İslamiyet neden geri kaldı?

17 Ocak 2017 21:11 / 1703 kez okundu!

 

 

Biraz kabalaştırma pahasına şunu söyleyebiliriz... İslamiyet felsefeye sarıldıkça gelişti, felsefeye tavır aldıkça, ondan uzaklaştıkça durakladı, geriledi.

İslamiyet neden geri kaldı?

Bir arkadaşın sosyal medyadaki "İslamiyet neden geri kaldı?" sorusuna değişik yanıtlar gelmiş. Ben de oraya eklediğim notu biraz eklemeyle yeniden yazdım. "Geri kalma" sözleri başlıbaşına ayrı bir tartışma konusu gibi görünse de tartışmanın özü neredeyse 1000 yıllık bir geçmişe sahip. Yani tanıdık bir tartışma ve hala önemli. Başka onlarca sebep sayılabilir elbette ama biraz kabalaştırmak pahasına diyebilirim ki, İslamiyet felsefeye sarıldıkça gelişti, felsefeye tavır aldıkça, ondan uzaklaştıkça durakladı, geriledi.

Bizans'ın mirasının üstüne oturan Osmanlı, bu mirasın iyi yanlarının yanı sıra işin kötü yanlarını da almayı ihmal etmemişti... Kimi örgütlenme biçimlerinde, devlet yönetiminde, müzikte çok olumlu olarak değerlendirdiği mirasın mesela melekler bölümü biraz karışık... Çünkü Bizanslılar, kent neredeyse Osmanlılar tarafından ele geçirilmek üzereyken, denir ki meleklerin cinsiyetini tartışmaktaydılar. Üstüne bir de Katolik - Ortodoks çekişmesi eklenince Osmanlının işi biraz daha kolaylaşmıştı. Katolikler Bizans'a yardımda nazlanıyor, Ortodokslar ise, "İstanbul'da Katolik külahı görmektense Osmanlı kavuğunu tercih edeceklerini" açıkça söylüyorlardı. 

O gün seçilen yol bugünümüzü belirledi.

Sonuçta İstanbul el değiştirdi ama İbni Rüşd'ün değil İmam Gazali'nin peşinden giden Osmanlı, benzeri tuzaklara düşmekte gecikmedi. Bilimi, araştırmayı temel edinen, kuşkusuyla geleceğe yön veren bir İslam alimi olan İbni Rüşd (Averros) çizgisi, örneğin Takiyettin'in ve rasathanenin yok edilmesine izin vermezdi. Ancak İmam Gazali'nin "herşey Kuran'da var, araştırmaya, kuşkuya gerek yok, kuşku bizi tanrıdan ve dinden de kuşkuya götürür; bu felsefecilerden (Farabi ve İbni Sina kastediliyor) ve onların İslam'a getirdiklerinden (üniversite ve büyük çeviri hamlesi kastediliyor) kurtulmak lazım" düsturunun iyice abartılarak uygulanmasıyla İslam dünyasındaki hakimiyeti kırılamayınca ve Şeyhülislam Hocazade, Fatih'in son bir umutla sorduğu "İmam Gazali mi haklıydı yoksa İbni Rüşd mü?" sorusuna tarihi ama kanımca yanlış cevap verince yapılacak bir şey kalmamıştı. 

Artık bir anlamda Takiyettin'in de, Osmanlıya ilk matbaayı getirecek İbrahim Müteferrika’nın da kaderi çizilmiş gibiydi. Hatta bizim ve çocuklarımızın da kaderi...

Önemli olan bu gün ne tartıştığımız ve bu konuya nasıl yaklaştığımız... 

Umarım günümüzde İslam dünyasında felsefe yeniden revaçta olur ve Batı'nın durakladığı şu momentten Doğu dünyası akıllı biçimde yararlanabilir. Barış, kardeşlik ve bilginin egemenliği yeniden tüm dünyada hüküm sürmeye başlar. Averros adıyla Batı’ya bıraktığımız ve onların Rönesans’ına, Reform’una öncülük etmiş İbni Rüşd yeniden hatırlanır..

Bazı kesimlerdeki, "İslamdan duyulan yanlış korkular" insanı yanlış politikanın kucağına atıyor. Üstelik bu kesim biraz zorlasa İbni Rüşd çizgisini keşfedecek; evrim tartışmalarında olduğu gibi yeni bir bakış açısını kurcalayabilecek ama kendisini objektif olarak karşısında durduğu İmam Gazali çizgisinin sıcak kollarında uyumaya bırakmayı tercih ediyorlar. Yanlış İslamcıların tutumu da karşılıklı yanlışları hızlandırıyor Gazali'nin bir çok olumlu yanının da böylece toptan kötülenmesine hizmet edilmiş oluyor.

Aramaya, tartışmaya devam...

Başka bir yazım da bununla ilgiliydi. İlgilenen arkadaşların dikkatine...

http://www.izmirizmir.net/ilhami-misirlioglu-imam-gazzali-mi-hakliydi-ibni-rusd-mu-y186.html

 

İlhami MISIRLIOĞLU

 

Son Güncelleme Tarihi: 28 Ocak 2017 13:08

 

Bu yazıyı Facebook'ta paylaşabilirsiniz+:
Facebook'ta paylaş
0
Yorumlar
Uyarı

Yorum yazabilmek için üye olmalı ve oturum açmalısınız.

Eğer sitemize üye değilseniz buraya tıklayarak hemen üye olabilirsiniz.

Eğer üye iseniz oturum açmak için buraya tıklayın.