar çünkü. CHP'nin kaderi şu an İzmir ile birlikte örülü, değişecekse birlikte değişecek. CHP'ye rağmen değişim olmaz mı? Olur ama bu değişim çok acılı ve sancılı olacaktır, her iki taraf için de... Şu anki süreç sanki biraz böyle...

CHP'de Kürtlerle gerçekten barışma yanlısı olanlar artık daha öne çıkmalıdır. Geçmiş yaklaşımların tutarlı bir eleştirisine ihtiyaç var ve biz bunu kolaylaştırmalıyız. Neden İzmir ve barış meselesi bu kadar önemseniyor, tartışılıyor? Çünkü barışma sürecine İzmir ağırlık koyarsa tüm dengeler değişir.
Bugün değilse ne zaman?

Kafalardaki imaj eskiden başka türlüydü; bir zamanlar İzmir ilericiydi, yeni girişimler hep İzmir'den çıkardı, İzmir demokrattı, İzmir özgürlükçüydü... İzmir barışseverdi... Kabul etmeliyiz ki bunlar geride kaldı ve İzmir eski statükoların hala sürmesi için çabalayan ve bu yüzden de ağır ağır kaybeden bir yer haline geldi.

İzmir neden ilericiydi çünkü liman kentiydi, bu yüzden yeniliklere açıktı, hoşgörülüydü; ayrıca çok ulusluydu: İzmir'de Levantenler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Türkler birlikte yaşıyorlardı. Bir tür melez bir kentti İzmir, ki melezlik iyidir, güzelliğin sentezlenip ileri taşınmasıdır...Yeni bir melezlik arayışında olmalı İzmir! Ancak limanların yerinde şimdi ne var? Yeni fikirler nasıl yayılıyor, İzmir biraz da bunu keşfetmeli... Sanal alem limanların yerini aldı bir anlamda. İzmir geçmişteki ilericiliğinin kökenlerini , kaynaklarını yeniden gözden geçirmeli, anımsamalarını ve sanal dünyadaki yerini zamanın ruhuna uyarlamalıdır.

Bir süredir İzmir yanlış ilericilik açmazlarında çok zaman kaybetti; saflık, birörneklik, bir tür beyaz Türklük, ilericilik adına kutsandı oysa bu bir tür yanlış muhafazakarlıktır ve İzmir de, Türkiye de bundan zarar görmeye devam ediyor.


Eskinin statükocuları, belki şimdinin mağdurlarıdır

Bugünün en mağdurları belki de eskinin statükosunu hiçbir şey değişmemiş gibi sürdürmek isteyenlerdir. İzmir'in eriyen çoğunluğundan söz ediyorum... 90 yıllık statükolarını yitirdiler; batıcıydılar ama sırf başka bir parti yapıyor diye, aslında kendilerinin de rahatlıkla yapabileceği şeylere karşı durmak biçimindeki yanlış muhalefet yüzünden, neredeyse batı karşıtlığına kaydılar; onlara yardımcı olmalıyız...

İzmir taşist de değildir faşist de! Ancak kafası karışmış, yolunu yitirmiş İzmir çıkış yolunu arıyor. Bu yolu, DTP konvoyunu İzmir'de göbeği açık genç kızlar taşladığında
DEMOKRATİK TAVIR MANİFESTOSU yayınlayarak göstermiştik İzmirizmir.net olarak... Doğudaki taş atan gençleri hapse atıp batıdakileri övmenin ikiyüzlülük olduğuna değinmiştik. Hayat bizi doğruladı...


Bergama sorumlumuz Birgül Güler Ayman

Geçen gece İstanbul'da Birgül Güler Ayman kardeşimizin kulaklarını çınlattık. Ezginin Günlüğü'nün eski solisti müzisyen Hüsnü Arkan ile birlikteydim. Kendisi 35 yıllık arkadaşımdır. Yeteneğinden etkilenip onu ilk kez Maden - İş salonunda yüzlerce emekçinin önünde konsere çıkardığım için hep mutluluk duydum. Geçen akşam onunla hasret giderirken o anımsattı. İLD'li Birgül hanımı 34 yıl önce İGD'nin yeni Bergama sorumlusu olarak benimle tanıştırdığını söyledi. Ki Birgül Hanım da böyle diyor zaten. O zamanlar İGD, Atatürkçülerle, sosyalistleri, komünistleri birlikte bünyesinde taşımayı amaçlayan bir örgüt olarak kurulmuştu. Ancak sonradan Komsomol olmaya çalışarak yanlış yaptı... İşte o dönem, İGD bölge sekreteri gibi çalıştığım sıralarda Birgül hanımla tanışmışız...

İGD'yi bazı yönlerden eleştirebiliriz ama Kürt sorunu konusunda değil... Hatırlatmalıyım ki o günlerin hemen öncesinde İzmir'de çıkardığımız LİSELİ Gençlik dergisi "Kürtlere kendi anadillerinde eğitim hakkı" istediği için ilk sayısından sonra kapatıldı ve yazı işleri müdürü Emin Hamarat bir yılı aşkın hapsedildi. Pervin Mısırlıoğlu ve izmirizmir.net'in Almanya sürgünü yazarı Ali Rıza Üleç ise 3 gün okullarından uzaklaştırma aldılar... Yani zaman, bu insan hakkını da taa o gün dile getirmiş olanları haklı çıkardı, bunu tanımamak için kırk bin takla atanları değil...

CHP'nin ve kendinin görüşlerini dürüstçe dile getiren Birgül Güler Ayman yanlış mı yaptı? Evet, yanlış! Cumhuriyetimizin yanlış ezberlerine takıldığı, CHP'nin bilinen açmazlarına düştüğü, çıkmazlarını savunduğu için evet yanlış. Dünyayı, Türkiye'yi ve İzmir'i okuyamadığı için yanlışta ısrar ediyor; ki onun yanlışlarında geçmişteki bizlerin de hatalarının payı var... Kemalizm'le Marksizm'in yanlış yorumlarını birbirine karıştırarak savunmamızın izleri ortada... İki çizgiyi yakınlaştıran; otoriterlik, tek particilik ve devletçilikti, etkisi hala sürüyor. Bazılarımız dönmüş o yoldan ama anlaşılan kimimiz muhafazakarcasına "çizgimiz"i koruyor.

Ancak yine de sayın Ayman'ı yanlış yerden eleştirmek de yanlıştır. Onu sanki "Kürtlerle Türkler eşit değildir ve olamaz!" demiş gibi eleştirmek haksızlık olur. "Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit görmek yanlış" demiştir Ayman. Eğer eleştireceksek bu sözlerin dayandığı düşünceyi eleştirmeliyiz. Yoksa Birgül Güler Ayman, 89 yıldır dayatılan ve bir bölümümüzün hararetle inanmak zorunda kaldığı bir görüşü tekrarlamıştır, o kadar.


CHP'liler 6 Ok'larını tartışma ve aşma cesaretine sahip mi?

Galiba iğneyi kendimize biraz daha batırmalıyız... İzmirliler nerede yanlış yapıyor? Yanlış ulus, millet, milliyet ve milliyetçilik anlayışlarının peşinde gitmekte ısrar ediyor. Bu kavramları yeniden tartışmalıyız.

Bunların demokratik olmayan yollarla "tanımlandığı" tek parti zamanlarında, bazı kimliklerin topluma zorla dayatılması geçmişte bize yıkım getirdi. Yanlışlarda ısrar edilmemeli; örneğin Atatürk başka bir üst kimlik amaçladı diyelim, arada yanlış uygulamalar da yapıldı ve toplumun çoğunluğunca benimsendi. Bu yanıyla Cumhuriyetin, "yeni devlete ulus yaratma" projesi tümden başarısız sayılamaz çünkü sistem buna samimiyetle inanan ve kendini öyle gören önemli bir çoğunluk yarattı. Ancak bu üst kimlik Kürtler için tutmadı. Kürt kimliğini inkar, asimilasyon ve yok sayma, olmayınca yok etme yollarının tümü denendi ama olmadı. Artık o çizgide ısrar edilemez... O zaman TC VATANDAŞLIĞI üst kimliğinde birleşeceğiz. Daha iyi bir ortak payda tanımı bulana kadar elbette...

Kendimize iğne batırmaya devam edelim. Laiklik anlayışımızı sorgulayalım...

İzmir'de "Dinin devlet eliyle yönetilmesi"ni laiklik sanan buna samimi olarak inanan bir kesim hala etkin...

Eski Türkiye'nin siyasetleri ve özellikle simge olarak İzmirlilerin çoğunluğu, yanlış bir laiklik savunuculuğu yaparken; AKP'ye, laik sandıkları bir sistemi kendi elleriyle armağan ettiler. "Dinin devlet eliyle yönetilmesi" olan "laikçi" sisteme kendi statükocu bakışları nedeniyle yapışınca, bu sisteme karşıt laflar edenleri de yanlış biçimde "şeriat getirecekler" diye damgaladılar. Bu politika gerçeği yansıtmıyordu. Gerçekliği yansıtmayan politikaların işi çok zor. Camileri kendi "devlet müslümanlığı" bakışıyla yöneten, Alevileri "görmeyen", gayrimüslimleri ise baskı altında tutan Diyanet'i ve onu üreten yanlış laik sistemi dişe diş savunarak onu Ak Parti'ye adeta hediye ettiler. O zamanlar onları uyaranları da dinlemediler. Ve bu güne böyle geldik. Hükümetten hiç Diyanet aleyhine ya da mevcut laiklik anlayışına karşıt laflar artık neden duyamıyoruz? Çünkü Ak Parti fazla sesini çıkarmadan şimdilerde kendisine laiklerin sunduğu bu laik olmayan hediyeyi hazmetmekle meşgul... CHP'lilerin önemli bir kısmı bu konuda özeleştiri yapmak için neyi bekliyor?

Bizim kuşakların kafası "devrim" ve "devrimcilik"konusunda da çok karışıktır. İhtilal, inkılâp, devrim sözcüklerini yanlış zamanda ve yanlış yerlerde bol bol kullanmış ama gerçek anlamlarını tarihsel bir anlayışla çözümleyememiş, çözdüğü noktalarda da meseleyi daha geniş bir topluluğun malı yapamamış bir kuşaktan geliyoruz. Düşünün ki, 27 Mayıs hala kimi yoldaşlarımızın beyninde ve yüreğinde "devrim" olarak yaşıyor... İzmir'de de bir bölüm CHP'li kardeşimiz, darbelere tümden karşı çıkmayarak, makbul darbe savunuculuğu yaparak, Silivri avukatlığına soyunarak sosyal demokratlığı bırakın demokratlık pozisyonlarını dahi tehlikeye attılar ve hala Silivri yolundan dönüş yapamıyorlar. Bu konuda da onlara yardımcı olmalıyız. Dostça eleştiri önemli bir yardım sayılmalı elbette...

İzmir'de, devletçilik politikasını sosyalistlik sanan bir kuşağın uzun sürmüş etkisi var... Eski bir çok yoldaşımızın da tıkandığı noktalardan birisidir bu. CHP'li arkadaşlarımızın bir bölümü en azından, bu dertten hala mustarip... Kapitalizmin bir ara kullandığı politikayı, her dönemlik bir ok olarak benimseyip, üstelik bu yanlışı başka ortam ve zamanlarda tekrarlamış sosyalist ve komünistlerle de kendini bir anlamda aynı paralelde sanmak, yanlışı yanlış olmaktan çıkarmıyor.

İzmir'de milliyetçiliği, ulusalcılık adı altında meşrulaştıranlar yok mu, var; bir kesimde bu yeni çizgiye "yurtseverlik" diyerek kurtulmaya çalışıyor ama bu kesim, aslında solcu olmayıp bir tür milliyetçi muhafazakar sağ çizgiye evrilmekte olduğunu artık fark etmek zorunda... CHP diğer okları gibi bu okunu da, güncel tartışmalara çelişkili yanıtlar vererek değil, güçlü ve gerçek bir yenilenmenin basamağı olarak, farklı ortamlarda tartışmayı artık planlamalıdır.


Cumhuriyetçilik mi önemli demokrasi yandaşlığı mı?

İzmir'de cumhuriyetçiliğin çok önemli ve en önemli olduğuna samimi olarak inanan bir kesim var; oysa Saddam Irak'ı, Çavuşesko Romanya'sı, Pinochet Şili'si birer CUMHURİYET idi ama oralarda DEMOKRASİ yoktu; buna karşılık Hollanda, İsveç, İngiltere cumhuriyet değil meşrutiyet ama buralarda DEMOKRASİ var; şimdi biz neyi istemeliyiz? İçi boş, demokrasisiz, vesayetçi, otoriter bir cumhuriyet mi yoksa gerçekten demokratik bir hukuk cumhuriyetini mi?

CHP'li arkadaşlarımız hem İzmir'de hem Türkiye'de oklarını tartışmak ve cesurca zamanın ruhuna uyarlamak görevinden artık kaçamazlar. Çünkü onların, güncel bir çok konuda, toplumun önemli bir kesimiyle zıt duruma düşmesinin temel nedenlerinden biridir bu


İzmir taşist de değildir faşist de!

Yolunu yitirmiş İzmir çıkış yolunu arıyor. Biz arşivlerden güller karanfiller çıkarmaya devam edelim...

Kırmızı Karanfil Müzik Festivali 1978 - 1979 Nötron bombasına karşı yapıldı ama yurt dışında da 3 kez tekrarlandı. 1984 de bir açılış konuşması yapmıştım... Hapisteki oğluna kendi dilinde seslenemeyen ananın 5 dakika ağlamasının, geçmişte ekilen rüzgar olduğunu söylemiştim. Bu gün durdurulmaya çalışılan fırtınanın temelini burada aramalıyız...

1978 de İzmir'de kitlesel bir Newroz kutlaması yapılmıştı... Orada yaptığım konuşma dikkat çekmişti. Ve özgürlük ateşleri, karanlıkta çakmaklarla da olsa orada yakılmıştı.

Duvarlara yazı yazmak, İzmir'de yaptığımız en iyi işlerdendi. Herkesten farklı yazılar yazardık. Kargacık burgacık yazılama yapmayı herkesten önce bırakmış, planlı, ön çalışmalı şablon yazılamaya geçmiştik. Ama cami duvarına yazmamak prensibimizi de yaşama geçiren bizlerdik. Başkaları o duvarlara yazarsa gündüz gözüyle gidip silerdik. Abdest alan halk, "yahu bu adamlar sosyalist falan ama herkesten değişikler" derdi. Bu algıyı yaratmak çok önemliydi ve bugün nasıl bir yol izlenmesine gerektiğine de hala işaret ediyor sayılır...


İzmir'i yeniden ilericiliğin motoru yapmak mümkün mü?

Ütopyası yara almış, çökmüş insanların yeni ütopya arayışında olması doğaldır. Bu hem dünya, hem ülke hem de İzmir için geçerlidir. Ama şu anda acil olan İzmir'dir.

İzmir'i yeniden ilericiliğin motoru yapmak mümkün mü? Benim gönlüm bunu istiyor. Ütopya ararken, eski ütopyalarımızı sorgularken; küresel ısınma artıyor, özellikle yakın coğrafyamızda politik çalkantılar büyüyor ve yüreklerimizde yeni fırtınalar patlıyor. Yeni ütopya arayanlar buralardan yola çıkmalı... Yeşil, özgürlükçü, demokrat, ilerici bir yeni yönelim belki buradan doğacak. Ki onun bireyi önemseyen, dindarlarla barışık, kendi ülkesinin geçmişini hazmetmiş ve mutlaka bir tür feminist çizgiye evrilmesi zamanın ruhuna uygun olur.

Bunu yapmak için herkesin tek bir partide toplanması da gerekmez. Sivil toplum, medya ve partiler dahil, herkes bulunduğu yerde güzel şeyler yapabilir.


En büyük ortak bölenimizi kurcalamaktan, en küçük ortak katımızı büyütmeye geçmeliyiz artık

Hem dünyayı hem ülkeyi hem de İzmir'i doğru okumak çok önemli.
Eskinin en büyük devi ile yeninin en büyüğü, birlikte köprüleri ve paralı otoyollarını işletecekler; KOÇ ile ÜLKER'in bu yeni ortaklığını (ihale bugün iptal edilmiş de olsa) İzmir de CHP de doğru yorumlamalıdır. Olumlamak olumlamamak başkadır ama süreci okuyamamanın sonucu vahim olur.

Yetmez ama EVET diyerek olumlu adımlara destek veren ama olumsuzlukların da karşısına dikilmeyi beceren; bu sayede de dindar demokrat kesimden hatırı sayılır bir destek bulan yeni tür siyasetleri özlüyorum...

Siyah ve beyaz arasında bunalan İzmir'imin yeniden griyi keşfetmesini özlüyorum; izmirizmir.net in, 6 yılda İzmir'de açtığı gri alanı ve bu gri alanda rengarenk gökkuşağı yaratmasının kıymetinin bilinmesini umut ediyorum...

Başörtülü yazarlarımızın kafalarındaki örtüyle değil, onun altındaki fikirlerle ilgilenmeyi önemseyen bir İzmir'i özlüyorum.

İzmir'in şu anki çoğunluğunun azınlığa düşmesini diliyorum, İzmir'in şu anki azınlığının bu haliyle çoğunluk olmamasını istiyorum, %10'luk haksız barajların kalkmasını, demokratik koalisyonların gelmesini istiyorum. Daha adaletli sistemleri savunmak için bir örgütlenmenin adında "adalet" olmasının bile yeterli olmadığını yaşam gösteriyor bize. Yaşamın gösterdiği boşluklar özgürlükçü ve demokrat bir yapıyla doldurulmazsa, onu birileri dilediği gibi doldurur, dolduruyor.

İzmir'de doğaya saygılı, özgürlükçü, önyargılara teslim olmayan, çok kültürlü, "tekçi" de olmayan, demokrat, dindarlarla barışık ve gerçekten laik bir yapının, abartmadan söylersem, en azından önemli bir azınlık haline gelmesini arzuluyorum.


Nuh'un Gemisi felsefesine ve hareketine ihtiyaç var

Nuh'un Gemisinden çıkmış ve bu topraklara yeniden yayılmış olanların, din, dil ve etnisite farkı gözetmeden bu toprakta oluşturacakları hukuksal eşitliğe dayanan kardeşlik, tüm coğrafyaya örnek olacaktır.

Mozayik, ebru, çimento... Anadolu'daki karmaşık kardeşliğimiz genellikle bu tür sözcüklerle anlatılır. Ben "aşure" sözcüğünü tercih ediyorum. Toplumumuzun çok kültürlü yapısını en iyi anlatan tatlı; içindeki malzeme çok çeşitlidir, tatlı pişince yok olmazlar, kendi renklerini ve tatlarını korurlar ama artık aşure diye bir tatlı oluştururlar ki onun tadı hem bileşenlerinden gelir hem de yepyeni kendine özgü bir tat olur. İşte bu nedenlerle Aşure kardeşliğinin en iyi kardeşlik olduğuna inanıyorum... Çünkü orada hem kimse kimseyi zorla asimile etmiyor hem de ortaya yeni bir üst kimlik çıkıyor.

Bu yüzden Sünni kardeşim Alevinin hakkını savunuyor, "Cemevi tanınmazsa, benim secdeye gelen alnım ak olmaz" diyor;

Bunun için Alevi kardeşim "artık başın örtüsüyle uğraşmaktan vazgeçiniz, başın içindeki fikirlerle uğraşınız" diyor;

Bu yüzden demokrat ve özgürlükçü Türkler, "Kürt vatandaşların dillerine basarak Türkçe'yi yüceltemeyiz" diyor;

Bu yüzden Kürtlerin ezici çoğunluğu, "biz kardeşlik değil hukuksal eşitlik istiyoruz, artık zorla asimilasyon politikasına son verilmeli" derken bile "bağcıyı dövmek değil üzüm yemek" isteğinin altını çiziyor...


Yeni anayasa, aşure kardeşliğinin hukuksal ifadesi olmalıdır

Yeni tür bir kardeşlik için yeni anayasa şart; ilk kez yapılacak sivil ve özgürlükçü bu anayasayı yalnız biz değil bu geniş coğrafyanın tüm halkları sevinçle karşılayacak, örnek alacaktır. Bu coğrafya bölünmenin parçalanmanın değil, özgürlük ve eşitlik temelinde, doğanın tahribine ve erkek egemenliğine de dayanmayan yeni bir hukuksal sözleşmenin ufkuyla aydınlanacaktır. İzmir bu çabanın tam içinde olacağını, düzenleyicisi olduğumuz ve 600 kişiyle rekor kıran Yeni Anayasa Platformu toplantısıyla aslında gösterdi. Yani güveneceğimiz yeni İzmir bu doğrultuda gelişiyor.

Bu anayasayı kim yapacak? "Hiç bir şey eskisi gibi olamaz, toplumdaki bu değişimi görmeliyiz" diyenler yapacak elbette. Kendi 6 oklarını cesurca sorgulayanlar, Alevileri, Kürtleri, Gayrimüslimleri kucaklayanlar, ucube diyerek heykel yıktırmayanlar, kimseye kendi yaşam biçimini dayatmaya kalkmayanlar bu topraklarda da, İzmir'de de daha uzun yaşayacak, yanlışta ısrar edenler ise eriyip tarihe karışacaklardır...

İzmir ve İzmirlilik yeni kendineözgülükler yaratarak, yeni eşitlikçi meclisler kurarak ve onları yaşatarak tarihe geçecektir.

Bunu yapacak olanlar da farklı fikirlerde de olsalar burada yan yana hoşgörüyle tartışıp, birlikte yaşayıp şiddeti tarihe gömmeyi başaranlar olacaktır.

Ben bir Türk olarak Kürtlerin ayrılık hakkını rahatça savunuyorum çünkü az önce konuşan bir Kürt arkadaşımız birlikte yaşama istemini benden daha güzel olarak dile getirdi.


En büyük ortak bölenimizi kurcalamaktan yorulduk, en küçük ortak katımızı büyütmeye geçelim artık.


Sevgiler.


İlhami MISIRLIOĞLU

(1 Şubat 2013 İzmir küçük Millet Meclisi oturumundaki özet konuşmamın tam metnidir)



Son Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2013 00:47

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.